YAZARLAR
Dikkat ! Hırsız var( Bahattin Yavuz )
Neden Yazmayı ister bir yazar?( M.Niyazi Kocadağ )
Anne....( Barış Durak )
Haydi Çocuklar Bara!( Necmettin Sağlam )
HERKES BİZİM AYNAMIZ!( Burçin Alpacar )
Keşke( Nuray Açar )
Hayalperest olmak!( Esra Dağ )
İran ve Hizbullah'a Ne Oluyor?( İbrahim Halil Arslan )
Kimin Umurunda?...( Emine Sivri )
Nasihat( Saadet Ün )
Bir Doğum, Bin Bereket..( Öznur Çolakoğlu )
Kentin Işıkları( Ömer Salih Ünlü )
Demokraside Kadın İzleri( Funda Ateşoğlu )
Diyarbakırda Yaşamak..( Sümeyye Gergerlioğlu )
İmamı kim ağlattı?( Semanur Yaman )
Elvedâ Urfa!( Ahmet Bedir )
Turşu( Elif Baran )
BEN ANNEYİM( Gülistan Özdemir )
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ayşe Reşad
ayseresat@yahoo.com
Annemin Hikayeleri
10 Ağustos 2008 Saat 04:05

BAL HİKAYESİ

 

Vakitlerden birinde gerçekten yaşanmış bir hikaye bu..

Zaten Anacığım, hep yaşanmış hikayeler anlatırdı..
Bilmezdi tabii hikayede geçenler, kimlerdir..

Ben sonraları okudukça; "Aa bu İmam-ı Âzam’mış, bu Yunus’muş, şu Musa, bu Yusuf’muş" diye, bildim hepsini ve çoğunu değişik fonlarda okudum başka yerlerde ve hayran kaldım Anacığımın iz’ânına.. Allah merhametiyle kucaklasın O’nu..

Bir ömür + annesinin ömrü +yaşadığı zaman..
Binbir odalı bir sarayda imişiz de farkında değilmişiz...
Annem ve Annesi.. Ak saçlı, ak gönüllü yürek Erlerim, Onarıcılarım benim...

İçinde; binbir çeşit nakışlarla yavruları için saraylar inşâ eden, ak yürekli tüm annelere ve anne adaylarına binler selam!..

Evet mutlu bir aile yaşarmış vakitlerden birinde.. Bir tane de çocukları varmış.. Epey bir süredir bu aile oğullarının sürekli bal yemesinden şikayetçilermiş.. Bir gün Hanım demiş ki;

-Al bu çocuğu falan Hocaya götür..
Nasihat etsin, okusun, dua etsin, bu böyle olmaz..

Adam razı olmuş ve oğluyla birlikte varıp anlatmışlar dertlerini, duası makbul pek muhterem O Hocaya..

O Gönül ehli, az hüzünlü ve buruk demiş ki;

-Siz şimdi götürün bu yavruyu, tam 40 gün sonra getirin..

Tabii adam şaşırmış çok, "yâni edeceği bir dua, neden 40 gün bekletir ki?" diye düşünse de “hikmetinden suâl olunmaz” diyerek dönmüş geri..

Tam 40 gün sabırla beklemiş..
Tabii bu arada çocuk bal yemeye devam ediyormuş hırsla..

Varıp çalmışlar kapısını o mübareğin.. Buyur edilmişler.. Ve mütebessim nur yüzüyle gelmiş, çocuğun yüzünü avuçları arasına almış, gözlerinin içine bakarak;

-Yavrum! Bundan sonra sakın fazla bal yeme!..
O kadar..

E şimdi adam tam 40 gün beklemiş, zannediyor ki uzun bir seans(!) olacak fakat 1 cümleyle bitti.. Dayanamamış;

-Efendi Hazretleri, şu bir cümleyi deyivermek için mi bizi 40 gün beklettiniz.. O zaman söyleseydiniz ya..

Muhterem Zat;
-O zaman söyleseydim, TESİRİ OLMAZDI Kİ.. Çünkü ben senelerdir, hergün bir miktar bal yerim.. Kendim bal yerken, başkasına “yeme” desem tesiri olur mu hiç duamın?..

Ve bilirim ki, vücûda giren her lokma can olur, kan olur.. Ve vücuttan tam olarak tasfiyesi 40 gün sürer..İşte ben, bu 40 gün içinde hiç bal yemedim.. Ki, duam tesirli olsun..

Gerçekten... O kapıdan çıktıktan sonra çocuk bir daha bal yemez..Bu kadardır ol hikaye..

İlham:
Hani bilirsiniz; “Haram lokma yiyenin, içki içenin 40 gün duası kabul olmazmış” Hiç düşündünüz mü neden acaba?..

Vücûda giren her bir lokma kan olur, hücre olur,karaciğerde bir kısmı depo edilir..

Evet, diyelim bugün bir tane erik yedin, işte o erik, 40 gün sonra vücudundan çıkacak ancak.. İşte o yüzden haram bir lokma yiyenin kırk gün duası kabul olmuyor..

İlham:
Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor; “Yapmadıklarınızı niçin söylersiniz?..”

Demek ki tesiri yok..

O Resûlü hatırlayın.. Ayakları şişinceye kadar namaz kılan,
Her durumda, her konumda hep en önde olan O Canlar Cânanını...

O öyleydi de ondan; etrafında pervane olurdu canlar..
O öyleydi de onun için, tam 15 asır sonra bugün, Adı anılınca; yüreğin titrer, burnunun direği sızlar.. Gözyaşların bile tanır O’nu..“GÜL” denince; O’nun kokusunu alır canlar..

Ve O ,öyle olduğu için,
Bugün; ateşler içindesin ama yanmıyorsun..

Evet; Yapmadıklarınızı niçin söylersiniz!..

Eskiden söylemez, yaparlarmış..
Bugünse hep söylüyoruz, yapmıyoruz..

Bil ki: Çok iyi bir hatip olsan, binlercesine hitap etsen,
seni ağızları açık dinleseler...

Eğer sen, gönlünü kuramamışsan ...
Gecelerde bir aydınlığın yoksa..
Kirpiklerin sağanaklarda ıslanmamışsa..

O’na adanmış sözlerin, işlerin ve hatta hayallerin yoksa....
Savunduklarının, söylediklerinin tatbikçisi değilsen,
Vallahi tesir etmez!...

Sen, Karşılığı cennet değil,
YALNIZ O’NUN RIZASI OLAN
EMANETİNİ O’NA SATABİLMİŞSEN,
Merak etme!..Konuşmasan da öyle tesirli olacaksın ki...
Yüreğinden vuracaksın insanları..

SEN YÜREKLER NASIL FETHEDİLİR SANIYORSUN Kİ.....

img404/3447/papatyalardv3.gif


ACABASIZ İNANMAK

Vakit namazlarını sürekli cemaatle, camide eda eden, Allah’a yürekten bağlı, çok duru gönüllü bir adam varmış.. Ama evi, nehrin öbür tarafında olduğu için her vakit namazında, salla nehri geçmek epey vaktini alıyormuş.. Bir gün, gittiği camiide bir vaaz dinlemiş.. Hoca diyormuş ki;

“Allah’a öyle inanıp öyle dayanacaksın, öyle güveneceksin ki her işin kolaylıkla hallolsun.. Bismillah de gir suya! Yürü git’..” diye de bir örnek vermiş..

Adamcağız bunu duyunca bir sevinmiş bir sevinmiş ki..

-Oh! Demiş, kurtuldum artık saldan, vakit kayıplarından.. Bismillah der geçerim karşıya.. Sevincinden içi içine sığmıyormuş.. Aynı zamanda da içinden Hocaya kızmaktaymış, neden şimdiye kadar söylemedi bunu diye..

Dediği gibi de yapmış.. Çıkmış camiiden, gelmiş nehrin kıyısına; Bismillah demiş.... YÜRÜMÜŞ GEÇMİŞ.. –Allahu ekber!!-

Artık karısı da kendisi de çok mutluymuş bu yüzden..

Bir gün Hanımı demiş ki;

“Yarın o Hocayı al gel, yemeğe! Bak o kadar iyiliği dokundu bize..” Olur, demiş adam..Ertesi gün camiiden çıkınca, Hocayla anlaşmışlar; eve gidecekler..

Hoca; “Bir sal bulalım!” deyince adam şaşırmış ve;
“Ne salı Hocam?..Sen demedin mi Bismillah de yürü git! Ben o günden beri öyle yapıyorum.. Hadi geçelim..”

Hoca hayretlerde.. Dehşetlerde..
Neden sonra titrek yüreğiyle, melûl mahzun bakmış adama ve; Ah!.. demiş..

Keşke benim imanım da,
SENİNKİ GİBİ ACABA SIZ OLSAYDI, YÜRÜR GİDERDİM..

Hikaye bu kadar..


İlham;


Muhasebe vakti gelmiştir;
İmanlarımız, ACABA SIZ olsaydı, biz ne halde olurduk acep?..
Veya;
ACABASIZ OLSAYDI İMANLARIMIZ, BU HALDE OLUR MUYDUK?...


img404/3447/papatyalardv3.gif

PASTIRMA HİKAYESİ

Peygamber Efendimiz’i -sallallahu aleyhi vesellem -rüyasında görmeyi çok çok arzu eden birisi varmış... (Kim arzu etmez ki değil mi?) Fazla bilgisi de yokmuş.. Hani derler ya; şu kadar şunları okursan, şöyle yaparsan görürsün falan..

Kalkmış bir hocaya gitmiş , anlatmış halini ve ne yapması gerektiğini sormuş..

Hoca gülümsemiş ve; Bu çok kolay!.. Sadece, sen benim dediklerimi aynen uygula diyerek devam etmiş;

-Hemen git 2 kilo pastırma al!.. Ve otur ye!. Fakat kesinlikle hiç su içmeyeceksin.. Ne su, ne de sıvı bir şey içmek yok.. Bu dediklerimi yap! Sabah gel rüyanı anlat!..

Adam zavallı, görmek istediği rüya ile pastırmanın alâkasını bir türlü çözememiş fakat yine de, hocanın elbet bir bildiği vardır diyerek, dediklerini hevesle uygulamış..

O gece rüyasında tabii ki buz gibi serin pınarlar, çağlayanlar, bardaklar dolusu şerbetler görmüş, doyasıya içmiş..Sabah namazında koşmuş mescide, hocayı bulmuş.. Hoca mütebessim dinlemede..

-Ya hoca! Demiş adam, bu nasıl iştir?..Dediğini aynen uyguladım ama sudan başka hiçbirşey görmedim..

Hoca demiş ki O’na;
-Tuzlu pastırmayı yedin, hiç su içmedin..Düşünsene; nasıl yandın suyun aşkıyla..Yüreğin tutuştu, gözlerin sudan başkasını görmez, canın sudan başkasını arzulamaz oldu.. Ve rüyanda yandığına ulaştın, yandığını buldun..

işte O Resûle varmak, O’nu bulmak için de O’nun aşkıyla öylesine yanacak, öylesine tutuşacaksın ...

Hikaye bu kadar..

İLHAM;

Sadece uykuda mı?. Çölde susuz kalmışların uyanıkken gördükleri -serap- sular, çağlayanlar, iç ateşin dışa yansıması ve anlık ta olsa hedefe ulaştırması da aynı şey değil midir?..

Ve... O’nu -sallallahu aleyhi ve sellem- canlarından, mallarından, evlatlarından daha çok sevenler, sadece lafta sevmekle kalmayıp, sünnetini aynen tatbik edenler,

Sürekli O’na -aleyhissalatu ve sellem- ADRES BIRAKANLAR,

O’nu -Allahumme salli ala seyyidina Muhammed- değil uykuda, her anlarında yanıbaşlarında bulmazlar mı?..

Bu dünyada böyle, ötede ise;

O, Burada bıraktıkları adreslerle onları tanımaz mı, kucaklamaz mı o engin şefkatiyle?....

Yani:
BURDA olsun ORDA olsun ON’A ulaşmak her zaman mümkün;

YANMASINI BİLİRSEN!...

Muhabbetle efendim..

 

Ayşe Reşad

 

Bu yazı toplam 3639 defa okundu.
Ayşe Reşad isimli yazarın tüm yazılarını göster
YORUM BABA
ESKİDEN SÖYLEMEZ YAPARLARMIŞ..
gelince hepimiz Mekke mollası kesiliyoruz. Yazınızda nede güzel belirtmişsiniz “Eskiden söylemez, yaparlarmış..Bugünse hep söylüyoruz, yapmıyoruz..”Allah sizden razı olsun, hikayeler hepsi birbirinden güze ve etkileyici..
10 Ağustos 2008 Saat 16:29
YORUM BABA
İŞ NUTUK ATMAYA GELDİMİ..
insanının ne ölümden bir ders aldığı var nede ölenlerden, Ölüyoruz yahu! başlıklı 03 Temmuz 2008 tarihli yazınızda“Bunca kızılca kıyamette akla geliyor mu kendi kıyametimiz?Ölüyoruz yahu!..” diyerek nede güzel uyarmıştınız , o günden bugüne kim bilir kaç kişi göçüp gitti bu dünyadan , kimileri niçin dünyaya geldiklerinin bile farkında olmadan
misafir olarak geldiğimiz şu üç günlük dünyada daha fazla kazanma uğruna helal ve haram demeden çalışıp, çabalayıp duruyoruz. Ama iş nutuk atmaya
10 Ağustos 2008 Saat 16:26
YORUM BABA
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
Yukarıda cümleler bir Arabistan atasözü, İlahi(Tanrı ile ilgili olan )Aşk(aşırı sevgi ve bağlılık duygusu)’ı ruhumuzda oluşturamadığımız müddetçe ne kadar güzel ve etkili cümlelerle konuşursak konuşalım sizinde söylediğiniz gibi "Savunduklarının, söylediklerinin tatbikçisi değilsen,
Vallahi tesir etmez!...” Yine bir Afrika atasözünde yaşayanlar kapar ölenlerin gözlerini, ölenler açar yaşayanların gözlerini, fakat günümüz
10 Ağustos 2008 Saat 16:23

Şu An Sitede
2523 Kişi Online

ETKiNLiKLER  + Ekle 
ÜYELİK
Genel İçerikler
Nöbetçi Enzaneler Otobüs ve Uçak Seferleri
DUYURULAR +Ekle
Edessa Mutfak