Kentleşme, sanayileşme ve ekonomik gelişmeye bağlı olarak kent sayısının artması ve toplum yapısında örgütleşme ve uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü kültür ve değişikliklere yol açan bir nüfus birikimi sürecidir.
M.Ö.4000 ve daha önceki yıllarda yapılan buluşlara örneğin,öküzle çekilen karasabanın bulunması, tekerlek, yelekenli gemi, sulama kanalları, yeni tahıl ürünleri ile insanlar belirli yerlerde toplanmaya ve birlikte yaşamaya başlamışlardır.
Onsekizinci yüzyılın ortalarında başlayan endüstrileşme süreci ile hayvan gücü, yerini buhar gücüne bırakmıştır.
Bilim ve teknolojinin kullanımı ile endüstriyel kent sayısı ve nüfusta artışlar sağlanırken, kentlerin toplumsal ve kültürel yapıları da hızlı bir değişmeye sahne olmuştur.
Gelişen endüstriyel kentler, insanlara birçok hizmeti sunmaya başlamış, bunları sadece endüstrinin, fabrikaların bulunduğu yerler değil, aynı zamanda birer bankacılık, finansman, turizm, eğitim, kültür, sanat ve yönetim merkezleri durumuna getirmiştir.
Endüstri devrimiyle gelişen fabrika sistemi emeğin iş bölümünü ortaya çıkarmış, ihtisaslaşmalar, yeni meslekler ortaya çıkarmıştır. Kentlerin dine dayalı değerleri artık yerini makineleşmeye dayalı üretim, tüketim ve dağıtıma bırakmıştır.
Kırdan kente göç olgusu ortaya çıkmış ve kentlerin nüfusu artması ile sağlıksız ve düzensiz olan gecekondulaşma, kültürel uyumsuzluk, işsizlik, organize suçlar, madde bağımlılığı ve trafik gibi sorunları beraberinde getirmiştir.
Endüstri öncesi kentlerdeki insanların statüleri de edinilmiş statülerdir ve genellikle soy-aile temeline dayanır. Eğitim ise ancak elit bir zümreye aittir. Her bireyin istediği eğitimi yapabilmesi söz konusu değildir.
Buna karşılık endüstriyel kentlerde resmi eğitim hiçbir sınıf ve zenginlik farkı gözetmeksizin herkese açıktır. Bireylerin çalışmaları ve başarıları ölçülerinde yükselip statü kazanmaları ve ödüllendirilmeleri doğaldır. Artık edinilmiş statü, yerini kazanılmış statüye bırakmıştır.
Sosyal ve hukuk devlet anlayışıyla sınıflar arası kaynakların paylaşımı ve fırsat eşitliğini minimize etmek temel anlayış olmuştur. Bu yönleriyle de endüstriyel kentler, endüstri öncesi kentlere kıyasla farklı bir dünyayı yansıtır.
Bu yazı toplam 2839 defa okundu.