Korkmaz: Muhtarların Kıymeti Şimdilerde Biliniyor

Korkmaz: Muhtarların Kıymeti Şimdilerde Biliniyor

Şanlıurfa’da 22 yıldır muhtarlık yapan ve 22 çocuklu bir ailenin oğlu olan Hüseyin Korkmaz, SANLIURFA.COM ‘un pazartesi konuğu oldu. 11 yıl kesintisiz Muhtarlar Dernek Başkanlığı da yapan Hüseyin Korkmaz usta gazeteci Mehmet Dener’in SANLIURFA.COM ‘daki Pazartesi röportajında son zamanlardaki sessizliğini de açıkladı.

30 Mayıs 2016 - 11:01 - Güncelleme: 30 Mayıs 2016 - 13:56

Ataları, 1914-15 yılında Rus savaşı sırasında Muş ve Malazgirt bölgesinden Urfa’ya göç etti. Şanlıurfa Hilvan bölgesine yerleştikten bir süre sonra babası çerçilik yapmak için Urfa’ merkeze gidip gelmeye başladı. Namı diğer Halili Tarro’nun oğlu Hüseyin Korkmaz ile SANLIURFA.COM haber sitesinden usta gazeteci Mehmet Dener konuştu. Hilvan’dan Büyükyol’a geliş hikâyelerini ve Ermeni ve Yahudi komşularıyla büyüdüğü günleri usta gazeteci Mehmet Dener’e verdiği röportajında anlatan Hüseyin Korkmaz, Urfa’yı işgal eden Fransızların torunlarından birinin yıllar sonra Urfa ziyaretinde tanıştığını ve evlerinde misafir ettiğini aktardı. Misafir ettiği Fransız’ın evlerinde kaldığı gece sohbet esnasında Ankara Büyük Elçisi olduğunu ilk kez açıklayan Hüseyin Korkmaz şu sıralar neler yaptığını SANLIURFA.COM ‘a verdiği röportaj da anlatı.

İŞTE O RÖPORTAJIN TAMAMI

Mehmet Dener:  Uzun zamandır sessizsiniz. Bu aralar neler yapıyorsunuz?

Hüseyin Korkmaz: Öncelikle Sanliurfa.com ve size teşekkür ederim. Gerçekten de Peygamberler şehri Şanlıurfa’mızı tanıtan en güzide insanlardan birisiniz. Biz sohbetlerimizde hep deriz, Urfa’da taş üstüne taş koyanın biz elini öperiz. Allah sizlerden razı olsun. Ben yıllardır muhtarlık yapıyorum. Merhum babamdan sonra görevi devraldım. Urfa’da gönüllü bir turizm elçisiyim. Ülkenin dört bir yanında dostlarımız var. Biz bunları günü birlik Urfa’ya davet ediyoruz, ağırlıyoruz. 
Urfa’nın sokaklarından tutun elçi konağı gibi yüzlerce konağımız var. Bunları Urfa’ya en iyi şekilde, en güzel şekilde getirmeye çalışıyoruz turizm açısından çünkü Urfa her şeyin en güzeline layık. Urfa insanlarıyla, sokaklarıyla, tabiatıyla, örf, adet, gelenek ve yemekleriyle medeni bir şehirdir. Bunlar atalarımızdan bize kaldı ve biz hala devam ettiriyoruz bunları. Urfa’mız farklı bir şehir, misafirperver bir şehir ve Hz. İbrahim peygamberin bir şehri. Biz herkesin Urfa’yı gelip görmesini istiyoruz. Urfa muhafazakâr ve milliyetçi bir şehir. Halkı ve insanları birbirine bağlıdır. Biz Urfa’yı, Urfa da bizi seviyor. İyi Urfa’da doğmuşum ve Urfalı olmaktan da gurur duyuyorum. 
BİZ URFA İLE BAĞDAŞLAŞMIŞIZ
Mehmet Dener: Siz Urfa’da doğup büyüdünüz ama atalarınız farklı yerlerden buraya göç etmişler. Bu hikâyenizi anlatır mısınız? 
Hüseyin Korkmaz: Atalarımız 1914-15 yılında Rus savaşı sırasında Muş ve Malazgirt bölgesinden buraya göç etmişler. Dedelerimiz Hilvan bölgesinde Çakmak’a yerleşmişler. Babam Urfa’da dünyaya gelmiş. Biz 22 kardeşiz, hepimiz Urfa’da dünyaya geldik. Biz Urfa ile bağdaşmışız, Urfa bizi bağrına basmış. Biz milliyetçi, devletine bağlı, halkına sevdalı insanlarız. 


BABAM BALIKLIGÖL’ÜN ÇEHRESİNİ DEĞİŞTİRDİ
Mehmet Dener: Balıklıgöl’de sizin bir mekânınız var. Babalarınız, dedelerinizin orayı kullandığı dönemlerde, o mekânlar nasıl kullanılıyordu?
Hüseyin Korkmaz: Bilirsiniz insanlar geçmişte lakaplarıyla tanınırlardı. Merhum babam, Tahir’in oğlu Halil olarak tanınırdı. Babam Balıklıgöl’ü zamanında ihale ile alırken, orası birahaneymiş yani ailelerin gitmediği bir yermiş ama babam 1957 yılında orayı belediyeden kiralıyor akabinde çehresini değiştiriyor. Ailelerin oraya gelebilmesi için oranın huzurunu sağlıyor. Babam Urfalılarla bağdaşıyor, insanları seviyor. Biz gerçekten de Balıklıgöl’de bir turizm elçisiyiz. Şuan kardeşlerim işletiyor orayı. Orda oturup içme mecburiyeti yok. Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir zorunluluk yok. Yani insanlar gelip Balıklıgöl’ü, Hz. İbrahim Peygamber’in ateşe atıldığı yeri gezerken orada dinlenmiş oluyor. Biz çok şükür orada insan kazanmışız ve Urfalıları da Balıklıgöl’e kazandırmışız. Çünkü biz orayı insanların rahat gelebilmesi için başta çevrenin huzurunu sağlamışız. 
BALIKLIGÖL DÜNYA’DA EŞİ BENZERİ OLMAYAN CANLI BİR AKVARYUMDUR
Başıboş insanları o bölgelere sokmamışız. Biz babamızdan böyle öğrendik ve böyle devam ettiriyoruz. Tabi turizm eski potansiyelinde değil. 1989 körfez krizinden sonra Avrupa turizmi kesildi Urfa’dan. Daha önce karayoluyla hacca giden hacı adaylarımız Urfa'da’ geçerlerdi, burada konaklarlardı. Burada bizim misafirlerimiz olurdu. Mekânımızda ev sahibi olurlardı. Biz hep onları ev sahibi yapar misafir gibi olurduk onların yanında. Balıklıgöl, dünyada eşi benzeri olmayan bir canlı akvaryumdur. Bizim her türlü oraya sahip çıkmamız lazım, düşen yaprağından kuruyan dalına kadar. Ölen balığından yumurtlayan balığına kadar sahip çıkmamız lazım çünkü güneydoğunun gerçek bir incisidir. O yüzden Urfa her şeyin en güzeline layıktır. 


URFA HUZURLU BİR ŞEHİR
Başta dediğim gibi biz Urfa’da taş üstüne taş koyana saygı duyuyoruz. Tabi burada gelen valilerimiz, belediye başkanlarımız, idarecilerimiz, mülki amirlerimiz, emniyet müdürlerimizi, polisimiz Allah bunları eksik etmesin. Urfa huzurlu bir şehir. Bu kadar göç almış bir şehir, bu kadar mülteci var ama bakın herkes kardeş gibi yaşıyor. Bu Dünyanın hiçbir yerinde yok. Kimsenin burnu bile kanamıyor. Çünkü biz Hz. İbrahim Peygamber’den terbiye almışız. O yüzden Urfalı esnafımız, otellerimiz, turizmcimiz her zaman gelen misafirlere misafir olduklarını hissettirmiyorlar, ev sahibi gibi davranıyorlar. Bu da Türkiye’nin hiçbir yerinde yok. Ben Türkiye’de birçok il gezdim. Komşu komşuya Allah’ın selamını vermiyor ama Urfa’da bu yok. Urfa’da insanlar bir gün birbirine selam vermezse gider komşusunun kapısını çalar acaba “rahatsız mı ettim bir şey mi oldu, seni göremedim, inşallah bir sorun yok” diye. Bu Türkiye’nin hiçbir yerinde yok. 
BENİ BİR CENAZEDE VALİ ZANNETTİLER
Mehmet Dener: Siz gönüllü turizm elçiliğini yaparken, sıkı diyaloglarınız gelişti. Tatlı hikâyeleriniz de geçmiştir başınızdan. Unutamadığınız bir hikâyeniz var mı? 
Hüseyin Korkmaz: Tabi güzel bir anımız var. 2006 yılı Ağustos ayında, o zamanki valimiz Şükrü Kocatepe, bir emniyet mensubu kardeşimizin babası vefat etmiş. Beddüzzaman aile mezarlığında cenazeyi defnederken sayın valimiz Şükrü Kocatepe, o dönemin emniyet müdürü Kutluay Çelik, Jandarma komutanımız Fahri Cicibey ve bürokratlar olarak katılmıştık. Tabi Ağustos ayı sıcak, vali bey, emniyet müdürü ve diğerleri gömlekle gelmişlerdi ben takım elbise giymiştim. Cenazedeki vatandaşlar direk yanıma geldiler “sayın valim hoş geldiniz”  dediler, ben de nezaketen mahcup oldum ve “Sayın valimiz burada” diye cevap verdim. Sonra sayın valimiz Balıklıgöl’deki mekânımıza gelip bizi ziyaret ettiğinde “ya muhtar seni vali yaptılar, bizi de hiç tanımadılar” dedi ve esprili bir şekilde güldük. Böyle bir anımız olmuştu. O değerli bir valimizdi şuanda da Denizli İl Valisi. Kendisine başarılar diliyorum, daha güzel yerlere gelmesini yürekten istiyorum. Urfa sohbetlerle, muhabbetlerle, anılarla dolu bir şehir. Biz dolu dolu yaşadık Urfa’yı, yaşıyoruz da. Gerçekten de burada anılar, sohbetler bitmez. 
CUMHURBAŞKANIMIZ MUHTARLARA DEĞER VERİYOR
Mehmet Dener: Muhtarlar özellikle Cumhurbaşkanı’nın ağırlamalarından sonra daha da değerli hale geldi. Artık muhtarlar nikâh bile kıyabiliyor. Siz muhtarların geldiği durum hakkında ne söylemek istersiniz?
Hüseyin Korkmaz: Önce bir anımı daha anlatmak istiyorum. Zamanında Tugay Komutanımız Hüseyin Erim Paşamız kızını İstanbul Üniversitesine kaydedecek. Tabi paşamız Urfa’da ikamet ediyor. Üniversiteye kayıt yaptırırken paşamızın kızına “muhtardan tasdikname örneği, ikametgâh getireceksin” demişler. O zamanlar hiç unutmam İl Valimiz ile Tugay Komutanımız görüşürken Tugay Komutanımız “ben muhtarların bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum” diyor. Ben de o zamanlar muhtarlar dernek başkanıydım. Cumhurbaşkanımıza gelecek olursak, Recep Tayyip Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek az çünkü gerçekten de muhtarlar devletin temel taşıdır. Herkes muhtarın sırtına basarak gidiyor. Yani devlet ile millet arasındaki en büyük köprü biziz. Muhtarların değeri, önemi yoktu ama Cumhurbaşkanımız gerçekten de Türkiye’de dağları değil çağları deldi. Muhtarları böyle başköşeye insan, değer ve vasıf olarak ülkesine tanıttı. Çünkü muhtara değer veren Cumhurbaşkanımıza biz ne kadar değer versek azdır. Allah kendisinden razı olsun, Rabbim devletimize zeval vermesin. Biz bu devlete fedakârlık yapıyoruz. Her ne kadar maaş alıyor olsak bile biz insanlara gönüllü hizmet ediyoruz. O yüzden Cumhurbaşkanımız bizi gerçekten de onure etmiştir, biz de ona ne kadar saygı göstersek, ne kadar alkışlasak azdır. 
İNŞALLAH CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYEYESİNE BANA DA GİTMEK KISMET OLUR 
Mehmet Dener: Siz de gittiniz mi Cumhurbaşkanlığına? Muhtarları davetine siz de katıldınız mı?
Hüseyin Korkmaz: Muhtarlar dönem dönem çağırılıyor. Bir dönemde ben çağırılırken müsait değildim. Bir daha davet edilmeyi bekliyorum. Büyük bir heyecanla da Cumhurbaşkanımızı ziyaret etmeye gideceğiz. 
Mehmet Dener: Urfa’dan Cumhurbaşkanlığı’na giden var mı?
Hüseyin Korkmaz: Evet var. Mesela Ertuğrul Gazi muhtarımız, Esentepe Muhtarımız İbrahim Karabulut gitti bunun yanı sıra Karaköprü’den birkaç muhtarımız gitti. Çağırılan muhtar kardeşlerimiz gittiler ve memnuniyetle de Urfa’ya döndüler. 
İNŞALLAH MUHTARLAR DA NİKAH KIYABİLECEK
Mehmet Dener: Peki muhtarlara verilen nikâh kıyabilme yetkisi yürürlüğe girdi mi?
Hüseyin Korkmaz: Hükümetimiz, cumhurbaşkanımız, başbakanımız muhtarlarla ilgili güzel çalışmalar yaptılar. Zaten geçmişte köy muhtarları resmi nikâh kıyabiliyordu. Bu yetki bütün muhtarlara verilecekti, bakanlar kurulunda da gündeme geldi. Henüz resmi gazetede yayımlanmadı. Biz de heyecanla bekliyoruz. İnşallah iki tane gencimizin nikâhını biz de kıyarız. 
URFANIN ESKİ HAVASI BAŞKAYDI
Mehmet Dener: Sizin bulunduğunuz mahalle eski bir yerleşim yeri. Bize mazideki Urfa’yı biraz anlatabilir misiniz?
Hüseyin Korkmaz: Eski Urfa’nın havası başkaydı. Çünkü sokaklarıyla, insanlarıyla, halkıyla bir başkaydı. Mesela bizim komşularımız vardı. Ermenisi, Yahudisi ve Müslümanı aynı kapıdan yemek yiyorlardı. Mesela bizim kapı komşumuz Ermeniydi. Adı Vanes’ti.  Kendisi doktordu, evde ilaç yapıp insanları tedavi ettirirdi. Herkes tanırdı onu, herkesin bildiği bir isimdi. Biz o örf, adet ve geleneği kaybettirmedik. Eski ramazanlarda sahur vakti davulcu gelirdi, mahalle gençleri olarak çıkar halay çekerdik. O sahuru öyle kutlar, o havayı öyle teneffüs ederdik. Urfa’da bu hala devam ediyor. 
ORUÇLU İNSANA SAYGI VARDI
Mehmet Dener: Peki, sahurdaki o davul sesi gayrimüslim komşularınızı rahatsız eder miydi? Şikayet alır mıydınız?
Hüseyin Korkmaz: Hiç şikâyet gelmezdi, çok saygı gösterirlerdi. Urfa geçmişte çok kuraklık yaşayan bir ilimizdi. Çünkü Urfa 14 mahalleydi. Urfa’nın o günkü nüfusu 100 binlerdeydi. O zamanlar çarşıda lokantası olan bir kardeşimiz, lokantasına perde çekerdi. Hasta olan, oruç tutamayan, o gün mazereti olan gidip yemeğini o perdenin arkasında yerdi. Çünkü oruçlu insana büyük saygı, edep, terbiye vardı. Biz öyle yetiştik. Bir artık Ramazan’da o eski havayı teneffüs etmeye başlıyoruz. Mesela bu kadar Suriyeli mülteci kardeşimiz aramızda. Komşuluk yapıyoruz onlarla, aynı havayı teneffüs ediyoruz. Yani biz iftar vakti evimizde pişen, ocağımızda tüten yemeği muhakkak 3-4 tane komşumuza göndeririz, komşu da bize gönderir. Yani bizim kardeşlik bağımız budur. Urfa bunu hala yaşıyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Yaz sezonunda turistler akın akın Urfa’ya geliyor mesela. Yeni geliyor otellerde yer yok, konuk evlerimizde yer yok ama gece vakti gidip bir vatandaşın kapısını çalın, o kendisine açmadığı yatağını, döşeğini size açar. 


O ELÇİ FRANSA’DA AÇILAN STANTLARDA URFALILARI ZİYARET ETTİ
Mehmet Dener: Komşularınızdan bahsetmişken, o gün komşunuz olanlardan hala görüştüğünüz var mı?
Hüseyin Korkmaz: Vales var. Hala görüşüyoruz. Şuan İstanbul’da tekstille uğraşıyor. Hepimiz insanız. İnsanı insan olarak seveceksin. Dinini, dilini, ırkını ayırmadan seveceksin. Biz insan olduğu için herkese değer veriyoruz. Urfa Fransız ve İngilizlerin işgali altında kalmıştır geçmişte. 3 yıl önce ben kendi mahallemde, Fırfırlı Cami’de akşam namazından sonra 3 tane Avrupalıyı caminin avlusunda fotoğraf çekerken gördüm ve cami cemaatiyle birlikte namazdan sonra sohbet ettik onlarla. Ben onları evime misafir ettim. Önce ürktüler. O sıcaklığı o dayanışmayı gösterdik ve onları evime davet ettim. İşte bütün aile bir arada onlarla sohbet ettik. Onlar gittiği anda annem “Allah yolunuzu açık etsin” derken, onlardan bir beyefendi ceketini düğmeledi. Sonra bana kartını uzattı. Bir baktım ki kendisi Fransa’nın Ankara Büyükelçisi. Onun yanındaki küçük bir çocuk benimle Türkçe konuşmaya başladı. “Sen Türkçe biliyor musun” dedim, “Ben Ankara’da Türk okuluna gidiyorum” dedi. Kendisi şuan Londra büyükelçisi. Bakın Urfa İngilizler ve Fransızların işgali altında kalmışken biz bir Fransız’ı evimize davet ediyoruz. Sonra bu büyükelçi gidip Fransa basınına bizim misafirperverliğimizi anlatıyor. “Ben Şanlıurfa’ya gittim. Urfa’da mahalle muhtarı beni evine davet etti. Sofrasını kapısını açtı” diye. Bunlar çok önemli şeyler. O gün Urfa’da evime davet ettiğim Fransız büyükelçisi, Fransa’da açılan stantlarda gidip Urfalıları ziyaret etmiş. 
BİZ MİSAFİRPERVERLİĞİ ATALARIMIZDAN ÖĞRENDİK
Mehmet Dener: Peki, sizinle diyalogu hala devam ediyor mu? 
Hüseyin Korkmaz: Gerçekten de bir lisan bin insan demek. Dil çok önemli. Bizim büyükelçi ile görüşmelerimizde tercüman araya giriyor. Keşke dil bilse ve rahatlıkla konuşabilsek. Konuşma kısmında zorlanıyoruz. Mesela benim 22 yıllık muhtarlığımda çok şeylerle karşılaştım, çok güzel anılarım oldu. Urfa’da edindiğimiz dostluklar çok güzel. Şuan Türkiye’nin her noktasında bize kapısını açacak dostlar edindik. Bu herkese nasip olmaz. Biz misafirperverliği atalarımızdan, dedelerimizden, büyüklerimizden öğrendik. Bizde hala bu devam ediyor. 
KAFAMI DİNLEMEK İÇİN BİRAZ ÇEKİLDİM
Mehmet Dener: Peki, buradaki muhtarlarla diyalogunuz nasıl?
Hüseyin Korkmaz: 11 yıl muhtarlar dernek başkanlığı yaptım. Biz her hafta gelenek olarak muhtarlar derneğimizde misafir ağırlıyoruz. Valimizi, Belediye Başkanlarımızı, Emniyet Müdürümüzü, mülki amirlerimizi ağırlıyoruz. Bu geleneğimiz hala devam ediyor ama bende bir eksiklik var ben muhtar arkadaşlarımı biraz yalnız bıraktım. Kafamı dinlemek için biraz çekildim. Sizin aracılığınızla buradan bütün muhtarlara saygılarımı sunuyorum çünkü muhtarlar her şeyin en iyisine layıktır. Onlar fedakârlıkla hizmet ediyorlar mahallelerine, insanlarına. Ben onları ihmal ediyorum. Beni affetsinler. En kısa zamanda onlarla bir araya geleceğim. 

 

 

Bu haber 97847 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Faruk Çelik'in durumu iyi
Faruk Çelik'in durumu iyi
Erdoğan Güneydoğu Kanaat Önderleriyle Buluştu
Erdoğan Güneydoğu Kanaat Önderleriyle Buluştu