Aziz İlgazi
azizilgazi@hotmail.com
Bu Meclis ki;
07 Şubat 2010 Saat 03:35

Bu Meclis, milli iradeden vekâlet isteyerek, sonra milli iradeyi unutarak ve rencide ederek, düşüncesizce konuşmaların, kavgaların, yumruklaşmaların sergilendiği bir yer değildir.
Bu Mecliste son yaşanan yumruklaşma, sokak kültürü içerikli sözler, sınırsızca hakaretler bu gün ki meclisin içinde bazı insanların milleti temsil etme özelliklerine sahip olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Vekil seçmede hata milletin iradesinde değil, hata vekil olacak kişiyi milletin iradesine sunan otoritede veya kişidedir.
Vekile eğitimli olmasını şart koymak çözüm değil, yumruklaşanlar eğitimliydi
Psikolojik testler uygulamak ta yeterli değil, yumruklaşanlar sağlıkçı ve tıp âlimleri.
Toplumsal değerlerle ilgili testleri uygulamak yeterli değil, değerleri alt üst edenler ahlaki değerler hakkında nutuk atanlardı.
Konuşma hakkını ve özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin sözlerini kesmek için gürültü koparanlar da demokrasi ve düşünce özgürlüğüne alkış tutanlardı.
Millet en iyi vekili hangi ölçütlere göre seçmelidir?
Eğitimli olmalıdır..!
Ne konuştuğunu, neden konuştuğunu, ne zaman konuşması gerektiğini iyi bilir.
Psikolojisi normal olmalıdır..!
Stresi yönetmelidir, sabır ve sükûneti sağlamalıdır, dengeleri iyi korumalıdır, kendine hâkim olmalıdır, olayları soğukkanlı yönetmelidir.
Toplumsal değerleri olmalıdır..!
Toplumun ve bireyin ortak değerlerine uygun bir konuşma üslubu, yaklaşımı ve sözleri sarf etmelidir.
Demokrat olmalıdır..!
Bir ülkede yaşayan her inanç, her dil, her cins, her din ve ırk mensubunun temel değerlerine saygılı olmalıdır. Kendine ve diğerlerine söz ve düşünce hakkı yasalarla verildiğini idrak etmelidir.
Tarafsız olmalıdır..!
İktidarda veya muhalefette olsun, vatandaşlarına karşı son derece eşit yaklaşmalıdır, vatandaşlarına fayda sağlayan her adıma katılmalıdır, köstek olmamalıdır. Hizmeti eşit ve adil sunmalıdır.
Yapıcı olmalıdır..!
Ülkenin temel sorunlarına yönelik sonuç ne olursa olsun, yapıcı yaklaşımları sergilemelidir.
Ancak buraya kadar her şey normal…
Bu standartlarda olan veya olmayanlardan oluşan yüzlerce insan bu ülkede vekil aday adayı olarak parti genel merkezlerine başvuruyor. Buraya kadar normal ve doğal
Her insan seçme hakkına sahip olduğu gibi seçilme hakkına da sahiptir.
Seçilme haklarını özgürce kullanmak için başvurdukları parti merkezlerinde başvuran aday adayları sizce nasıl seçiliyorlar?
Eğitim düzeyine mi bakılıyor?
Psikolojik test mi uygulanıyor?
Toplumsal değerleri mi sorgulanıyor?
Demokratik bakış açısı mı ölçülüyor?
Tarafsızlığı mı sorgulanıyor?
Yapıcı ve uzlaşmacı olması mı ön koşul görülüyor?
Hepsine de HAYIR tabi ki…
Diğer taraftan bir memur alınacak, bir müstahdem alınacak veya bir kapıcı alınacak, yedi soy ağacı sorgulanıyor. Ciddi yazılı ve sözlü sınavlardan sonra bir mülakat sınavı da uygulanıyor. Bunlarda yetmiyor tabii ki, birkaç tane de referansın olacak.
Peki, partiler veya parti başkanları ne yapıyor. Meclise taşıyacak vekil adayını seçerken;
-mal varlığı
-diploma-pek önemli değil
-ünlü biri olması
-tanınmış bir olması
-çevresi geniş olması
-bulunduğu yerde çok oy alması
-partide liderlik yarışına katılmaması
-partide söz verilmedikçe konuşmaması
Benim köylüm, işçim, esnafım, memurum üzerine çökmüş ekonomik yükün altında ezile ezile vatandaşlık görevini en iyi şekilde yerine getirmek için sandık başına gidiyor.
Cebinde belki de son 1 TL minibüs parası vardır, buna rağmen sandık başına gider ve kendisini en iyi yönetecek pek fazla tanımadığı vekili seçmeye çalışır.
Kiminin de okuması yazması yoktur, yinede vatandaşlık görevini yerine getirmek adına gider sandık başına, fiyakalı imza atanlardan sıkılarak basar parmağını hiç ama hiç ne olduğunu bilmediği bir şeklin üzerine “hayırlı olsun bu ülkeye” diyerek uzaklaşır…
İşte ülkemin fedakâr insanları…
Dört veya beş senede bir kendilerine birileri değer vermiştir. Meclise girmek için kendilerine ihtiyaç duymuştur. Belki bunun farkında veya değildir. Sonuçta vekilini seçme görevidir. Kimi ve neden seçtiği de pek önemli değildir onun için.
Diploması, ünlü olması, çevresinde sevilmesi, partide liderliğe oynamaması, söz verilmedikçe parti içinde konuşmaması, mal varlığı pek önemli değil onun için…
Önemli olan birilerini mutlu etmek veya sevindirmektir…
Atatürk’ün kurtuluş savaşından sonra, millet iradesi ile her düşünceden ve inançtan insanlarla beraber uzun bir süreçten sonra kurduğu meclis bu meclis değil.
Canlarını bu ülke için hiç çekinmeden siper eden her düşünceden insanların sizlere emanet ettiği o meclis, bu meclis değil.
Milletin iradesi ile seçilen ve milleti temsil etmek için o meclis çatısı altında bu ülkeye ve bu millete hizmet ettiklerini düşünen vekillerimiz, bu millet son sergilediklerinizden dolayı sizlere karşı buruk ve şaşkın…
Bu millet birbirinizde özür dilemek yerine, bu millet kendisinden özür dilenmesini bekliyor.
Evet, millete dönmek ve milletten özür dilemek zamanıdır…
Meclisin temel taşlarını, görevlerini, yetkilerini ve felsefesini, Atatürk cumhuriyeti kurduğu dönemlerde “milletin iradesi çerçevesinde” açıkça ifade etmiştir.
Meclis, milli iradeden vekâlet isteyerek milli iradeyi unutmak ve rencide etmek için düşüncesizce konuşmalar ve tutumlar sergileme yeri değildir.
Atatürk, meclis için şu sözleri açıkladığı zaman büyük alkış toplamıştı.
“Millet bizi buraya gönderdi. Fakat ömür boyunca biz burada ve bu milletin yönetimini ve egemenliğini mirasa konmuş gibi temsil etmek için toplanmış değiliz” (Aralık 1921, S.D. I)
Bu meclis bu güne kadar milletin tasvip etmediği çok sayıda olayın şahidi olmuştur.
Bu meclisin başına gelenleri meslektaşım, değerli ağabeyim ve üstadım, daima yazılarından ilham aldığım gazeteci Mustafa Mutlu çok güzel yorumlamış.
Sizinle paylaşmak istedim. İşte Mustafa Mutlu’nun yazısı
O Meclis ki; çatısı altındaki “saygın” milletvekilleri, “çiğ köfte partisi” bile düzenlediler...
O Meclis ki; Genel Kurulu’nda çıkan binlerce kavgadan birinde bir milletvekili hayatını kaybetti...
O Meclis ki; en yakası açılmadık küfürler havalarda uçuştu...
O Meclis ki; yakın dövüş sanatlarının bütün örneklerine tek tek sahne oldu...
O Meclis ki; temizlik işlerini yapan firma elemanlarının personel binasında grup seks yaptıkları iddiasıyla gündeme geldi...
O Meclis ki; nice “saygın” milletvekilinin üç kuruşluk çıkar ya da koltuğunu korumak uğruna, rakip partilere “transfer olduklarına” tanıklık etti...
O Meclis ki; Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nde şef olarak görev yapan memuru tarafından 2004’te 48 milyar 172 milyon lirası dolandırıldı...
O Meclis ki; Genel Kurulu’na yasaları ayaklar altına alarak “türbanlı vekil” girdi.
O Meclis ki; koridorlarında, grup salonlarında, milletvekili odalarında bugüne kadar onlarca “hırsızlık” olayı meydana geldi... Sayısız cep telefonu, cüzdan, çanta, dizüstü çalındı...
O Meclis ki; cinayet zanlısı katiller milletvekili olarak görev yaptı... Terör örgütü üyesi, dolandırıcı, uyuşturucu kaçakçısı, ihale üçkâğıtçısı milletvekilleri cirit attı...
***
Bu meclis;
Kurtuluş savaşında canını ortaya koymuş, bütün varlığını bu ülkeye adamış milyonlarca vatan evladının yedi düşman ülkenin işgaline direnerek kanları ile kurduğu O MECLİS değil.
Meclis çatısı içinde millete yaşattığınız o olumsuz davranışlardan dolayı;
Milletten özür dileyin…
Bu yazı toplam 6089 defa okundu.