YAZARLAR
Dikkat ! Hırsız var( Bahattin Yavuz )
Neden Yazmayı ister bir yazar?( M.Niyazi Kocadağ )
Anne....( Barış Durak )
Haydi Çocuklar Bara!( Necmettin Sağlam )
HERKES BİZİM AYNAMIZ!( Burçin Alpacar )
Keşke( Nuray Açar )
Hayalperest olmak!( Esra Dağ )
İran ve Hizbullah'a Ne Oluyor?( İbrahim Halil Arslan )
Kimin Umurunda?...( Emine Sivri )
Nasihat( Saadet Ün )
Bir Doğum, Bin Bereket..( Öznur Çolakoğlu )
Kentin Işıkları( Ömer Salih Ünlü )
Demokraside Kadın İzleri( Funda Ateşoğlu )
Diyarbakırda Yaşamak..( Sümeyye Gergerlioğlu )
İmamı kim ağlattı?( Semanur Yaman )
Elvedâ Urfa!( Ahmet Bedir )
Turşu( Elif Baran )
BEN ANNEYİM( Gülistan Özdemir )
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nur Sümeyra
nursumeyra@hotmail.com
Asırların ilkel güdüsü
12 Şubat 2012 Saat 08:54

Aslında başlığı “İnsanlar niye savaşır ki?” diye koymayı düşünmüştüm ilkin. Birazda izlediğim filmin etkisiyle.

    Dün bir film izledim. Savaş Atı’ydı ismi. Filmin bütünü çok güzeldi ama bir karesi beni apayrı etkiledi. İki düşman cephesi arasında kalmış, -bana yaşadıklarından mütevellit isyanı, dolayısıyla intiharı seçmiş gibi gelen- bir atın, ölümüne dörtnala ilerleyişi sırasında, önüne çıkan tellerle yaralanarak yere düşmesiydi beni etkileyen. Dikkatimi çeken ise iki düşman askerinin, atı kurtarmak için, cephelerinden ayrılıp, atın başında bir araya geldikten sonra, atı kurtarıp, yaptıkları bu iyilik sonucu, el sıkışarak ayrılmalarıydı. Savaş, ölüm, kan, bir süre yaralı bir atın başında ara vermiş, iki cephe nefesini tutmuş bu olayı izliyordu. Küçük bir an için dost olmuştu iki düşman asker ve şunu diyordu biri diğerine; “Sanırım az sonra ateşe yeniden başlayacağız ama ben ıskalayacağım.” Yaralı bir at, savaşın ve öldürmenin saçmalığını göstermiş, kısa bir süre için ilkel güdüyü dizginlemişti anlaşılan. Az sonra şartların ve ortamın etkisiyle yeniden açığa çıkmak üzere…

   Çünkü aynı ilkel güdü etrafında dönüyor yaşamlar. Yaşam için savaş. Yaşam için savaşa taraftarlık. (Bakınız savaş yanlısı ülkeler ve bize bulaşmasınlar diye onları onaylayan ülkeler) Değişmiyor! Sebep, sanıyorum kendi ömrünün bu şekilde uzayacağına dair garip bir diğer güdü.

   Herman Hess, Bozkır Kurdu’nun Düş Yolculukları kitabında, tüm savaşların kaynağını, bu yaşam kaygısına öyle güzel bağlamış ki. Şöyle diyor Hess: “Biz yararımıza olan bir şeyi, hep başkalarının zararına elde etmeye alışmışızdır. Çünkü kendimize güvensizlik içinde, özellikle de başkalarının sahip olduklarına imrenilmesi gerektiğini düşünürüz hep. Kabile reisi, öldürdüğü düşmanlarının yaşam gücünün kendisine geçeceği inancındadır. Tüm savaşların, tüm rekabetlerin, tüm kuşkuların özünde yatan da bu zavallı ilkel inanışı değil midir?”

   Bu ilkel inanış, ta Habil’den ve Kabil’den beri süregeliyor. Kabil eşit şartlarda olduğu halde, Habil’in yaşam hakkına karşı bir kıskançlık içindeydi. Onun hayat ışığını, onun hayata bakışını, iyiliğini, sevgidolu oluşunu kıskanıyordu ve kendisinde olmayan bu melekelerin, onun ölümüyle kendisine geçeceği inancını taşıyordu bir bakıma. Habil’in sahip olduğu her şeye gözünü dikmişti o.

  Şu anda süregiden veya yapılması planlanan savaşların da sebep olarak bundan pek farkı yok. Bir devlet veya bir insan fark etmiyor. Birisi diğerinin yaşam kaynaklarına gözünü dikiyor. Kıskanıyor. Kendilerininkini tüketmiş ya da daha çok hırsıyla, hedef seçtiklerinin elindeki meyvelere, yemişlere, bağlara, bahçelere, verimli topraklarına ve yaşam hakkına göz dikiyor. Tıpkı Kabil gibi!

   İnsanlık, bu iki insanın yaratılış özelliklerini taşıyor desek yanılmış olmayız herhalde. Biri iyiliğin, masumiyetin timsali, diğeri kötülüğün, zulmün. İkisinin ortası yok. Hiçbir zamanda olmadı. Ya suyun o tarafındasındır ya bu tarafında. Arayı bulmaya çalışıyor gibi yapmak, hem o tarafa hem bu tarafa koşmak, riyayla özdeş. Bu hangi kavrama sığınılarak yapılırsa yapılsın, böyle. Neye taraf olduğunu net olarak ortaya koymadığın sürece, böyle…

   İnsan neye taraf olduğunu iyi bilecek. Öldürmeye mi, yaşatmaya mı? Savaşa mı barışa mı? Bunların ortası ne olabilir ki? Veya ne denilebilir –ki deniliyor- “öldürün ama az öldürün, savaş açın ama x ülkeye açın, onun kaynakları pardon teröristleri fazla, sivillere dokunmayın.” Karşılaşmıyor muyuz bu riya dolu cümlelerle? “Sivillere dokunmayın!” İnsanın midesini ayağa kaldıran bir riyadır bu. Çünkü gizli bir onay vardır savaşa dair. Toptan bitirmek için, net bir tavır konmaz da hep böyle kıvırılır nedense.   

   Bir anekdotla bitirelim yazımızı. Onurlu girişimlerin, insanı nasıl yücelttiğini ve küçücük bir hareketin, taraf olduğun doğrulara verdiği desteği anlatan yaşanmış bir öykü:

   “Henry David Thoreau 19. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış, en önemli Amerikan düşünürlerindendi. Çok iyi bir eğitim almıştı. Hayatını hep doğru bildiği istikamette yaşadı. Günlük hayatı meşakkatli hale getiren her türlü lüzumsuz eşyadan sırt çevirip, en temel gereçlerle yetinmeyi öğrendi. “Tek işim var” benim diyordu Thoreau; “Düşünmek ve tabiat kitabından Tanrı’yı bulmak.”

   Thoreau hayatının üç yılını zengin okul arkadaşı, Ralph Waldo Emerson’un, arazisinde yaşayarak geçirdi. Thoreau, vergi ödemeye direndiği için tutuklandığında, Emerson onun bu direnişinin sebebini öğrenmek istedi. Filozofun cevabı şu oldu: “Çünkü vereceğim vergi, Meksika’ya karşı yürütülen haksız savaşın finansmanına yarayacağı gibi köleliği sürdüren bir hükümeti de destekleyecek.”

 Emerson’un, arkadaşını demir parmaklıklar arkasında ilk kez gördüğünde yönelttiği; “Sen neden oradasın?” sorusuna Thoreau’nun verdiği cevap ise çok ünlüdür:

    “Sen neden burada değilsin?”

Bu yazı toplam 2574 defa okundu.
Nur Sümeyra isimli yazarın tüm yazılarını göster
Deniz Zehra
:)
Kaleminiz bereket..Çok hoş ifade etmişsiniz.Ben de bir yere not aldım,buraya yazıyı göndermeden önce siz bu hafta ne yazdınız diye bakmalıyım,ki bir daha pişti olmayalım:)

Lakin "savaş" konu ve koku itibariyle çok keskin...Herkesin içinden geçen ve dilendirmeye ürktüğü,gittikçe yaklaşan bir karanlık gibi..

Safını Hakk'tan yana kullananlardan olmamız duasıyla..saygılar..
18 Şubat 2012 Saat 17:04
abdi dokuzoğlu
MİLLETLER MÜCADELESİ
YAZARIMIZ ÇOK GÜZEL BİR YAZI YAZMIŞ. BEN BU FİLMİ İZLEMEDİM. AMMA YAZARI OKUYUNCA ATIN KURTARILIŞI VE SAVAŞA KISA BİR AN DA OLSA ARA VERİLMESİ BİZİ DE ETKİLEMİŞTİR. ANCAK, TÜRK, İSLAM VE HRİSTİYAN TARİHİNE BAKTIĞIMIZDA TARİH BOYU SAVAŞLAR HEP OLA GELMİŞTİR. HAÇLI SEFERLERİ, BEDİR SAVAŞI, ÇANAKKALE SAVAŞI.. GÜNÜMÜZDE IRAK, AFGANİSTAN, LİBYA, SURİYE, MISIR SAVAŞLARI.. BUNLARI İYİ TAHLİL ETMEK GEREKİR. HÜMANİST DÜŞÜNCEYLE, BİR İNSAN NEDEN KENDİSİ GİBİ DİĞER BİR İNSANI ÖLDÜRÜR?!. BAŞLIĞA BAKINIZ.
12 Şubat 2012 Saat 11:21

Şu An Sitede
2556 Kişi Online

ETKiNLiKLER  + Ekle 
ÜYELİK
Genel İçerikler
Nöbetçi Enzaneler Otobüs ve Uçak Seferleri
DUYURULAR +Ekle
Edessa Mutfak