Türk mühendislerin geliştirdiği yazılımlarla araç ve insanların hareketlerini adım adım izleyen Arvento, sağladığı hız kontrolüyle bir yandan trafik kazalarının azaltılmasını hedefliyor, bir yandan da yerli teknolojiyi yurt dışına satıyor.
Araçlarındaki suiistimallerin önüne geçmek isteyen kuruluşların talebiyle büyüyen % 100 yerli sermayeli teknoloji şirketi Arvento, 150 bin araca yerleştirdiği sistemlerle trafik kazalarını azaltmayı hedefliyor. Türk mühendislerinin geliştirdikleri yazılımlarla oluşturulan araç takip sistemlerini ambulanslar, otobüs şirketleri ve okul servisleri ağırlıklı olarak kullanıyor. Trafikte hız kontrolü, güzergah takibi, güvenlik ve kişilerin takipleri gibi ihtiyaçlara cevap verdiklerini ve teknolojilerini 20 ülkeye sattıklarını anlatan Arvento’nun kurucusu ve genel müdürü Özer Hıncal’la hikayesini, işleri, sektörü ve hedeflerini konuştuk.
Mobil teknolojiler üretmek amacıyla yüzde 100 yerli sermayeyle kurduğunuz bir teknoloji şirketini yönetiyorsunuz. Arvento’yu anlatır mısınız?
Araç takip sistem cihazlarını üretip, geliştiriyor ve altyapıyı kuruyoruz. İnsanlar teknoloji şirketi deyince başında bilgisayar mühendisi filan göreceklerini sanıyorlar ama ben işletmeciyim. Çeşitli teknoloji ve yazılım şirketlerinde çalıştım. Üniversitenin son yıllarında aldığım bilgisayar sayesinde yazılıma merak sardım. 2002 yılına geldiğimizde ise kendi işimi kurmak istedim. Bir yıl sonrasında araç takip sistemleri üretmeye başladık. Pazar lideri olduk.
Sistem nasıl işliyor?
Araç takip sistemleri sayesinde her araca istenilen hız limiti tanımlanıyor ve hız limitinin aşılması durumunda anında SMS ya da e-mail ile uyarı mesajı gönderiliyor. Hız limitinin aşıldığı durumlarda istenirse araç içinde sürücü de sesli olarak uyarılıyor. Araç takip sistemleri sayesinde kötü araç kullanımı kontrol altına alınıyor. Hız yapılması engelleniyor. Bu sayede trafik kurallarına uyulması sağlanırken, kaza riski düşüyor ve trafik cezaları da azalıyor.
İnsanlar neden araç takip sistemlerini kullansınlar?
Şirket ve kurumlar araç takip sistemleri ile zamandan, iş gücünden ve yakıttan yüzde 40’a varan tasarruf ediyorlar. Araçlar çalınma ya da kaybolma halinde kolayca bulunabiliyor. Standart araç takip sistemlerinin yanı sıra sektörlere özel geliştirilen çözümler ile sistemin faydalarını daha da artırabiliyoruz. Örneğin dondurma dağıtımı yapan bir firma, araçlarındaki sıcaklık seviyesini bu sistemle kontrol edebiliyor. Suiistimali önleyen ürünler geliştirdik. Mesela depodan yakıt çalınıyor mu, gereksiz yere mi dolaşılıyor bilmek mümkün. Her araçta bu sistem olsa ve biz bu araçları uydudan takip ettiriyor olsak kazalar ortadan kalkar.
Teknolojiyi ihraç ediyorsunuz. Bu, Türk şirketleri için çok sık rastlanan bir durum değil.
Dünya pazarında da önemli oyunculardan biri olduk. Türk olmanın avantajını kullanıyoruz. Mısır, Suriye, İran, Arap Yarımadası, Türk Cumhuriyetleri, Moldova ve Romanya’nın da aralarında olduğu 20 ülkeye satıyoruz. 2012 yılı sonunda ülke sayısı 35’in üzerine çıkacak. Cironun yüzde 10’u ihracattan geliyor. 3 yıl sonra bu rakamın yüzde 50 olmasını planlıyoruz. Ruslar, araç takip sistemini yoğun olarak kullanıyor çünkü araçlar sürekli çalınıyor. Arap dünyasında ise genelde işlerin suiistimali söz konusu. Aracı sabah alıp giden, akşama kadar dönmüyor. Afrika’da ciddi güvenlik sorunu var. Sadece araçlar değil, yükleri, hatta şoförler bile ortadan yok oluyor. Bu nedenle bu bölgedeki şirketler araç takip sistemlerini tercih etmeye başladı.
Araç takip sistemi piyasasının durumu ve sizin pazardaki yerinizle ilgili neler söylersiniz?
Türkiye’de ve dünyada araç takip sistemleri alanında, yazılımını, donanımını kendisi üreten ve bunu paket halinde müşterilerine sunan sayılı şirket bulunuyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 250 bin araçta takip sistemi bulunuyor. 20-30 firmanın rekabet ettiği bir pazardan söz etmek mümkün. Bu sistemler hem özel şirketler hem de, kamu kurumları tarafından tercih ediliyor. Biz de 10 binin üzerinde müşteri ve 150 binin üzerinde araç referansı ile pazar lideriyiz.
Bu sistemle hız kontrolü ile trafik kazalarının önüne geçmeyi de hedefliyorsunuz...
Yılda 1 milyonun üzerinde trafik kazası meydana geliyor. Kazaların önlenmesi için farklı yöntem arayışları devreye giriyor ve bu noktada kontrol ve takibinin ön plana çıktığı yeni teknolojik uygulamalar gündeme geliyor. Bu teknolojik yöntemler arasında son dönemde en çok konuşulan uygulama ise araç takip sistemleri. Hem sürücü hem de araç güvenliği için farklı çözümler getiren araç takip sistemleriyle araçların GPS uyduları üzerinden takip ve kontrol sağlanıyor.
Faaliyete başladığınız 2002 yılında pazar nasıldı?
Bu sistem çok yeni ve zor bir konuydu. Araçlara takılan bir cihazla uydu üzerinden araçların takip edildiği ve raporlandığı bir sistemden söz ediyorum. Bunun için bir harita altyapısının da olması gerekiyor. Bundan 10 yıl önce büyük şehirlerin bile ayrıntılı haritaları yoktu. Bir karayolları haritası vardı, kağıt üzerine basılan o kadar. Öyle bilgisayardan görecebileceğiniz bir sistem yoktu. Bir araca bir araç takip sistemi takmak için bin doları gözden çıkarmak gerekiyordu. Sistemi kullanan çok yüksek iletişim ücretleri ödemek zorunda kalıyor ama bunun karşılığında çok da iyi verim alamıyordu.
Siz bu sisteme nasıl dahil oldunuz?
Biz o zaman GSM operatörleri tarafından yavaş yavaş lanse edilmeye başlayan GPRS sistemleri üzerinden çalışmaya başladık. Harita altyapısı oturdu. Cihazları kendimiz ürettik, maliyeti düşürdük. 2001 yılında 15-20 araç takip sistemin satıldığı bir dönemde bizim satışımız 700 oldu. Yerli marka olmamız avantaj. Arvento marka cihazın bir araca maliyeti ise 600 TL civarında.
Özel kuruluşların takip ya da güvenlik nedeniyle kullandığı bu sistem kamuda ne kadar yer buluyor?
Bizim sistemimizi kullanan Bakanlıklar var. Sağlık Bakanlığı’nın 4 bin 500 ambulansındayız. Orman Genel Müdürülüğü’nün 4 binin üzerinde aracında bizim sistemimiz kullanılıyor. Eskiden orman yangınında helikoptere binip olay yerine gidiliyordu ki yangının büyüklüğü, zarar verdiği alan, riskli bölgeler tespit edilsin. Oysa şimdi bir plazmanın karşısına oturdukları yerden yangının yerini, riskleri, bölgedeki toprak yapısını tespit edebiliyorlar. Aynı anda o bölgeye müdahale edebiliyorlar. Örneğin ambulans geç kaldıysa bunun nedeni çok rahat söylenebilir. Çünkü, ambulansa çağrı ne zaman gelmiş, ne zaman çıkış yapmış, hedefe ne zaman ulaşmış kayıt alınıyor. Gümrük Müsteşarlığı, Türkiye’ye giriş yapan TIR’larda kullanılıyor. TIR rotasından çıkıyor, tenha bir yerde duruyorsa sinyal geliyor. Bu sistemle kaçakçılığın önüne geçilmesi de hedefleniyor. Bu teknoloji özellikle otobüs şirketleri tarafından da kullanıyor. Çünkü bir kaza anında otobüsün yeri tespit ediliyor ve hemen müdahale ediliyor. Bu sistemin sadece araçlar için değil insanlar için kullanılan versiyonlarını da geliştirdik. Engelliler, çocuklar, hastalar hatta evcil hayvanlar için kullanmak mümkün. Sistemi değerli eşyaların güvenliği için kullanmak da mümkün. Uyarılar, cep telefonuna ya da bilgisayara geliyor.
Yeni projeler var mı?
Görüntü sistemleri üzerinde çalışıyoruz. İyi amaçlar için kullanıldığında çok önemli. Güvenlik her geçen gün daha da artan bir ihtiyaç haline geliyor.
Sistem hata yapmaz mı, bozulmaz mı mesela?
Şu ana kadar bir sorun yaşamadık. Ancak şöyle de bir gerçek var. Sonuç alınması için bizim cihazımızın, GPS uydularının, GSM operatörlerinin altyapısının ve internetin kusursuz çalışması gerekiyor. Bunlardan birinde kopma olursa sıkıntı ortaya çıkar tabii.
ABD, GPS uydularını kapatırsa ne olur?
ABD’nin elinde 24 tane uydusu var. Biz, bu uydular sayesinde lokasyonu tespit ediyoruz. Cihaz uyduyla irtibata geçiyor ve cihaz birkaç uyduyla iletişim kurup koordinat alıyor. ABD’nin bu uyduları kapatması mümkün tabii. Ama bizim sistemlerimizden önce, hava trafiği, gemi sistemleri, füzeler vs... çalışamaz hale gelir. O nedenle böyle bir karar alma yetkisi olmaz. Ama Avrupa, bu ihtimali dikkate alarak alternatif bir sistem üzerinde çalışıyor.
5 BİN OKUL SERVİSİ KULLANIYOR
İstanbul’da 5 bin okul servis aracına biz bu sistemleri yerleştirdik. 1 yıldır kullanıyorlar. Servis şoförleri çok hızlı araç kullanıyorlardı, kazalar oluyordu. Artık İstanbul’da 90 kilometreyi geçen okul servisi yok gibi. Eğer geçerse firma, şoförden kesiyor cezayı. Uluslararası nakliye şirketleri için de önemli. 3 günlük yolu 6 günde giden kamyonlar var. Nakliye şirketi bunun üzerinden şoförünü takip edebiliyor. Araçlardan yakıt çalınması, şirket araçlarının fazla kullanılması kontrol altına alınıyor. star