Urfa Turizminde Zarar Yüzde 40'ın Üstünde

Bu güne kadar birçok beş yıldızlı otellerde genel müdürlük yapan ve 22 yıldır sektörün içerisinde yer alan Dedeman Şanlıurfa Müdürü Ertuğrul Er, SANLIURFA.COM 'un pazartesi konuğu oldu.

 1994’ten beridir profesyonel turizmle uğraşa ve son 9 yıldan buyana da Şanlıurfa turizminin içerisinde yer alan Ertuğrul Er, SANLIURFA.COM ‘dan usta gazeteci Mehmet Dener, son dönemde yaşanan olayların turizme etkisin anlattı.


SURUÇ PATLAMASINDAN BUYANA TURİZMİMİZ CİDDİ SIKINTILAR ÇEKİYOR
İŞTE O ROPORTAJ
Mehmet Dener: Bize biraz turizmi anlatır mısınız? Son dönemde yaşanan olaylar sizleri nasıl etkiledi?
Ertuğrul Er: Öncelikle turizm sektörüne göstermiş olduğunuz yakınlıktan dolayı teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Urfa ciddi bir turizm potansiyeli içermekte. Zaten Urfa’nın ekonomik değerlerine baktığımız zaman hala sanayide ciddi bir oluşum yakalayamamış. Urfa’da toprak ve turizm üzerine bir ekonomi söz konusu. Tabi biz bunun turizm kısmıyla ilgileniyoruz. 2015 Temmuz’da Suruç’ta olan patlamadan sonra günümüze kadar bir kriz söz konusu. Yerli ve yabancı turist anlamında ciddi bir kaybımız var. O günden bugüne daha kimseyi ağırlamadık desek yeridir. Şuan çok yoğun günler geçiriyoruz. Nisan ve Mayıs ayı Urfa için çok yoğun günler fakat sıkıntı devam ediyor. İstediğimiz doluluk oranını yakalayamıyoruz. Belki bunlarla ilgili bölgemizde Valilik, Belediye ve Sivil Toplum Kuruluşlarının çeşitli girişimleri olmuş olabilir ama hala istediğimiz tempoyu yakalayamadık. Ciddi sorunumuz devam ediyor. 
TURİZMDEKİ KAYBIMIZA HER HANGİ BİR DESTEK VERİLMEDİ
Mehmet Dener: Bu anlamda Turizm sektörüyle ilgili devletin herhangi bir teşviki, kredisi olmuyor mu?
Ertuğrul Er: Bizim de basın yoluyla takip ettiğimiz kadarıyla başbakanlık tarafından turizme destek anlamında bir açıklama vardı ama sanki bu sahil bölgesinde daha ağırlıkta kaldı gibi. Kültür turizmi içeren Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde pek bir uygulama göremedik. Başbakan’ın açıklaması, Bakanlar Kurulu’nun burada toplanması belki bir ses getirdi reklam anlamında ve birkaç gün yoğunluk yaşadık ama biliyorsunuz ki aynı haftada turizm çalıştayı da yapıldı burada. Bu sorunlar orada dile getirildi. Hani orada biz işletmelere ne verebiliriz? Konusu üzerinde duruldu. Biz işletmeler olarak ilk önce bir güven ortamı oluşmasını istiyoruz. Daha sonra reklam ve tanıtım artı bizim personel giderlerimiz, vergilerimiz ve diğer giderlerimiz ile ilgili bir beklentimiz oldu ancak şu ana kadar açıklanmış bir şey söz konusu değil. 

TOPLANTILARDA DAHA ÇOK DEVLET TESİSLERİ KULLANILIYOR
Mehmet Dener: Devletin çeşitli toplantıları oluyor Şanlıurfa’da. Bunların size hiç yansıması olmuyor mu?
Ertuğrul Er: Yani illa biraz oldu. Biz kültür turizmi anlamında biraz ortada kalıyoruz. Öncemiz Antep, sonramız Mardin. Her ne kadar da olsa bir iş potansiyeli olan bir şehiriz. Biz Antep’e göre biraz daha şanssız olabiliriz çünkü onlarda ciddi bir sanayi var, kültür turizminin eksiğini oradan kapatabiliyorlar ama bizim Adıyaman, Diyarbakır ve Mardin’den daha şanslı şehir olduğumuzu düşünüyorum. Kültür turizmi olmasa da bir iş hacmi, bir iş potansiyeli var. Bazı sosyal, kamu içerikli etkinlikler oluyor fakat yansımalar istediğimiz boyutta değil. Bazı kamu kuruluşları tarafından açılan sosyal tesislerin daha ağırlıkta kullanıldığını gözlemliyoruz. Bizler ayakta durması gereken ve vergi ödeyen işletmeleriz. Yani vergi ödemeyen sosyal amaçlı yapılan tesislerin daha çok kullanıldığını gözlemlemekteyiz. Bu da Urfa’nın kanayan yarası olarak görülüyor.
TURİZMDE KRİZİ FIRSATA DÖNÜŞTÜRMEK PEK MÜMKÜN OLMUYOR
Mehmet Dener: Peki, siz işletmeciler olarak bir araya gelip bir çıkış yolu arıyor musunuz? 
Ertuğrul Er: Bu anlamda turizme çok yansıma olmuyor. Biz bir gıda kuruluşu olsaydık mültecilerle ilgili, kamplarla ilgili bir girişimimiz olabilirdi. Bu kitlesel bir olay. Yani içeriye giriş olacak ki biz bunu değerlendirebiliriz veya en iyisini nasıl yapabiliriz? Sürdürülebilirliğini nasıl yapabiliriz? Urfa’nın kalitesini nasıl yükseltebiliriz? Daha iyi nasıl hizmet verebiliriz? Gibi konular oturup konuşabilirdik ama şuan biz turizmciler bir araya gelip de şehirde nasıl bir şey yaparsak burayı geliştirebiliriz? Bu ciddi bir bütçe gerektiren bir durum. Biz kar amaçlı işletmecilerin böyle bir risk alması da söz konusu değil. Bizim beklentimiz; STK’lar, kamu kuruluşları bir araya gelsin buraya bir yatırım yapsınlar, gerisini biz tamamlayalım. Nasıl tamamlayabiliriz? Biz de fedakârlık yaparız. Fiyatlarda indirim yapabiliriz, sürekliliği sağlamak için daha kaliteli hizmet verebiliriz, turizmin tanıtımına destek verebiliriz ama getirmek değil de sürdürülebilirliği sağlayabiliriz. Getirmek ciddi maliyetler gerektiriyor. 

BİZİM AVRUPA’YA ÇIKIŞ KAPIMIZ GÖBEKLİTEPEDİR
Mehmet Dener: Yani krizi fırsata dönüştürmek turizm sektörü için çok isabetli bir söz değil mi?
Ertuğrul Er: Yani krizi nasıl fırsata çevirebiliriz? Gastronomi ile ilgili bir Unesco başvurusu vardı. Onu biz tamamlayamadık. Komşumuz Gaziantep bu işi aldı. Onlar da bu işten iyi yararlanıyorlar. Bu tür sosyal faaliyetlere önem vermek lazım. Sadece yurtiçi değil yurtdışı tanınırlığı da arttırmak lazım. Benim her zaman bir söylemim vardır. Urfa deyince akla Balıklıgöl vardır ve biz Balıklıgöl ile işi götürüyoruz. Bizim Avrupa’ya çıkış kapımız Göbeklitepe’ydi. Her ne kadar bu Davos’ta gündeme gelse de Göbeklitepe’yi iyi işlediğimizi düşünmüyorum. Bölgede oluşan bir güvensiz ortam nedeniyle o da ortada kaldı. Bunları fırsata çeviremiyoruz, nasıl çevirebileceğimiz konusunda da çözümü pek bulamıyoruz.
22 YILDIR BU SEKTÖRDEYİM BEN BÖYLE BİR KRİZ GÖRMEDİM
Mehmet Dener: Peki, kaç yıldır bu sektördesiniz?
Ertuğrul Er: Ben 1994’ten beridir profesyonel turizmle uğraşıyorum. 22 yıl oldu. Son 9 yıldır da Şanlıurfa’dayım, Şanlıurfa turizminin içerisindeyim. 
Mehmet Dener: Turizm hayatınızda hiç böyle bir krizle karşılaştınız mı?
Ertuğrul Er: Hiç karşılaşmadım. Sadece 2001’de bir kriz olmuştu. Onda da küçük geçişler olmuştu ancak biz o krizi fırsata çevirebilmiştik. Mesela son yaşanan olaylarda da bir avantaj oldu. Kobani olaylarında basınla ilgili, emniyetle ilgili ciddi bir geliş oldu ama geçici bir hareketlilik oldu bu. Daha önce hiç böyle bir krizle karşılaşmadım. İşin korkutucu tarafı da bu biraz daha devam edeceğe benziyor. Urfa’da dokuzuncu yılım. En verimli yılımız 2013 yılıydı, çok verimli bir yıl geçirdik ama son 1 yıldır çok ciddi bir düşüş yaşıyoruz. Belki bunu tolere edebiliriz, süreyi kısaltabiliriz ama sürenin çok kısa olacağını sanmıyorum, sanki biraz daha devam edeceğe benziyor. Meslek hayatım boyunca ben böyle ağır bir kriz görmemiştim. 
İnsanlar yeni bir yere gittiği zaman ilin mitolojik yapısını öğrenmek için genelde müzeler tercih edilir. Urfa’da mükemmel bir müzemiz var. Urfa’nın bütün sokakları, caddeleri bir müze. Urfa kadim bir şehir, açık hava tiyatrosu gibi bir yer. Fakat son yaşanan olaylar nedeniyle biz çok zarar gördük. Göbeklitepe’den iyi bir derecede yararlanamadık, Davos’ta yapılan reklamın üstüne getiri sağlayamadık, kriz çıktı, sıkıntı çıktı. Müzemiz açıldı. Biliyorsunuz yürüyüş parkuru 5 Km olan mükemmel bir müzemiz var, dizaynı çok güzel yapılmış. Fakat bunlardan yeteri derecede nemalanmadık. Bu kriz ortamı çözülürse, her şey normale dönerse elimizdeki veri tabanları çok yüksek. Yani Havva annemizle Âdem babamızın yaradılışından bu yana bütün eserlerin hepsi Urfa’da. Yani bir insan Urfa’da atalarının nasıl biri olduğunu nerde? Nasıl? Ne yapmış? Çağlar nasıl değişmiş? Diye merak ediyorsa, mitolojik bir merakı varsa Şanlıurfa’ya gelip gezmesi gerekiyor. Urfa her şeyin canlı bir örneği.


URFA TAMPON GÖREVİ GÖRÜYOR
Mehmet Dener: Şanlıurfa aslında bölgedeki diğer şehirlerdeki sorunlardan etkiliyor. Biz algı yönetimi mi yapamıyoruz?
Ertuğrul Er: Kesinlikle algı yönetimini yapamıyoruz. Urfa’nın merkezi gayet güvenli. Ülkenin birçok ilinde yaşanan sorunları biz Urfa’da yaşamıyoruz. Hatta Urfa’dan batıya olan iller bize minnet borçlular çünkü Urfa tampon görevi görüyor burada. Dibimize kadar gelen olaylar bizden öteye geçmiyor. Tampon görevini görüyoruz. Şanlıurfa böyle de önemli bir görev üstleniyor. Algıyı değiştirmek lazım ama güven olayı her şeyin başında geliyor. Güven olan şehirlere seyahatler yapılıyor. Bu şehirde güvenin olduğunu kanıksamamız lazım. Diyarbakır ve Mardin’de sorun varsa Urfa’da da var anlamına gelmesin. Daha çok Urfa’ya ne yapabiliriz? Hafta sonları kültür turları mı olur, gastronomi anlamında turlar mı olur, müzeler haftası mı olur, isot şenliği mi olur, fıstık şenliği mi olur, festivallerle, şenliklerle bu işi desteklememiz lazım. 
FESTİVALLER ŞENLİKLERLE URFA’YI CANLANDIRMALIYIZ
Mehmet Dener: Burada tur operatörlerinin üzerine de sorumluluk düşüyor mu?
Ertuğrul Er: Bunlar tamamen ticari amaçlı yapılan işler. Tamamen arz-talep meselesi bunlar. Sizin bu bahsettiğiniz acenteler Urfa’yı en az benim kadar bilen acenteler. Yani Antep’e gastronomi turu yapıyorlar. Urfa’ya neden olmasın? Gibi bir eleştiri yapıyorsunuz. Bunu nasıl destekleyebiliriz bilmiyorum ama tamamen arz-talep meselesi. Orası biraz daha cazip geliyor. Acaba bizden farklı neler yapıyorlar? Bunu araştırabiliriz. Mesela Gaziantep bunu çok iyi yapıyor. Festivaller, şenlikler yapıyorlar. Turizm acenteleri burayı da çok iyi biliyorlar ama acaba güven açısından mı gelmiyorlar yoksa biz mi kendimizi iyi tanıtamıyoruz bilmiyorum. 
EN ÇOK MÜLTECİ URFA’DA AMA NOBEL ÖDÜLÜNÜ BİZ İSTEYEMİYORUZ 
Mehmet Dener: Peki, şu aşamadan sonra ne öngörüyorsunuz?
Ertuğrul Er: Artık dışardan böyle çok bir şey sağlayamıyoruz. İş pazarına yönelmek zorundayız. Elimizde ciddi değerlerimiz var. Mesela gastronomiyi, fuarları çok iyi değerlendirebiliriz. Toprağın, GAP’ın başkenti biziz, bunları çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Yani yanı başımızdaki Antep yılda 15-20 tane ciddi fuar yapıyor, her fuar 4bin- 5bin kişiyi buluyor. Biz de burada çadırla fuar yapmaya çalışıyoruz. Artık vizyonumuzu ve misyonumuzu biraz değiştirmemiz lazım. İleriye dönük bir şeyler yapmamız lazım. Bizim devam eden bir kent konseyimiz var. Kent konseyini çok iyi anlamamız lazım. Yani projelerde turizmcilerle mutlaka iç içe olunmalı, artık toplantıları biraz daha verimli hale getirip Urfa ile ilgi neler yapabiliriz? Diye tartışmamız lazım. 
Yani bu algı olayı. Onlar gidip oralarda reklam yapıyorlar, popüler insanlara yaptıkları işleri anlatıyorlar. Yani tamam Unesco’dan gastronomi ile ilgili aldılar yemeklerini şimdi bir projeleri var biz niye yapmıyoruz bu projeyi? Bir sürü mülteciye biz bakıyoruz, Nobel barış ödülünü istiyoruz. Bizim hakkımı belki bu. Burada daha çok biz mülteciye bakıyoruz. Böyle algıları değiştirebilecek, sesimizi duyurabilecek projelere ihtiyacımız var. 
ZARARLARIMIZ YÜZDE 40 ÜSTÜMDE 
Mehmet Dener: Peki, meslektaşlarınızın durumu nasıl şu anda?
Ertuğrul Er: Dün bir otelin müdürü ile beraberdim. Zaman zaman bir araya gelip konuşuyoruz. Bu son dönemdeki kriz, sıkıntı hepimizde var. Urfa’nın en güzel ayı Mayıs ayı. Biz Mayıs ayındaki doluluktan da memnun değiliz. 
Mehmet Dener: Peki, matematiksel olarak kayıplarınız ne?
Ertuğrul Er: Kültür turları olarak Şanlıurfa bölgemizde yüksek ve düşük olarak 2 sezona bölelim. Yüksek sezonlarımız Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz. Ağustos’u pas geçiyoruz. Eylül, Ekim ve Kasım da bizim yüksek sezonumuz. Yani 6 ay yüksek 6 ay düşük olarak 2’ye bölebiliriz. Birinci yani sakin geçen 6 ayda kaybımız yüzde 25 civarında, yüksek sezonda kaybımız yüzde 50 civarında yani yıllık ortalama olarak yüzde 40’ı buluyor zararımız. Şuanda yüzde 40’ın üzerinde bir kaybımız var. Elektrik faturası, su faturası, vergi gibi şeylerde de herhangi bir indirim söz konusu olmadı, teşvikte söz konusu değil. Asgari ücrete zam geldi buda maliyetlerimizi arttırdı. Bu sene gelirimiz düşerken, maliyetlerimiz yükseldi. İnsanlar artık ayakta durmakta zorlanıyorlar. Tanıtım önemli. Tanıtımda destek verilsin, toplantı organizasyonlarına destek verilsin. Bunlar gelir anlamında yapılabilecek destekler. Bir de gider anlamında yapılabilecek destekler var. Faturalarda, vergilerde bize destek verilsin. Bizim zararımız yüzde 40 düştü, sabit giderimiz yüzde 10 arttı. Biz hiçbir zaman personel azaltmayı düşünmedik. Daha önce yaşanan bazı yerlerdeki sıkıntıların turizm camiasında yaşanmasını istemiyoruz. İnsanlar işsiz kalıp tekrar zor duruma düşmesinler. Yapılacak bir şey varsa, bir proje yapıp bunları gerçekleştirelim ki insanlarımız rahat ve ferah şekilde evlerine ekmek götürebilsin.