Her ne kadar kopma noktasına gelmezse de gayet gergin bir döneme girdik…
Yazanlar gergin, siyasiler gergin, atanmışlar gergin…
Gerginlik mi?
Benlik mi?
Olayların üzerindeki tozu üflerseniz benliğin ne kadar belirgin olduğunu görürsünüz.
Şuuraltında siyasal arenada aktör olmayı planlayanlar, seçim tarihi yaklaştıkça, mertçe yiğitçe aslanlar gibi ortaya çıkıp:
“Ben siyaset girmeyi düşünüyorum gelecek seçimde adayım” demek yerine el altından, kıvrak yollardan geçerek bir takım entrikalara başvuruyor.
Biliyorlar ki dünya da olduğu gibi bizde de siyasal başarı çıkar üzerine kuruldur. Bu şehir dünyadan uzak değildir ama siyasal çıkarlar geleneksellikle beslenir.
Bu nedenle açıkça “Siyasette varım!” derse asalakların çevresini erken saracığını biliyor.
Bekliyorlar…
Danışmanlık falan da eşantiyon yani…
Bu nedenle kalemlerini Çinlilerin yemek yeme çubukları gibi kullanıyorlar.
Eli yüzü kara yavrular yumurtanın sarısını beklercesine paylarını bekliyorlar.
İki satırlık yazıda kendine vücut bulup alınganlığını net dillendirmiyor. Bunun yerine hazır kıta bekleyen kalkan ekibini salıyorlar, saldırtıyorlar.
O kadar gerginler ki sıradan tartışmalara konu olmaya bile tahammül edemiyor, çıngar çıkarmaya kalkıyorlar…
Hatta tehdit ve şantaja başvuruyorlar…
Kabilelerinden oluşturdukları koruma duvarları devreye giriyor…
O da yetmiyor.
Bir de kalem ve haber portalı kiralıyorlar…
Yaftası cümle alemce bilinen, geçmiş yıllarda onlarca “Züğürt Brütüs”ün Sezar’ı olmayı bile kabul ediyorlar… Sonra da sırtlarından yedikleri bıçağın altından kalkamıyorlar.
Kendini ipotek ettirmiş yazıcılar laf tellallığının yansıra kendi hallerine bakmadan başkalarını yağcılıkla falan suçlayabiliyorlar…
Bir de haber portallarının çoğalmasından şikâyet ediyorlar.
“Neden bu kadar çok adam köşe yazıyor?” Diyerek, okuyucuya seçme ve ayrıştırma özgürlüğüne müdahale ediyorlar.
Bütün mesele şehirde kartelleşen yayın organları ya da klişeleşmiş ajans yayınları, gündemi tekeline alan yazılar yerini son zamanlarda yeniliklere imza atan yayın organları çıkmaya başlaması.
Çok seslilik, siyasi yelpazenin her kanadındaki kişi ve düşüncenin kendini ifade edip, savunma alanı bulmasıyla, içsel ve geleneksel siyasetçi ve siyasetten beslenenlerin manevra alanı daraldıkça geriliyorlar.
Görsel yayınlar geliştikçe. Çoğaldıkça; ekrandaki adamın samimiyeti, artistliği ya da yalancılığı vücut diliyle kendini ele veriyor.
Az sayıda da olsa krala “kokoşun açıkta” diyebilecek gençler, geleceğin basılı ve görsel yayın dünyasına; yazar, gazeteci ve televizyoncu adayı olarak girmeye başladı.
Telaşları ve gerginlikleri ondandır.
Hani tilki karganın ağzındaki peyniri almak için “sesin ne kadar güzel” demiş, karga seslenince peyniri kapmış tilki…
Tilkidir bu, bugün kargaya, yarın çakalla methiye dizer.
Tilkinin ağzına methiye olarak düşmek yerine bir aslanın ağzında yem. Kaleminde zem olmayı tercih ederim.
Bu yazı toplam 3333 defa okundu.