CIA Ve MI6 Suriye'deki Cihatçıları Böyle Desteklemiş
Bugun...




CIA Ve MI6 Suriye'deki Cihatçıları Böyle Desteklemiş
The Guardian'dan Seumas Milne'nin analizine göre İngiliz istihbaratıyla CIA'nın Suriye'deki cihatçı gruplara nasıl askeri ve lojistik destek sağladığı ortaya çıktı...

facebook-paylas
Tarih: 10-07-2016 11:58
CIA Ve MI6 Suriye'deki Cihatçıları Böyle Desteklemiş

The Guardian'dan Seumas Milne'nin analizine göre İngiliz istihbaratıyla CIA'nın Suriye'deki cihatçı gruplara nasıl askeri ve lojistik destek sağladığı ortaya çıktı. Silahları Kaddafi'nin devrilmesinden sonra Libya'da stoklayan istihbarat örgütleri gizli bir hat açarak malzemeleri örgütlere aktardı.

The Guardian'da yayımlanan bu analizi Odatv okuru için çevirdik:

Terörle savaş adı verilen bitmek bilmeyen kampanya 14 yıl önce George Bush tarafından başlatılmış, zamanla çok garip noktalara varmıştı. Pazartesi günü Londra'da düzenlenen Bherlin Gildo adlı Suriye'de terör eylemi gerçekleştirdiği gerekçesi ile suçlanan İsveçli bir adamın yargılandığı duruşmada, sanığın destek vermekle suçlandığı örgütlerin İngiliz gizli servisi tarafından silahlandırdığı ortaya çıkınca dava düşmüştü.

Savcılık dosyayı bırakmış, anlaşılan o ki gizli servisi utandırmaktan çekinmişti. Savunmanın iddiasına göre, İngiliz gizli servisinin Suriye'de bulunan muhaliflere geniş ölçekte destek verdiğinin ortaya çıkmasıyla birlikte mahkeme ile bir anlaşma sürecine girmeleri mahkeme açısından ''küçük düşürücü'' bir durum haline geldi.

Hükümetin gurulanmasına neden olan sadece ''ölümcül olmayan destek'' ile sınırlı değil, (kurşun geçirmez yelekler ve askeri techizat dahil), eğitim, lojistik destek ve gizlice sağlanan ''büyük ölçekli ağır silahlar.''  Referans gösterilen raporlara göre MI6 gizli bir hat üzerinde CIA ile işbirliği yaparak transfer ettikleri silahlar Suriyeli isyancılara ulaşmadan önce Kaddafi'nin devrilişinin ardından bir süre Libya'da stoklandılar.

Bir ülkenin başbakanının ve güvenlik yetkililerinin bin kat fazlasını gerçekleştirdikleri bir eylem dururken çok daha azını yapan bir başkasının hapse gönderilmesi saçmalık. Bu çok sayıda dosya arasında sadece bir örnek. Fakat çok daha az şanslı olanlar da yok değil, mesela Londra'da taksi şoförlüğü yapan Anis Sardar'a iki hafta kadar önce ömür boyu hapis cezası verildi, sebep, 2007'de Irak'ın işgali esnasında ABD'li ve İngiliz güçlerine karşı gerçekleşen direnişin bir parçası olması. Halbuki Cenevre antlaşmasına göre yasadışı şekilde istila ve işgale karşı direnmek terör eylemi ya da cinayet olarak görülmüyor.

SEFERBERLİK AÇIKÇASI PEK DE İYİ GİTMİYOR

Fakat terörizm meselesi şimdilerde gözlemciden gözlemciye değişen bir konu olma özelliği taşıyor. Ve hiçbir yer Orta Doğu'da olduğundan fazla bakış açısına göre değişken değil, bugünün PKK'lıları yarın bir anda zalimlere karşı gelen savaşçılar, müttefikler ise düşman olabiliyorlar.

Geçtiğimiz yıl, ABD, İngiltere ve öteki batılı güçler Irak'a geri döndüler, sözüm ona aşırı-mezhepçi İslam Devleti adlı PKK örgütünü yıkacaklardı (öncülleri Irak'ta el-Kaide olarak biliniyor). Bu eylemin gerçekleşmesi IŞİD'in Irak ve Suriye'de byük ölçekte bir alanı kontrol etmeye başlaması ve halifelik ilanından sonra gerçekleşmişti.

Seferberlik açıkçası pek de iyi gitmiyor. Geçtiğimiz ay, Irak'ın Ramadi kentinde IŞİD'in çevresi sarılmış, artık sınırları belirsizleşmiş bir coğrafyada Suriye'nin kasabalarından biri olan Palmira'nın fethi için savaşıyorlardı. El-Kaide'nin resmi uzantısı Nusra Cephesi ise, Suriye savaşının kazananlarından biri oldu.

Bazı Iraklılar ortada dönen oyunda ABD'nin eli olduğundan şikayetçiler. Amerikalılar ise sivil kayıplar verilmesinden kaçındıkları ve büyük başarılar elde ettiklerini iddia ediyorlar. Özel olarak, yetkililer bilhassa Sünni kalelerini vuruyor gibi görünmek istemediklerini, böyle bir durumun Körfez'de ki müttefikleri ile aralarını bozabileceğini söylüyorlar.

Bu noktaya nasıl geldiğimiz konusunu aydınlatan bir belge henüz gün ışığına çıktı, Ağustos 2012'de yazılan ve gizliliği henüz kaldırılan bir ABD istihbarat belgesi  -anlaşılmaz şekilde önceden kehanette bulunan- ve etkin şekilde hoş karşılayan- ''Selefi prensliğine sahip'' bir oluşumun doğu Suriye ve bir el-Kaide kontrolündeki İslam devletinin Suriye ve Irak'ta etkili olacağını bildiriyordu, batılıların o zamanlarda bütünüyle karşı oldukları bir şey, Savunma İstihbarat Ajansı belgesi Irak'ta bulunan el-Kaide'yi (daha sonra IŞİD halini alan) destekliyor ve Selefileri ''Suriye'de sürdürülen isyanın başlıca gücü'' olarak tanımlıyor – ve ''batılı devletler, Körfez ülkeleri ve Türkiye'' Suriye'nin doğusunu kontrol altına alabilmek için muhalifleri destekledikleri bilgisi raporda yer alıyor.

Pentagon'un raporunda belirtildiği üzere, isyancı muhaliflere ihtiyaçları olan desteği sağlamak yayılımcı Şia güçleri ile derin bir ortaklık içerisinde olan Suriye rejimini yalnızlaştırmakta etkili olacağı düşünülmüş, Selefi prensliğinin yükselişi de bu sayede mümkün olmuştur.

CIA'İN VESAYETİ ALTINDA BESLENEREK BÜYÜTÜLMÜŞTÜ

Bu satırlarda yazanlar iki yıl kadar sonra tamı tamına gerçekleşmiştir. Rapor bir siyasi rapor değil. Şüpheye düşüren bir üslupla yazıya dökülmüş. Fakat imalar yeterince açık. Suriye ayaklanmasının içinde bir yıl boyunca, ABD ve müttefikleri muhaliflere sadece destek ve silah yardımında bulunmakla kalmamış, bu aşırıcı mezhepçi grubun yönetilmesinde kontrol sahibi de olmuşlardır; Irak'ın bütünlüğüne karşı büyük ölçekli bir tehdit olmasına rağmen İslam Devleti'nin ortaya çıkışında etkili olmuşlar, bunu Suriye'yi zayıf düşürmek için bir Sünni tampon bölgesi oluşturmuşlardır.

Bu sözler IŞİD'i yaratanın ABD olduğu manasına gelmiyor, elbette değil, gerçi bazı Körfez ülkeleri bu konuda inkar edilemez bir rol oynamışlardır – ABD'nin başkan yardımcısı Joe Biden'in geçtiğimiz yıl kabul ettiği gibi. Fakat ABD ve İngiltere'nin işgaline kadar Irak'ta bir el-Kaide bulunmuyordu. Ve elbette ABD kesinlikle bölgedeki batılıların kontrolünü sürdürmenin bir parçası olaran IŞİD'i öteki güçlere karşı kullanmıştır.

Ne zaman ki IŞİD batılıların da kafalarını kesmeye başladı ve bu görüntüleri propaganda amaçlı internette yayınlar oldu hesaplar o zaman değişti, Körfez ülkeleri ise şimdilerde Suriye savaşında yer alan öteki isyancı güçlere destek veriyorlar, çoğunlukla da Nusra Cephesi'ne. Fakat ABD'nin ve batılıların cihadçı gruplarla oynama alışkanlıkları, sonunda dönüp kendilerini ısırmaları ile sonuçlanıyor, en azından 1980'de Sovyetler Birliği'ne karşı Afganistan'da düzenlenen savaşa bakalım, el-Kaide o dönem CIA'in vesayeti altında beslenerek büyütülmüştü.

Irak'ın işgali esnasında yaşananlar da aynısıydı, ABD orada General Petraeus destekli El Salvador tarzı kirli savaşın mezhepçi ölüm mangalarının bir benzerini Irak'ta sürdürülen direnişi kırmak için kullandı. Aynı şey 2011'de NATO yönetimindeki Libya savaşında tekrar etti, geçtiğimiz hafta ise IŞİD, Kaddafi'nin memleketi Sirte'nin kontrolünü ele geçirmişti.

Gerçekte yangın yerindeki ABD ve batı politikası şimdilerde Orta Doğu'da batı emperyalizminin böl ve yönet taktiğini uyguluyor. Amerikan güçleri Suriye'de bir isyancı grubu bombalarken ötekini desteklemeye devam ediyorlar. Aynı bir yanda İran ile birlikte Irak'ta IŞİD'e karşı savaşırken öte yanda İran destekli Yemen'de ki Huti'lere karşı savaşan Suudi Arabistan'ın askeri eylemlerine destek vermeleri gibi. Ancak bölünmüş ve zayıf bir Irak ile Suriye tablosuna ulaşmanın pek yakın olduğunu sanmaları gibi, ABD politikası sıkça yanılıyor da olabilir.

Açık olan şu ki, Irak ve Suriye'yi IŞİD'e sunanlar bu örgütü ortadan kaldırmayı başaracak kişiler değillerdir, ya da bu açık ve örtülü savaşı senelerden beri teşviş edenler de bunu yapabilecek olanlar değiller. Batılı orduların Orta Doğu'da sonu gelmeyen müdaheleleri sadece yıkım ve bölünme getirdi. Ancak bölgenin insanı bu karışıklıklara bir son verebilir, virüsü bölgeye taşıyıp kuluçkaya yatıranlar değil.




Kaynak: odatv

Bu haber 8119 defa okunmuştur.

Reklam

YORUM YAZ



YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI