YAZARLAR
Dikkat ! Hırsız var( Bahattin Yavuz )
Neden Yazmayı ister bir yazar?( M.Niyazi Kocadağ )
Anne....( Barış Durak )
Haydi Çocuklar Bara!( Necmettin Sağlam )
HERKES BİZİM AYNAMIZ!( Burçin Alpacar )
Keşke( Nuray Açar )
Hayalperest olmak!( Esra Dağ )
İran ve Hizbullah'a Ne Oluyor?( İbrahim Halil Arslan )
Kimin Umurunda?...( Emine Sivri )
Nasihat( Saadet Ün )
Bir Doğum, Bin Bereket..( Öznur Çolakoğlu )
Kentin Işıkları( Ömer Salih Ünlü )
Demokraside Kadın İzleri( Funda Ateşoğlu )
Diyarbakırda Yaşamak..( Sümeyye Gergerlioğlu )
İmamı kim ağlattı?( Semanur Yaman )
Elvedâ Urfa!( Ahmet Bedir )
Turşu( Elif Baran )
BEN ANNEYİM( Gülistan Özdemir )
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ayşe Reşad
ayseresat@yahoo.com
Gönülsüz pişen aş, ya karın ağrıtır ya baş!
07 Haziran 2011 Saat 02:29

Hanımlar buraya ;) Bugün sizlere sözüm;

 

Sizler de farketmişsinizdir muhakkak, evde yenen yemeklerle dışarıdan hazır alınan, ya da dışarıda yenen yemeklerin farkını..

 

Ve duymuşsunuzdur, her vakit en güzel yemekleri dahi yeseler, evli olmayanların ya da bir şekilde ailesinden ayrı yaşayanların, ev yemeklerine çektikleri özlemi..

 

Peki düşündünüz mü hiç, nedir bunun sırrı?

 

Ev yemeklerinin sırrı, dışarıda yapılanlardan farkı nedir biliyor musunuz? Muhabbet.

 

Evet muhabbet.

 

Satın aldığımız yemekler “para” kazanmak  için yapılır çünkü.

 

Ama ev yemekleri anneniz ya da eşiniz tarafından, özel olarak sizin için “muhabbet”le”, “kan olsun, can olsun” diye gönülle yapılır..

 

Belki de onun için demişler; “Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer” diye :)

 

Çünkü her kadın, kendinden bir parça katar yemeğine, gönlünü akıtır damla damla..

 

Bu yüzden her kadının yemeği kendincedir.

 

Aynı malzemeleri alın mesela, 5 ayrı hanıma verin ve aynı yemeği yapmalarını isteyin..

 

Ne olur dersiniz?

 

5 aynı yemek ve 5 ayrı tat çıkar ortaya :)

 

Çünkü biliyorum tattım..Her hanımın eli, nefesi başka oluyor..

 

Kısaca, her hanımın yüreği ve yemek yaparkenki ruh hali, yansıyor tencere içindekine.

 

Biliyorsunuzdur eskiden bazı insanlar, bir yemeğin muhabbetle mi, yoksa mecburiyetten, sinirle-kızgınlıkla mı pişirildiğini, tadar tatmaz hemen anlar ve yemezlermiş o yemekten ve derlermiş ki; “Muhabbetsiz pişirilen yemekler vücuda zehir olur, hastalık olur.”

 

Evet; “Gönülsüz pişen aş, ya karın ağrıtır, ya baş!”

 

Muhabbet olmayınca, gönül koymayınca, yemek bile yenmiyor, yense de “yaramıyor, kalbe ulaşmıyor demek..

 

Yani efendim ne yaparsanız yapın, ne pişirirseniz pişirin, içine muhakkak “muhabbet” katın ;)

 

Halk içinde de şöyle derler ya hani; “Gelinin güzelliği, güveyinin harcından olur.”

 

Yani, “damat ne getirirse, ne kadar çok ve bol getirirse yemek o kadar güzel olur” anlamına :)

 

Ben de diyorum ki;Yemeğin güzelliği-lezzeti, içine katılan muhabbetle-gönülle-zikirle olur ancak..

 

Biliyor musunuz “gönül” kelimesinin batı dillerinde karşılığı yokmuş..

Hiç de şaşırmadım doğrusu. Çünkü kültürlerinde yok..

Gönül alma, gönül yapma, gönüllü..Hepsi “bize” ait kavramlar.

 

Hangi iş olursa olsun içine “gönül” katılırsa hoş olur, bir başka olur. Tadından yenmez.

 

Hem de gönüllü yapılan herşey, iki boyut kazanır, hem dünyaya hem öteye bakar.

 

Bu anlamda bence gönül, içimizdeki Vedud’tur..Hayy ve Huu.

 

Hayy’dan gelen Hu’ya gidiyor nerden baksan.

 

Malum efendim, hanımların vakitleri en çok mutfakta geçiyor..Bizler de yemek yaparken zikrederek, içine gönül katarak, bu vakitleri lehimize durduralım, zamanlara adres bırakalım inşaAllah ;) Zaten de mubarek vakitlerde, 3 aylardayız, gelin boş geçirmeyelim vakitlerimizi..

 

Mutfakta çalışırken,  mesela yemek malzemelerini yıkarken, doğrarken, tencereye koyarken..Tek tek mantı yaparken, fasulye, bakla, bezelye vs. ayıklarken, yemeğin her aşamasında zikredelim ki, hem yemeğimiz lezzetli olsun, hem zaten yapacağımız yemek pişirme eylemi, ibadet olsun, hem de yiyenlere şifa olsun ;)

 

Hazırlama işlemi bitip de, tencerenin kapağını kapatmadan önce bir Fatiha okuyup üfleyelim içine, lezzet iksiridir :) Yine; hormonlu ve GDOlu gıdaların zararlarını önlemek için;

 

“Bismillâhillezi lâ yedurru me’asmihî şey’un filardi vela fissemâ ve huvessemîul Alîm” okuyalım inşaAllah; yemek pişirirken, servis yaparken, çocuklarımıza yedirirken..

 

Sizler de duymuşsunuzdur “eskiden evlerde bereket vardı, şimdi bereket kalktı” söylemini..

 

Belki de dikkat  edilmiyor çok zaman, besmele çekilmiyor, nimetleri veren akla getirilmiyor, şükredilmiyor..Böyle olunca da ara ki bulasın bereketi.

 

Herkes “yok” “yok” diye sızlanır olmuş. Halbuki “var” “var” dese insan var olur.

 

Şükredilen nimet arttırılır Rabbin teminatıyla..

 

Bizler de inşaAllah, un, şeker, pirinç vb. malzemeleri kavanozlarından alırken, besmeleyle alalım ki evlerimizden bereket eksik olmasın.

 

Bir de yemekleri birbirine karıştırmamak mes’elesi var, dikkat etmeli.

 

Hem israf olmasın diye, hem de sağlıklı beslenmek için, tek çeşit yemek, en sağlıklısı.

 

Şimdi bakıyoruz sofralarda binbir çeşit yemek..

 

Böylelikle hem hazımsızlıktan şikayetle, mide rahatsızlıkları, kalp, şeker, obeziteye kapı aralanıyor, hem de gıdaların birbirine uyumu, protein-karbonhidrat dengesizliği ve de dünyadaki o kadar aç insan göz-gönül ardı ediliyor..Nereden bakarsanız israf yani.

 

Vee son olarak, yaptığımız herşeyden komşularınıza, özellikle de muhtaçlara tattıralım mutlaka. Bunu eğer, çocuklarımızın kulağına;

 

“Yavrum komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” Ya da;

 

"..Çorba pişirdiğinde suyunu bol koy ve komşunu da gözet.” hadislerini fısıldayarak gönderirsek, yavrularımıza bir bilinç de aşılamış oluruz.

 

Eliniz işte, gönlünüz hep O’nda olsun efendim.

 

Muhabbetle..

 

A.R

Bu yazı toplam 3663 defa okundu.
Ayşe Reşad isimli yazarın tüm yazılarını göster
jale güner
GÖNLÜN PİŞİRDİĞİ
Yazınızı zevkle sonuna kadar okudum ve düşünmeye çalıştım.Günlük hayatımızı , bize dinimizi yaşatan bu küçük ayrıntılara dikkat ederek yaşasak bir hayli yol alacak,gönül ferahlığını hep birlikte hissedeceğiz.Üstelik; bu aktarımları bir de yavrularımıza yapsak,artık değmeyin keyfimize...Değerli Ayşe Hanım;ağzınıza,yüreğinize sağlık.ALLAH sizden razı olsun.Gönüllerimize yanması için fitilleri hazırladınız yine,ne mutlu size.ALLAH'a emanet olun,kalın sağlıcakla,muhabbetle...
11 Haziran 2011 Saat 20:15
Ayşe Reşad
...
Alt komşum Suutlu..3 tane genç kızı var ve üçü de benim yoğurt çorbama bayılıyorlar..

Geçen gün büyük kız “çok canım çekti” deyince bir tencere yaptım götürdüm..

Afiyetle yemişler tabii.

Sonra anneleri tarifini aldı benden, güzelce tarif ettim püf noktalarına kadar :)

Dün gece ordaydım anlattı, “yaptım” diye..

Ama kızlar beğenmemişler, “aynısı değil” demişler :)

Sordum “nasıl yaptın?” diye..

Aynısını yapmış, eksik yok, ama tadı benimkine benzemiyormuş..

Sonra dedim “peki Fatiha okuyup, üfledin mi tencerenin içine?” :) “yok” dedi..

Haaa işte dedim “fark bu üflemediğin Fatiha’da” :)

“Doğrudur” dedi komşum “ama senin nefesin başka”

Herkes biliyor demek bu yazıda bahsettiğim nefes olayını ;)

Yani diyeceğim odur ki, yemeğin Fatiha’sını unutmayın ;)
11 Haziran 2011 Saat 00:46
MSELİM
ALLAH RAZI OLSUN
Çok güzel bir yazı yüreğinize sağlık
07 Haziran 2011 Saat 14:30
Tüm Yorumları Göster(4)

Şu An Sitede
2599 Kişi Online

ETKiNLiKLER  + Ekle 
ÜYELİK
Genel İçerikler
Nöbetçi Enzaneler Otobüs ve Uçak Seferleri
DUYURULAR +Ekle
Edessa Mutfak