İşçisi Olduğu Televizyonun Patronu Oldu
Bugun...




İşçisi Olduğu Televizyonun Patronu Oldu
Hayatta her insanın bir hikayesi var. Faruk Bayuk’un ise bambaşka bir hikayesi bulunuyor. O yıllarca “Objektifte Şanlıurfa” dedi durdu. SANLIURFA.COM da objektifini Faruk Bayuk’un hikâyesine zoom yaptı.

facebook-paylas
Tarih: 13-06-2016 11:11
İşçisi Olduğu Televizyonun Patronu Oldu

Siyasetçi, Medya patronu Faruk Bayuk,  SANLIURFA.COM ‘un pazartesi röportajlarını hazırlayıp sunan usta gazeteci Mehmet Dener’in konuğu oldu.

22 YIL ÖNCE BU SERÜVEN NASIL BAŞLADI?

Röportajda Faruk Bayuk’un çocukluğuna inen usta gazeteci Mehmet Dener, Bayuk’ın hikâyesinde çarpıcı ve ilginç anekdotlara ulaştı. Bir başarı hikayesine örnek olacak Faruk Bayuk’un hikayesi 8 yaşında yetim kalması ile başlıyor.

Ailenin en büyük çocuğu olan Faruk Bayuk, Hilvanlı Süleymanlardan. Sigortalı işçi olarak önce çimento fabrikasında çalıştı daha sonra DSİ’nin kontrolünde olan Balaban Köprüsündeki şantiyede bekçilik yaparak başlıyor. İçindeki ve hayalindeki radyocu, televizyoncu olma tutkusu onu bekçilikten ve daha sonra işçi olarak çalıştığı radyonun ve Güneydoğu Televizyonun patronu yapıyor. Urfa’daki 4 medya patronunda biri olan Faruk Bayuk gibi 5’inci bir isim daha yok. Hele patronluk hikayesine benzeyen başka bir medyacı derseniz o zaten hiç yok. Faruk Bayuk Mektepli değil alaylı ama işini iyi yapanlar arsında önemli bir konumda.

İŞTE O RÖPORTAJIN TAMAMI

Mehmet Dener: Medyaya ilk girişiniz nasıl oldu?

Faruk Bayuk: Öncelikle röportaj ile ilgili düşünceniz için teşekkür ediyorum. Ben 20 yıldır televizyona çıkmama rağmen ilk defa bir gazeteci arkadaşımın röportaj konuğu oluyorum. Bunu ilk defa Sanliurfa.com yaptı. Ekibinize teşekkür ediyorum.

Ben yaklaşık 22 yıl önce özel radyo ve televizyonların kurulmasıyla birlikte ben de bir tesadüf sonucu bu mesleğe girmiş oldum ama tabii mesleğe karşı ilgim ve sevgim vardı. Yayın hayatında önce ben iş hayatına 18 yaşında başladım. O dönemler çimento fabrikasına çalışıyordum. Sonra bir firmada şantiye işçisi olarak çalıştım. Ben orada çalışırken bir gün amcamın oğlu aradı, “Bir arkadaşım radyo satın almış. Gel gidip hayırlı olsun diyelim” dedi. O dönem adı Harran FM’di. Zaten radyoculuğa ilk başlangıcım da orada oldu. İlk gidişin ardından birkaç defa daha gidiş gelişler oldu. Radyoculuğa, yayıncılığa merakım da vardı. O dönem gidip onlara “Ben şantiyede çalışıyorum ama bu mesleği de seviyorum. Arzu ederseniz akşamüstleri vakitlerinde sizlere radyoda program yapmak isterim” dedim.

İLK RÖPORTAJIMI DEFTARDAR İLE YAPTIM

“Nasıl olacak” dediler. “Gidip kurum amirleriyle röportaj yapacağım. O röportajı montajlayıp sesli bir şekilde yayına vereceğim” dedim. Yapabilirsen yap dediler. Gidip küçük bir ses kayıt cihazı ile bir mikrofon aldım. Onları alıp ilk röportajımı o dönem de Şanlıurfa Defterdarı ile yaptım ve radyoya, yayın dünyasına öyle girmiş oldum. Bir süre boyunca bu şekilde röportajlar yaptım. Daha sonra akşamüstleri vatandaşların sorunlarını dinleyen bir program yaptım. O dönemde bu tarz programlar çoktu. Vatandaşların sorunları canlı yayın ile dinlenip radyo aracılığı ile yetkililere bildiriliyordu. Bir müddet sonra radyoya olan merakımdan dolayı Harran FM radyosunun bir kısmına ortak oldum.

SUNUCU OLARAK GİRDİ MÜDÜR OLDU

Bundan önce de radyoda müdürlük yapıyordum. Ortaklık müdürlük gibi olmadı, anlaşamadık ve ben ayrıldım. 1996 yılının 9’uncu ayında, Güneydoğu TV o zamanlar 1 yıllık televizyondu. Güneydoğu TV’ye müracaat ettim ve radyo müdürü olarak Güneydoğu radyosunda, yine yayıncı olarak işe başladım. O dönem geldiğimde Ömer Kapaklı ile görüşmüştüm. Onlar da radyoculukta beni tanıyorlardı. “Sana kararımızı 1-2 gün içerisinde bildiririz” dediler. Sonra Ömer Bey beni aradı ve “Faruk bey biz sizinle çalışmaya karar verdik. Ekibinizi alın, buyurun gelin” dedi.

YEREL RADYOLARI İNTERNET BİTİRDİ

Benim de o zamanlar Dj arkadaşlarım vardı. O zamanlar gençler radyoculuğa meraklıydı. Aslında radyoculuk kötü bir döneme girdi. Yerel radyolar için kötü bir dönemdeyiz. Çünkü yerel radyolar artık yavaş yavaş tükeniyor, bitiyor. Maddi kaynaklar ve geçim sıkıntıları yerel radyolara da yaşam şansı vermedi. Bir de internet dünyasının hızla gelişmesi de yerel radyoculuğu bir anda bitirdi. Güneydoğu radyosuna ilk geldiğimde radyo biraz kötü bir durumdaydı. Televizyona geçtikleri için radyo ikinci planda kalmıştı. Kendi çabamla bir anda radyoyu değiştirdim, kalkındırdım. O dönem radyo iyi bir hale geldi. 1 yol sonra Ömer Bey “Biz seni televizyona müdür olarak geçirmek istiyoruz. Hem televizyona hem de radyoya sen bak” dedi. O ana kadar, onlarda da kurumsallık bir gelişme olmamıştı. Çünkü yeni kurulmuştu ve özel radyo ve televizyonlar Türkiye’de yeniydi. Herkes daha bir kurulma aşamasındaydı. Düşünün işte biz o zamanlar radyolarda kasetçalarlarla yayın yapıyorduk.

GAZETECİLİK O ZAMANLAR ZORDU ŞİMDİ İSE ÇOK BASİT

O dönem dijital yayıncılık Türkiye’ye gelmemişti ama şimdi çok şükür Dünya ile birlikte Türkiye de çok gelişti. Ben bir dönem Reuters haber ajansının da 6 ay temsilciliğini yaptım. O dönem Halfeti’de heyelan meydana gelmiş ve 6 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Vatandaşlar pikniğe gitmişlerdi. Bir anda yağan yağmur sele dönüşmüş ve oluşan heyelanda 6 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Ben o haberi çekip Reuters haber ajansına yetiştirmek için İstanbul’a göndermek gerekiyordu. Bunun için de aynı gece Halfeti’den Gaziantep’e gittim. Gaziantep’te kaseti kargo uçağına verdim ve haber yetiştirdim. Yani eskiden bu kadar kolay değildi her şey. O zamanlar çok zordu bu işleri yapmak şimdi ise çok basit.

MERHUM ÖZAL BÜYÜK ETKEN OLDU

Ben tekrar radyoculuğa dönmek istiyorum. İnsanların TRT’den sonra bir anda radyoyla, televizyonla tanışmaları, TRT’den dinleyemeyip bir radyoda Orhan Gencebay’ı, Müslüm Gürses’i dinlemeleri çok hoşlarına gitmişti. Bir anda bağlanarak istek parça istemeleri, yayıncıyı kendilerine yakın hissetmeleri özel radyo ve televizyonlara karşı vatandaşlarda bir ilgi oluşturdu. Ben Türkiye’de yayıncılık anlamında, özel radyo ve televizyonların Türkiye’ye getirilmesinde rahmetli Turgut Özal’ın çok büyük bir etken olduğunu düşünüyorum. O dönem gerçekten Türkiye’de yayıncılığın önünü açtı. Tekelcilikten özel radyo ve televizyonlara geçildi. Bugünlerde görüyorsunuz internet dünyasının gelişmesiyle birlikte artık yayıncılık daha da büyük bir boyuta ulaştı.

TEPELERİ TESPİT ETTİK CİHAZLARI YERLEŞTİRDİK YAYINI GERÇEKLEŞTİRDİK

Mehmet Dener: “Objektifte Şanlıurfa” isimli bir programınız vardı. O programdan bahseder misiniz biraz?

Faruk Bayuk: O dönemlerde ben bir program yapacaktım. Programın ismi ne olsun diye birkaç gazeteciyle istişare yaptım ve “Objektifte Şanlıurfa” ismini koyduk. O zamanlar Güneydoğu TV karasal yayındaydı yani sadece Şanlıurfa merkeze yayın yapabiliyorduk. Tabi ben biraz da yenilikçiliğe meraklıyım. İlçelerimize nasıl yayın ulaştırabiliriz diye bir yol aradık. Burada bulunan en yüksek tepeleri tespit edip o tepelerden linkler vasıtasıyla ilçelerimize yayınlarımızı yetiştirdik. Bir müddet böyle devam etti sonra linklerimiz bozuldu. O dönemde Objektifte Şanlıurfa’yı ilçeler bazında yapmak istedim. Tayfun Talipoğlu’nun bir programı vardı. Ondan esinlenerek bu programı yapmıştım. Ben de İlçelere Objektifte Şanlıurfa’yı taşıdım ve her hafta bir ilçemize giderek o ilçemizin vatandaşıyla, belediye başkanıyla, kaymakamıyla görüşerek o hafta görüştüğümüz ilçeyi işliyorduk. Böyle bir program yaptık ama bu programla ilgili bir üzüntüm de var. Program arşivimi kaybettim, yaklaşık 20 yıllık bir arşivdi. Güneydoğu TV’nin taşınması esnasında o arşivimi kaybettim. Üzüldüm çünkü çok emek veriyorduk, başımıza olaylar geliyordu.

GÖRÜNTÜ ÇEKERKEN EZİLME TEHLİKESİ GEÇİRDİK

Bir gün ATV temsilcisi Celal Çiftçi ile Ceylanpınar’a gittik. Ben program, o haber yapmak için gelmişti. Dönüşte yolda kaldı. Sabah ancak eve gelebildik. Bir keresinde Suruç’ta bir röportaj yapıyordum. Suruç’ta meydanda röportaj yaparken vatandaşlar röportaj yaptığımızı görünce bir anda etrafımıza toplandılar. Bir anda bir yoğunluk oluştu. Biraz böyle ezilme tehlikesi geçirdik ama vatandaşların haklı bir gerekçeleri vardı. O dönemde Suruç’ta büyük bir su sıkıntısı vardı ve bunu söylemek için gelenlerle izdiham oluştu. Oradan bizi kaymakamlığa aldılar. İşte böyle hikâyelerimiz, maceralarımız oldu.

ŞİMDİ TV ORTAĞIYIM AMA KÜÇÜKKEN SİMİT SATTIM DONDURMA SATTIM

Mehmet Dener: Siz aslında Hilvan’da yaşıyordunuz. Şanlıurfa’ya gelişiniz nasıl oldu? 

Faruk Bayuk: Ben 1971 yılında Hilvan’ın Saluca köyünde doğdum. Sonra babamın işi nedeniyle Şanlıurfa merkeze gelmişiz. Bizim ailemizin büyük bir bölümü Hilvan’da yaşıyor. Arada gidip geliyorum, orada arazilerim var. Aynı zamanda çiftçilik de yapıyorum. Ben 6 yaşındayken Urfa’ya taşınıyoruz. Babam oto alım satım işi yapıyordu. O dönemde Urfa’da 2-3 tane oto alım satım var. Diğer illerden otomobil getirip Urfa’da satıyorlardı. 8 yaşında babamı kaybettim. O zorluklarla şehirde yaşamaya çalıştık. Okul nedeniyle yazları Hilvan’da yaşamamıza rağmen, okul dönemi Urfa merkeze geliyorduk. Şehitlik ilköğretim okulunda okudum. 2 binli yılların başlarına kadar Bağlarbaşı’nda oturduk. Sonra Yenişehir bölgesine geldik. Çok sıkıntılar yaşadık. Şuan TV ortaklığım var ama bunların hepsi aşama aşama oluyor. Mesela ben küçükken simit, dondurma sattım. O dönemde hayat daha da güzeldi. Şuanda çocukları sokağa çıkarırken endişeleniyoruz. Uyuşturucu, madde bağımlılığı gibi bin bir türlü kötülük var. Bunlar hayat içerisinde anne ve babaların daha dikkatli olmasını gerektiriyor. Dünya güzelleşmiş, sosyal yaşam kalitesi artmış ama bunların gelişmesi beraberinde bazı kötü şeyleri de getirmiş.

FEODAL YAPI BU ÜLKENİN BİR GERÇEĞİ

Şunu da söylemek istiyorum. İşte şehir yerlisi ve feodal yapıya tabii insanlar gibi. Böyle ayrımlar yapılıyor. Ben bunu aştım. Çoğu insanımız “artık sen Urfa yerlisisin” diyor. Çünkü ben 8 yaşından beridir şehir merkezinde yaşıyorum ama feodal yapıyı da kabul etmemiz lazım. Feodal yapı bu bölgenin bir gerçeği. Bölgemizdeki aşiretçilik, birbirine saygı, yardımlaşma, destek olma gibi faydalı şeylere vesile oluyor. Feodalitenin bölgedeki yaşam itibariyle geçmişte gelen bir şey olduğunu ve aşiretçiliğin de faydalı yanlarının olduğunu belirtmek istiyorum. Böyle bir ayrıma gitmememiz gerekir.

20 YILDIR REKLAMINI ALDIĞIM İNSANLAR VAR

Mehmet Dener: Reklamcı İş Adamı yönünüzden bahseder misiniz?

Faruk Bayuk: Ben ilk yıllarda radyoya ortak olduktan sonra o dönem bizim Bilal Peker diye bir reklam müdürümüz vardı. Kendisi hala reklam müdürlüğü yapıyor. Bilal ile başladık bu işe. Bilal askere gidiyordu ve o gideceği reklamcılığı benim yüklenmem gerekiyordu. Kendisi askere gitmeden önce bana çok yardımcı oldu, bana reklamcılığı aşıladı. Ben o dönem yaklaşık 20 Urfa esnafıyla birlikte oldum.  TV yayıncılığı ve habercilik yönünün yanı sıra esasen en büyük konum da reklamcılıktı. Yıllarca insanlarla, Urfa esnafıyla birlikte oldum. Bir dönem insanlar reklama alışmadan önce özel radyo ve televizyonlar kurulmuştu. Elimizde çanta dükkânları dolaşıp, insanlara radyoya reklam vermenin nasıl olduğunu, verilmesi gerektiğini anlatırdık. İnsanları ikna etmeyi denerdik. Bir süre böyle biz reklam verene gittik. Daha sonra vatandaşlar bize reklam vermek için aramaya başladı. Cep telefonlarından önce çağrı cihazları vardı. Benim o dönemde bir çağrı cihazım vardı. İnsanlar bu çağrı cihazından ulaşıyordu bize. Bu sayı azdı ama cep telefonları çıktıktan sonra insanlar reklam vermenin bir ihtiyaç olduğunu hissetti kendinde ve reklam vermek isteyenlerin sayısı arttı. Artık reklam için bizi aramaya başladılar. Önceden biz gidip reklam isterken artık insanlar bize reklam vermek için aramaya başladılar. Ben Harran FM’den Güneydoğu Radyoya geçerken özellikle Şanlıurfa esnafından o dönem çok büyük destek gördüm. Radyo değiştirdikten sonra özellikle Urfa esnafı reklam vererek bana destek oldu. Şuanda da 20 yıldır reklamını aldığım insanlar var. Hatta bazı insanlar var ki şöyle örneklendireyim; önce babası reklam alıyordu, şimdi çocukları alıyor. İki kuşak arasında reklam aldım yani.

KIRMIZI IŞIKTA REKLAM ALDIM

Mehmet Dener: Peki, reklam alırken yaşadığınız bir anınız var mı?

Faruk Bayuk: Bazen mesela kırmızı ışıkta karşılaştığımız bir esnafımız bana “Faruk gel reklam vereceğim” diyordu ben de “tamam abi geliyorum” şeklinde cevap veriyordum. Yani o zamanki ilişkilerimiz o kadar iyi düzeydeydi. Kırmızı ışıkta bile ticari bir alışveriş yapıyorduk ama ticari alışverişin yanında ikili ilişki, dostluk çok önemli. Mesela şuanda dünya ülkelerine baktığımız zaman dost olmayan ülkeler ticari ilişki de yapamıyor ama dost oldukları zaman ticari ilişkiye de yansıyor.

BANA URFA’DAKİ ESNAFIN KATKISI BÜYÜK

Mehmet Dener: 20 yıldır reklam aldığınız kimler var?

Faruk Bayuk: Mesela Fevzi Önkol. Kendisini saygıyla anıyorum.  Onun oğlu Arif Önkol ile çalışıyoruz şuan. Özellikle şunu belirtmek istiyorum. Eğer ki bugün ben yayıncılıkta kendimi bir noktaya yükseltmişsem, bunda Urfa’da yaşayan esnafın çok büyük katkısı var. Buradan onlara teşekkür ediyorum.  İnşallah daha uzun yıllar onlarla çalışacağız. Reklamların yanı sıra Urfa esnafı ile başka konularda da fikir alışverişinde bulunuyorduk. Onlarla konuşurken, Urfa’daki eksikliklerle ilgili medya olarak biz ne yapabiliriz? Bizlere bu anlamda yön vermelerini istiyorduk. Onlar çoğu zaman bize yol da gösteriyorlardı. Böyle bir ilişki de vardı aramızda. Şuanda Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki yayıncıların çok büyük sıkıntıda olduğunu düşünüyorum. Şimdi biliyorsunuz bölgemiz terörle anılmaya başlandı ve son dönemlerde devletimiz tarafından bu bölgenin rahatlatılması anlamında çeşitli operasyonlar yapıldı. Bu durumun en büyük sıkıntısını bölgede yaşayana esnaf ve insanlar çekiyor çünkü turist gelmiyor. Turist gelmeyince bu haliyle yayıncıya, esnafa yansıyor. Turizm aslında bu bölgenin en büyük ihtiyacıdır. Ben yayıncılık anlamında ülkesini seven, ülkesine hizmet veren insanlara, devletimizin de bu bölgede hizmet veren yayıncılara yardımcı olacağına inanıyoruz çünkü hakikaten şu anda bölgedeki insanlar çok büyük sıkıntılar yaşamakta.

KAYBOLAN KİTAPI GETİRENE 1 KİLO HAVUÇ

Mehmet Dener: Yayıncılık hayatınızda hiç unutamadığınız bir anınız var mı?

Faruk Bayuk: 17-18 yıl önce sana yağlarının reklamını yapıyorduk ve bir programımıza sponsor olmuşlardı. Bize yemek tarifi kitapları vermişlerdi. Biz sabah programında o yemek kitaplarında bulunan tarifleri sana sponsorluğunda insanlara televizyonda veriyorduk. Ben de o dönem televizyon müdürüydüm. Bir gün geldim ve baktım ki masamda kitaplar yok. Biraz telaşlandım çünkü sponsor firmanın kitaplarıydı ve onları yeniden temin edebilmemiz için İstanbul’dan gelmesi gerekiyordu. Bu da programın aksamasına neden olacaktı. Sonra Sananın bölge müdürünü aradım ve “kitapları bulamıyorum var mı sizin elinizde?” dedim. “Hayır yok. Eğer siz o kitapları bulmazsanız ben sizinle olan sponsorluğumu iptal ederim” dedi. Onun bu söyleminden sonra daha da telaşlandım çünkü sponsorluk iptal oluyordu ve ben o dönem müdürdüm, patronlarımla büyük sıkıntı yaşayacaktım. Sonra televizyonda çalışan bir arkadaşım aklıma geldi ve ona “masamda yemek tarifleri kitapları vardı. Senin aldığını söylediler. Neden aldın” dedim. Arkadaşım “Benim hanımım 1-2 yemek tarifi istemiştim o yüzden götürdüm yine getireceğim ama bir şartla sana veririm. Bana bir kilo tatlı alman lazım” dedi. Ben de “ tamam sana 1 kilo tatlı alıp geleceğim” dedim. Gidip 1 kilo havuç aldım. Bir pastaneye götürüp baklava kutusuna dizdirdim. Gidip ona “sana havuç aldım” dedim. O havuç tatlısı anladı ama ben sebze anlamında havuç demiştim. Kitapları aldım havuç kutusunu kendisine verdim. O gün kaynanası onların evinde misafirdi. Kaynanasına “Ben Faruk’a kitapları verdim, 1 kilo havuç tatlısı aldım” demiş. O kutuya bir de not yerleştirmiştik. O kutuyu açmış notu okuyup havuçları görünce hemen beni aradı. “Beni mahvettin, beni bitirdin” dedi. İşte böyle bir anı geçmişti aramızda.

İNEK BÖĞÜRDÜ YAYINA ARA VERDİK

Mehmet Dener: Yayın esnasında yaşadığınız bir anınız var mı?

Faruk Bayuk: Bir gün programımıza bir siyasetçi konuk olmuştu. Programı Ömer Kapalı sunuyordu, ben kamera arkasındaydım ve kurban bayramına 2 gün vardı. Biz o dönemde bir binanın alt katında yayın yapıyorduk arkamızda da binanın ortak kullandığı bir depo vardı ve kurban bayramı nedeniyle oraya bir inek koymuşlardı. Program esnasında inek böğürdü ve bu yüzden programa ara vermek zorunda kaldık. Bu da bir aklımızda kalan anılarımızdan biri. 

CANLI YAYINA GELEN BAKAN OTURDU SANDALYE KIRILDI

Mehmet Dener: Siyasetçileri ağırladığınızda yaşadığınız bir anınız var mı?

Faruk Bayuk: 2 binli yıllardan önce bir devlet bakanımız Urfa’ya gelmişti. Bizim televizyona konuk oldu. Bakan bey geldi, program için stüdyoya aldık. Tam oturayım derken altındaki sandalye kırıldı ve sırtüstü düştü. Hemen gidip kendisini kaldırdık. “Şanlıurfa kebaplarını çok kaçırdık” şeklinde espri yaptı. Bir gün çalışanlarımız bize “biz çalışmayacağız” dediler. Biz tabi sinirlendik. O dönem Anavatan Partisi Devlet Bakanı Şanlıurfa’ya gelmişti. Ben kameramanlık, Ömer bey de muhabirlik yapmıştı. Elemanlarımız bizi bıraktı. Ömer Bey “yarın Bakan beyin öğretmenler evinde toplantısı var. Biz ne yapacağız” dedi. Ben çözeceğim dedim. Ben kameraman oldum o da muhabir. O röportaj yaptı, ben çekim yaptım. Sonra arkadaşları çağırdık ve hepsini işe geri aldık.

İNSANLAR YAPTIĞI MESLEĞİ SEVMELİ

Mehmet Dener: Geri aldıklarınız arasında hala sizde çalışan var mı?

Faruk Bayuk: Evet var. Bir de şöyle bir şey var. İnsanlar yaptığı mesleği sevmeli. Seviyorsan başarırsın. Mesela ben bir şey anlatayım. Bir gün gelip patronlarıma “bir market açılacak. Urfa’nın ilk marketi. Ben bu marketin açılışını canlı yayınla vereceğim” dedim. “Nasıl olacak o?” dediler. “İlçelere nasıl yayını götürdüysek bunu da böyle yapacağız” dedim ve yaptım. İlk canlı yayınımız da bu oldu.

Ben programlarımda birçok müzisyeni de ele aldım. “Objektifte Şanlıurfa”yı anlatayım size biraz. Yani bu programımda sadece haber konusu olan şeyler yoktu. İçinde magazin, siyaset gibi birçok konu vardı. Bir gün mesela hiç unutmam, rahmetli ezmeci Müslüm amca vardı. Keman çalardı sokaklarda. Onu alıp programıma konuk ettim. Yani böyle farklı farklı programlar yapıyorduk. Eskiden Urfa’da gazeteci, yayıncı sayısı bir elin parmağı kadardı.  Mesela bizden önce bu mesleğe çok emek veren Naci İpek, Bülent Oktan vardı. Yine çok emek veren ve hala bu işi yapan Sedat Atilla var. Kapaklı ailesi de basın ve yayına büyük emek veren insanlar. Ben şikâyetçi olduğum bir konuyu da burada dile getirmek istiyorum. Bizim yayın dünyasını eski basıncılar olarak biraz düzenlememiz gerekiyor. Sosyal medya ve internet ile birlikte internet yayıncılığı çok gelişti ama gerçekten hakkıyla bu işe emek veren insanlar, bu işten ekmeğini kazanan, çoluk çocuğunu geçindiren insanlar ve yapabilen insanlar yapsınlar. Sırf 2 kare fotoğraf çekip 2 satır yazıyla bu işi geçim kaynağına getirenler yapmasınlar.  Gerçek basıncılar, basın emekçileri basın ve yayıncılık yapsınlar.

MESLEKTAŞLARIM BİRBİRLERİ İLE UĞRAŞMASINLAR

Bir de meslektaşlarımdan şunu istiyorum; birbirleriyle uğraşmasınlar. Urfa’ya, yaşadığımız şehre, ülkemize nasıl güzel şeyler sağlayabiliriz onun hesabını, kitabını yapsınlar. Yayıncı insanların sesi, gözü, kulağıdır. Burada eksik gördüğümüz bir şeyi kamuoyuyla paylaşmak bir yayıncılıktır. Hani sürekli diyorlar ya doktorlar saldırıya uğruyor, benim gazeteci arkadaşlarım da çok saldırıya uğradı. Ben insanlarımıza da şunu söylemek istiyorum. Gazeteci eğer bir olayınızı çekiyorsa o da işini yapıyordur. Gazeteci bunu kamuoyuyla paylaşmak zorunda. Şöyle bir şey de var. Bir yerde bir eksik oluyor mesela, gazeteci onu çekmek istiyor ama çektirmiyorlar. O aslında onu çekerken sana fayda sağlıyor. O eksiği dile getirirken onun yetkililere ulaşmasını ve bir an önce çözüme kavuşmasını sağlıyor. Sana iyilik yapıyor. Gazetecilerin rahat yayın yapmaları için o ortamı sağlamak hem halkımıza hem de baştaki devlet yetkililerimize düşer. 

BİZİM AİLEDE EN BÜYÜK ATILIMI O YAPTI

Mehmet Dener: Sizin siyasete ilginiz nasıl oldu?

Faruk Bayuk: Ben hatırlarım küçüklüğümde bizim köyde siyasi partilerin bayrakları vardı. İlk zamanlarda bizim aile büyüğümüz Mehmet Veysi Bayuk Hilvan Belediye Başkanlığı yaptı. Onunla birlikte bizim Süleyman ailesi de siyasetle tanışmış oldu. Bir adalet parti, bir demokrat parti derken bizim aile kendini siyasetin içinde bulmuş. O dönem bizim aile Hilvan’da bir dönem belediye başkanlığı yapmış. Veysi Bayuk’tan sonra Mustafa Bayuk Hilvan Belediye Başkanı olmuş. 20 yıl Hilvan Belediye Başkanlığı yapmış. Mustafa Bayuk’un ardından bir dönem bizim aile Hilvan’da seçimi kaybetmiş çünkü aile içinden başka bir aday çıkmış ve oylar dağılmış. Şuan ki Hilvan Belediye Başkan’ı Aslan Ali Bayuk ile Mustafa Bayuk birlikte aday olunca oylar dağılmış ve seçimi kaybetmişiz. Bir dönem kaybettik. Sonraki dönem ailemizden Aslan Ali Bayuk Saadet Partisi’nden aday oldu ve o dönem belediyeyi tekrar kazandı. Bizim ailede en büyük atılımı şu anda Urfa’nın tanınmış iş adamlarından ve aslında Türkiye’nin en büyük yayınevi sahibi Faruk Bayrak yaptı. Faruk Bayrak daha sonra ailemize milletvekilliği kazandırdı. Faruk Bey 2002’de Ak Parti’nin kurulmasıyla birlikte Ak Partinin kurucu kadrosunda yer alması ve Ak Parti’nin ilk milletvekillerinden oluşu ailemize bir milletvekili kazandırmıştır. Yıllardır kendisi İstanbul’da ama buradaki bağını da koparmıyor. Köyü, ailesi, kardeşleri burada. Benim siyasete girişime gelince 2006’da merkez ilçede Sayın Mustafa Zayit ile birlikte 2011’in sonuna kadar merkez ilçe başkan yardımcılığı yaptım. Üçüncü kongrede ben Mustafa beye “Ben artık burada görev almayacağım. Bana müsaade edersen ben ayrılmak istiyorum” dedim. O da sağ olsun “Sen nasıl arzu edersen” dedi. 

FAKIBABA’YA KARŞI OLAN EKİPTE YER ALDIM

Bu arada ben 2009 seçimlerinde merkez ilçede olduğum için Sayın Zeynel Abidin Beyazgül’ün ekibinde yer aldım. Fakıbaba’ya karşı olan ekipte görevliydim. Fakıbaba bağımsız biz Ak Parti’den seçime girmiştik. Seçimi kazanamadık ama o dönem yaşadığım bir anıyı anlatayım. O dönem Urfa kamuoyunda çok çekişmeli bir seçim oldu ve Urfa ikiye bölündü. Bir evde karı koca bile farklı düşünüyordu. Şimdiki ortayım Ömer Kapaklı da Fakıbaba’nın ekibindeydi. O dönem televizyonda müdürdüm ve bayağı sıkıntılı günler yaşadık. Sonra Ömer beyde Fakıbaba ile birlikte Ak Parti ekibinde yer aldı. 2009 yılında Zeynel Bey ile çalıştık. 2015 yılına geldiğimizde Yusuf Eğilmez il başkanlığından ayrılıyordu. Zeynel Beyin de adaylığı o dönem kesin değildi. Sonra Zeynel Bey İl başkanı oldu ve ben de il yönetiminde il başkan yardımcısı olarak 1,5 yıl çalıştım. 1 Kasım seçimlerinde de Faruk Çelik’in çalışma ekibindeydim. Orada da Türkiye’de bir ilke imza attık. İnteraktif yayıncılıkla Sayın Faruk Çelik’i halkımızla buluşturduk ve 90 bin kişiye ulaştık. Bir sistem kuruldu ve o sistem ile bütün ilçelere cihazlar konuldu. Faruk Çelik’in bulunduğu bir evin görüntüsünü bütün ilçelerde canlı yayınlıyorduk. Faruk Çelik Urfa için çok büyük bir şans. 2011 yılında ona daha yakın çalışmadığım için pişmanım çünkü gerçekten Şanlıurfa ile ilgili çok güzel düşünceleri var ve düşüncelerini takip edip hayata geçiriyor.

FARUK ÇELİK’TEN ÇOK GÜZEL ŞEYLER ÖĞRENDİM

Ben Faruk Çelik’ten 45 günlük süreçte çok güzel şeyler öğrendim. İlk defa bir Bakan’a yakın olarak çalıştım. Sayın Bakanımız o dönem gece 3’lere kadar çalışıyordu. Bir Bakan’ın ilk defa halka bu kadar indiğini gördüm. En ücra köyde yaşayan birini ansızın arayıp sorununu dinler çözerdi. Bu vatandaşı çok mutlu ediyordu. Bence Faruk Çelik’in başarısındaki en büyük etken de budur. Biz 7 Haziranda kötü bir seçim geçirdik ama 1 Kasım seçimlerinde hem bizim gayretimiz hem de Sayın Bakanımızın bir anda kaptanımız oluşu ve bizi kendisinin birebir yönlendirmesi ekibi daha da kamçıladı. Partide her birim kendi işine 4 elle sarıldı ve bir anda güzel bir sonuç elde edildi.

BEN HİLVAN’DA SİYASET YAPMAYI HİÇ DÜŞÜNMEDİM

Mehmet Dener: İleride bir gün Hilvan Belediye Başkanı olarak görebilir miyiz sizi?

Faruk Bayuk: Hilvan’a hizmet etmek çok güzel, Hilvan’ı seviyorum ama o anlamda hiç düşüncem olmadı. Ben hep şehir merkezinde olduğum için Urfa merkezde düşündüm. Orada siyaset yapan değerli büyüklerimiz var. Onlar güzel hizmetler yapıyor, insanlarla iyi iletişim kuruyor. Ben Hilvan’ı da çok fazla bilmiyorum. 7 yaşında Urfa’ya gelişimle her şeyim Urfa’da geçmiş. Hilvan halkından çoğu insanı bilmem mesela çünkü çok kalmadım Hilvan’da. Gidip geliyorum ama çok kalmadığım için orada siyaset yapmam. Bir siyasetçi bir bölgede hizmet yapacaksa o bölgenin halkını iyi bilmeli. Ben açıkçası orada siyaset yapmayı hiç düşünmedim ve düşünmem de çünkü orada güzel hizmetler yapan insanlar var zaten. Bunlar kısmet işi. Burada yapacağım demekle olmuyor. Mesela ben teşkilata girmeyi de düşünmedim ama Zeynel Abidin’in girişiyle bir anda teşkilatta buldum kendimi. 



HABER VİDEOSU





Bu haber 187861 defa okunmuştur.

Reklam

YORUM YAZ



YORUMLAR
29 Yorum

mali
05-08-2016 07:56:21
bu haberi ne zaman kaldıraçaksınız. merak ediyorum
şaban kokmaz
19-07-2016 12:00:06
işinize gelen yorumu yayınlıyorsunuz işinize gelmeyene yok sayıyorsunuz bumu allahtan korkmak bumu cuma namazına koşmak ölüm var hesap var sakın unutmayın yazıklar olsun.
ramazan dindar
19-07-2016 11:56:00
bir aydır bu haber yapılıyor ne olmuş yani bu kadar abartılacak çok ayıp yahu yeter bu kadar ucuz olmayın yani ahiretimi kazandı kaldırın yazık size çok yazıkbasit insanlar böle haber yapar yeterrrrrr........
Baran Barlas
08-07-2016 23:59:33
Lo hele işize bahın lo daha doğru düzgün konuşmağı bilmi bu urfada radyo televizyonla uğraşan hangi biri radyo televizyon bitirmiş diksiyon dersi almış
KAHRAMAN KÜRT
21-06-2016 13:00:28
POĞOOO.....
nefi
18-06-2016 12:26:09

editör sen mizanmısın ki kul hakkına karar vereceksin ben yemin ediyorum ki............ malında haram çok sende yemin et de ki haram yok bay yamalı paralı mizan efendi

HALİL
17-06-2016 10:25:22
Hem Medya Patronluğu Hem Siyasi Parti'de Başkan Yardımcılığı..... Hani Etik Ahlak Anlayışı Hani Tarafsızlık....Şimdi bu kişinin tarafsız yayın yapacağına inanıyor musunuz ?
ş.urfalı
17-06-2016 08:09:43
işçilikten batronluğa ? vaybe??????????az sayafa yazmışsın beşyüz sayafa olmalıydı
meligin eyvanı
16-06-2016 16:16:31
Dersin acun ılıcali işçilikten patronluğaymış
nefi
15-06-2016 15:04:40

işinize gelmidi diye yorumumu kapattınız

editörün notu: küfür yok ama iftira var. Ayıp değilmi kul hakkına giriyorsun

urfalı
14-06-2016 16:36:31
konuşurken Türkçeyi katleden adam bir kilo ete reklam alan adam
İŞÇİ BAŞKANI
14-06-2016 16:14:40

BAYIK VAR ONUN AKRABASIMI BU..........

çelebioglısı
14-06-2016 13:17:44
patronlara başarılar OLSUNLAR
nefi
14-06-2016 07:50:04

.................

abbas
14-06-2016 01:38:00
issin
serkan erdem
13-06-2016 23:36:28
Değerli urfa halkına şunu sormak istiyorum...güneydoğu televizyonu ile ak parti arasında ki ilişki dikkatinizi çekiyor mu? ilk önce ekrem demirbilek büyükşehir belediyesi basın mdürü oluyor daha sonra mustafa çadırcı şuski atanıyor ve sayın faruk bayuk ak parti il genel başkan yardımcılığını yapiyor..Urfa da bunları yapacak potansiyel de insan yok mu? o kadar genç ünüversiteli işsiz var onlarda olup da bizde olmayan ne?
serkan erdem
13-06-2016 23:29:02
sayın editör neden yorumlarımız engelleniyor? hakaret etmiyoruz sövüp saymıyoruz saygı çerçevesin de düşüncelerimizi dile getiriyoruz? tekrardan dile getirecem yine yayınlanmaz ise sizin taraf olduğunuza kanaat getirecem....bir insan hem gazeteci hemde ak parti il genel başkan yardımcısı medya ilişkileri sorumlusu nasıl olabilir? birisi izah edebilir mi?düşünün ki televizyonun da haber yapiyor ne kadar tarafsız olabilir? ne kadar doğruları dile getirebilir? 22 yıldır bu işin içince ise ya bu işi yapacaksın yada gidip başkan yardımcılığını yapacaksın her ikisi aynı ayda olmaz eğer olursa gazetecilik yapmış olmazsınız yandaş medya olursunuz saygılar umarım bu yorum yayınlanır...
urfalıaa
13-06-2016 18:27:46
komedi filmi gibi. Urfa'nın dört büyük medya patronu...tev tev tev.. Dersen Doğan grubu. Yav Urfa'da medya mı var ki patronu olsun.
Londradaki urfali
13-06-2016 18:01:51
Faruk bey ben mehmet emin yillar once seninle radyoda tanismistik, hatirladin mi cok kilo almissin
urfalı
13-06-2016 17:56:47

vay faruk vay

serkan erdem
13-06-2016 15:08:44

...... medya olur ötesi olmaz.....

Mehmet Sancar
13-06-2016 14:06:44
FARUK OLMAZSA O TELEVİZYON BİTER
VATANDAŞ
13-06-2016 13:30:18
FARUK BEY GÜDÜK NECMİ GİBİ BİR ADAMDIR SEN HER ZAMAN BİZİ GÜLDÜRDÜN ALLAH DA SENİ GÜLDÜRSÜN KOMİK İNSAN.
Altan
13-06-2016 13:20:45

.............

Alican Cengiz
13-06-2016 13:19:02
Ben Faruk bayık'ın duruşunu çok beğeniyorum ama patronları ile nasıl geçinebiliyor hayret ediyorum. Urfa'da herkes o adamlarıda tanıyor farukuda...
Mustafa
13-06-2016 13:05:22
Birebir katıldığım cümleler;rn"Gerçekten hakkıyla bu işe emek veren insanlar, bu işten ekmeğini kazanan, çoluk çocuğunu geçindiren insanlar ve yapabilen insanlar yapsınlar. Sırf 2 kare fotoğraf çekip 2 satır yazıyla bu işi geçim kaynağına getirenler yapmasınlar. Gerçek basıncılar, basın emekçileri basın ve yayıncılık yapsınlar"
Abdullah
13-06-2016 12:43:19
Urfada Siyasetin Seydi Eyüpoğlu'su varsarnMedyanın da Faruk BAYUK'u var...
ömer şengün
13-06-2016 12:11:19
Başarılarının devamını diliyorum Faruk Abi....
sansar
13-06-2016 11:28:06
iki dakika sonra haber yoruma kapanacaktır.rnbknz

FACEBOOK YORUM
Yorum

ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI