YAZARLAR
Dikkat ! Hırsız var( Bahattin Yavuz )
Neden Yazmayı ister bir yazar?( M.Niyazi Kocadağ )
Anne....( Barış Durak )
Haydi Çocuklar Bara!( Necmettin Sağlam )
HERKES BİZİM AYNAMIZ!( Burçin Alpacar )
Keşke( Nuray Açar )
Hayalperest olmak!( Esra Dağ )
İran ve Hizbullah'a Ne Oluyor?( İbrahim Halil Arslan )
Kimin Umurunda?...( Emine Sivri )
Nasihat( Saadet Ün )
Bir Doğum, Bin Bereket..( Öznur Çolakoğlu )
Kentin Işıkları( Ömer Salih Ünlü )
Demokraside Kadın İzleri( Funda Ateşoğlu )
Diyarbakırda Yaşamak..( Sümeyye Gergerlioğlu )
İmamı kim ağlattı?( Semanur Yaman )
Elvedâ Urfa!( Ahmet Bedir )
Turşu( Elif Baran )
BEN ANNEYİM( Gülistan Özdemir )
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ayşe Reşad
ayseresat@yahoo.com
Eskiden..
14 Ağustos 2011 Saat 06:10

Eskiden, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir", "Bir kişi yedi mahallesinden sorumludur" diye yürekten inanan zarif  insanlar, Ramazan'da  kendi evlerinin erzak ihtiyacıyla beraber, pirincinden yağına, ununa, şekerine, hatta kahvesine kadar, fukara evlerini de gözetirlermiş, sorumluluk bilinciyle..

Eskiden iftara az kala, iftariyelik ve çeşitli yemeklerle donatılan tepsiler, rastgele yoksul evlerine yollanır, bir de zarif bir hediye iliştirilirmiş tepsiye.

Eskiden herkes, "Merhametin eksildiği yerde bereketin durmayacağını" adı gibi bilirmiş.

Eskiden ramazanlarda zengin evlerinin kapıları ardına kadar açık olur, hergün sofralar kurulurmuş..

Eskiden, tanısın tanımasın herhangi bir eve girip,  hatta hiç konuşmadan, kendisine de bir şey sorulmadan, çayıyla-kahvesiyle, tatlısıyla mükemmel bir iftar yapabilirmiş insan..

Eskiden iftar edenler uğurlanırken, ev sahibi "diş kirası" denilen, içinde altın ya da başka değerli armağanlar olan hediyeler takdim edermiş bir de..

"Bize sevap kazandırdığın için sana teşekkür ederiz" demekmiş bu..

Çünkü eskiden bu zarif insanlar ezbere biliyorlarmış, yardım ettiklerinde asıl kazançlı olanın "alan" değil "veren" olduğunu..Hem de nimetlerin asıl sahibini.

Hatta eskiden iftarda bazı konaklarda, "diş kirası"ndan başka, içinde nohut şeklinde altınların olduğu nohutlu pilav ikram edilir, dişine altın dokunan nasibini alırmış.

Eskiden mubarek Ramazan  geldiğinde bazı gönlü zengin er kişiler, tanınmama gayretleriyle kılık değiştirip, çeşitli dükkanlara uğrar, zimem defterlerini, yani veresiye verenlerin, borçların tutarını yazdıkları defterleri ister, rastgele hiç tanımadıkları kişilerin hesaplarına bakar ve toplam hesabı ödedikten sonra o sayfaların yırtılmasını isterlermiş..

Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu, borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezmiş..

Eskiden sadaka taşları varmış..

Sadaka taşları, alanla vereni birbirine muhatap etmeden, minnet altında bırakmadan, isteme zilletine düşürmeden, insanların ihtiyaçlarını görmesini sağlarmış..

Hatta insan, birini sadaka taşının başında görse, alıyor mu, yoksa koyuyor mu hiç anlayamazmış..O şekilde özel yapılmış taşlarmış bunlar.

Sadaka alan elini sokar, sadece ihtiyacı kadar alırmış, fazlasına tamah etmez, gayrını düşünürmüş.

Eskiden bayramlarda, fakir evleri de unutulmaz,  bohça bohça bayramlık yollanırmış.. Sadece Ramazanlarda da değil, her zaman mahallenin fukarası, hastası, gelinlik kızları gözetilir, el birliğiyle gereken, incitmeden yapılırmış..

Eskiden insanlar, gayrısı doymadan doyamaz, gayrısı gülmeden gülemez, asla  mutlu olamazmış..

"Alan da veren de Allah" bilincinin kuşattığı zarif iklimin, zarif insanları ah..

"Geçmiş zaman olur ki, hayâli cihan değer. "

Şimdi de yok mu? Vardır elbet..

Varlar elbet.

İyi ki de varlar, görüyoruz işte, bırakın yakınları en uzaklara da yüreklerini yolluyorlar..

"Merhamet eksildiği yerde bereket durmaz!"

İyi ki varsınız, yoksa başımıza taş yağacaktı,

Taş kesilmiş yüreklerimiz insanca atmayacaktı,

Sadece kendimizi, keyflerimizi, midemizi düşünecektik,

O kadar hırsa-çalışmaya rağmen evlerimizde bereket olmayacaktı hiç.

Yesek de, alsak da doymayacak, doyamayacak, asla mutlu olamayacaktık.

Allah emsallerinizi arttıra.

Muhabbetle efendim.

Ayşe Reşad

Image

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sadaka taşı

Görmeyenler için fazlası:

İnfak Kültürünün Zarif Anıtları: Sadaka Taşları

http://www.sonpeygamber.info/infak-kulturunun-zarif-anitlari-sadaka-taslari

Bu yazı toplam 2498 defa okundu.
Ayşe Reşad isimli yazarın tüm yazılarını göster
terke
ŞUURALTI
60 yaşlarında olan biri olarak yaşantımla karşılaştırdığımda hayalı sükuda uğramadım desem.Meğer fakirler bir eli yağda bir eli balda yaşamış.Bohçelerle giyinmış.karnı tok sırtıpak olarak dolaşmış.Hayret ben hiç görmedim.Ben hasanpaşa camiinde üstü başi perişan aç susuz kış gecelerinde sabahlayan sokaklarda yalınayak dolaşan insanları mı?Yusufpaşada yorgansız avluda yatan insanları mı?Zenginimin köfte atıştırır kadayıfı çevirirken fakiri gözetip elinden tutan birine rastlamadım.
15 Ağustos 2011 Saat 14:12
nurten
sadaka
El açmadan hayatını devam ettirmeye çalışan gizli ,kendini belli etmeyen fakirlere vermenin onları arayp bulmanın daha efdal olduğunu ,el açan kimselerininde geri çevrilmeyeceğini düşünüyorum.Her geleni hızır,her geceyi kadir bil sözünü çok seviyorum.Ellerinize sağlık ,yüreğinize sağlık harika bir yazı.Rabbim Razı olsun sizden.
15 Ağustos 2011 Saat 01:51

Şu An Sitede
2596 Kişi Online

ETKiNLiKLER  + Ekle 
ÜYELİK
Genel İçerikler
Nöbetçi Enzaneler Otobüs ve Uçak Seferleri
DUYURULAR +Ekle
Edessa Mutfak