İbrahim Halil Arslan
ibrahim-halil-arslan@hotmail.com
Devletin Kurumları Sivilleşsin
27 Ocak 2012 Saat 15:16

Hiç şüphesiz demokratik toplumlar kendi kişisel gelişim süreçlerini sivil anayasa ve sivil toplum örgütleriyle gerçekleştirmiştir. Son günlerde Sivil anayasanın tartışıldığı bir süreçte henüz sivilleşememiş, devlet merkezli bir anlayışın hakim olmaya başladığı bir hükümet anlayışının ne kadar sivil anayasa yapacağını doğrusu çok merak ediyorum.
Yıllarca bu ülkeyi bağımsız(!) hükümetler yönettiğini zannetsekte; Devlet-i Ali’yi kimin yönettiğine hiçbir zaman biz karar veremeyeceğiz. İşte size sözde demokratik toplumların vazgeçilmez kurumları olan sembolik sivil toplum kuruluşlarına, yapılmak istenen devlet baskısını ve sözde özerk yapıya sahip bu kurumların devletin gözüyle nasıl göründüğünü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hukukçu gözüyle STK’lar; “Gönüllü, kendi kendini oluşturan, kendi desteklerine sahip, devletten özerk, halk ile devlet arasında aracı niteliğinde örgütlü bir sosyal yapılanma, Belirli amaçları gerçekleştirmek veya belirli konularda kamuoyunu aydınlatmak veya yönlendirmek için çalışan ve gönüllülük esasıyla hareket eden Sivil Toplum Kuruluşları’, ‘Hükümet dışı Organizasyonlar’, ‘Üçüncü Sektör Kuruluşları’, ‘Gönüllü Teşekküller’ adlarıyla anılırlar.”
Ancak bu çok renkli ve iç açıcı cümleler işin uygulama safhasında hiçte öyle görünmüyor. Mesela Avrupa birliği destekli projelerde veya Türkiye cumhuriyeti devletinin açmış olduğu topluma yönelik projelerde öyle güvensizlik içerikli şartlar getiriliyor ki bu sivil kurumlar kendilerini bu devleti söğüşlemeye çalışan dolandırıcılar olduklarını zannediyorlar.
Türkiye genelinde 90 bin, Şanlıurfa merkezde ve ilçelerinde yaklaşık 900 sivil toplum kuruluşları bulunuyor. Birçok sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığım görüşmelerde devletin baskıcı ve vesayetçi anlayışını hemen görebiliyorsunuz. Mesela size bir örnek vereyim. Sivil toplum kuruluşlarının kamu yararına gönüllü olarak yapmak istedikleri Proje hazırlama safhasında, sizin koyduğunuz kurallardan bir tanesini yazayım.
Diyorsunuz ki; “Madde3 Valiliğe yapılan başvurular, valilik görüşü ile birlikte en geç bir ay içinde Bakanlığa gönderilir. Valilik görüşünde; derneğin yürüttüğü faaliyetlerin topluma faydalı nitelikte olup olmadığına, derneğin projeyi gerçekleştirme kapasitesinin yeterliliğine ve gerektiğinde ilgili birimlerin görüşlerine de yer verilir.” Bu ne demek biliyor musunuz? Devletin akil(!) adamları bir araya gelecek kendileri gibi düşünmeyen ötekilerin hazırladığı projelere “yetersizdir.” Denilerek reddedilecektir.
Çok çarpıcı bir örnekte Şanlıurfa valiliği SODES koordinasyon merkezinde yaşanmaktadır. Bize iddia edildiğine göre bu zatı muhteremler projelendirme ofisinde önce kendilerine yakın dostlarının projelerine öncelik veriyorlar. Ardından ilçede yakın gördükleri kurumların projeleri geçiyor, ardından da siyasi veya bürokratik baskılar sonucunda bazı projeler geçiriyorlarmış. Allahtan bu projeyi Ankara’dan yönetenler nasıl düşündülerse onaylanacak projelerin %25’nin sivil toplum kuruluşlarından gelen projelere ayırma şartı getiriyorlar. Eğer böyle bir şart olmazsa idi, iddia ediyorum devletin kurumlarının dışında hiçbir dernek veya vakfın projesi bu devletçi ve vesayetçi zihniyetin imzasından geçmezdi.
Şimdi soruyorum; merkeziyetçi devlet anlayışının yerini sivilleşmeye bırakması gerektiği bir yerde;“devlet gibi düşünme” geleneği maalesef hala devam etmektedir. Sivilleşemeyen bu zihniyetler topluma hiçbir katkı sağlamayacağı gibi, tasfiye edilmediği sürece de Türkiye’nin demokratikleşmesine de hiçbir katkı sağlayacaklarını düşünmüyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu yazı toplam 3690 defa okundu.