Bu yazıyı taa 2001 yılında yazmışım, şu mübarek vakitler hürmetine birlikte okuyalım istedim yeniden..
Biliyorum çoğunuz belki defalarca rastladınız ve okudunuz "Askıda Kahve" hikayesini..Olsun yine okuyun-okuyalım ;)
Ben de belki en az 10 kez okumuşumdur bu hikayeyi..
Hem de her seferinde beğenerek, düşünerek, muhasebe yaparak okurum..
Her okuduğumda önce çook uzaklara – kimbilir bazılarınca en yakınlara- Asr-ı Saadete, sonra Osmanlı'ya; muhteşem ecdadımıza, sonra günümüze ve en son da içime doğru uzanan uzun bir yolculuğa çıkarım kendimce..
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” hadisini hayatına düstur yapan nice Hakk erleri geçer içimden..
Osmanlı'yı kendisi yapan, asırlara mührünü vurdurtan rikkati, inceliği, gönülleri ummanlar kadar geniş aydınlık insanları geçer..
Ve; Sadaka taşlarını hatırlarım..
Hani şehrin muhtelif yerlerine konulan, içi bir el girecek kadar oyuk ve zenginlerin kimse görmeden, sessizce uğrayıp yüreklerince koyduğu paraları, ihtiyacı olanların yine sessizce gelip, ihtiyacı kadarını aldığı;
Böylece ne alanın ne de verenin belli olduğu; VERENİN YALNIZ O OLDUĞUNU vurgulayan, kimseyi minnete de gurura da düşürmeyen;
Ve böylece toplumda ekonomik bir denge kurulmasını sağlayan SADAKA TAŞLARINI...
Evet “iki kahve! Biri askıda” Ne güzel..
İyi şeyler ne taraftan olursa olsun takdir edilmeli tabii ki..
Ama bizim olan hasletlerimizi unutmamak şartıyla..
Günümüzde yok mu böyleleri peki? Olmaz mı?
Ben çok şahid oldum; Kendine veya evine herhangi birşey alırken ya aynısından ya da biraz değişiğinden ama mutlaka bir muhtaca da alan, yediren, giydiren ve ancak böyle olduğunda mutlu olabilen insanlar...
Evet çok şükür ki varlar..
Amellerin değil ikiye, belki yüzbinlere katlandığı şu mübarek günlerde İsterim ki hepimiz içimize dönelim ve sorgulayalım kendimizi;
Askıda nelerimiz var bizim?..
Askıda bir ailenin Ramazan giderleri
Askıda bir tas çorba!..
Askıda bir ayakkabı!..
Askıda bir bayramlık elbise!..
Askıda bir talebenin aylık-yıllık masrafı!
Askıda bir ailenin yakacak giderleri!
.................
.................
.................
Veren sensen, alan bensem; Aslında veren de alan da O dur..
Değil mi ki sen ve herşeyin O’nun, O’ndan..
Ve; Hayy dan gelen Hû ya gider..
Ve; Neticede kazanan sensindir; Verebilmek erdeminden ötürü..
Dünyada da ahirette de misliyle sana döner verdiklerin.
Artık televizyonlarda görür oldum "Askıda ekmek" `Askıda gazete" "Askıda dergi" gibi uygulamaları maşaAllah..
Yayılmalı bu tür güzellikler, bunlarla kalmamalı.
muhabbetle efendim
Ayşe Reşad
Askıda Kahve Hikayesini hiç okumayanlar için;
İki kahve, biri askıda
Toplumsal dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu anlatan küçücük bir öykü anlatmak istiyoruz sizlere...
Napoli'nin kenar mahallelerinden birinde bir cafe-bardayız. İçeriye giren müşterilerden biri barmene, "duecaffee, uno sospeso" -iki kahve biri askıda- diyerek siparişini verdikten sonra, iki kahve parası ödedi ama bir kahve içip gitti. Bunun üzerine barmen, tezgahın üzerinde asılı duran çiviye küçük bir kağıt astı.
Daha sonra ve ondan sonra gelen pek çok müşteri aynı şekilde sipariş verdiler. Çoğu insan bir kahve içerse, iki, iki kahve içerse üç kahve parası ödeyip çıktı kafeteryadan. Garson da her defasında tezgahın üzerindeki çiviye küçücük bir kağıt daha ekledi.
Bir süre sonra kötü giyimli, yoksul olduğu her halinden belli olan bir adam girdi içeriye, barmene "un caffee sospeso" -askıdan bir kahve- dedi. Barmen, diğer müşterilere gösterdiği nezaketi bu müşteriye de göstererek, dumanı tüten sıcacık bir kahve koydu adamın masasına. Yoksul adam kahvesini içtikten sonra, parasını ödemeden çıkıp gitti. Garson da tezgahın üzerindeki askıya taktığı kağıtlardan birini çıkarıp, çöpe attı.
Toplumsal terbiyeye bundan güzel bir örnek olabilir mi? Yardıma muhtaç olan insanlara, bu yardımı istemelerine gerek kalmadan yardımcı olabilmek ya da yardımın yalnızca yaşamsal ihtiyaçlarla sınırlı olmadığını anlayabilmek ne güzel. Evet kahve bir Napolili için bile yaşamsal bir ihtiyaç olmayabilir ama günlük yaşamda çok önemli bir yer tuttuğuna şüphe yok.
Sıcak bir kahvenin özlemini çeken yoksul insanlara, oturdukları kafeteryada fazladan bir kahve parası ödeyerek ikramda bulunuyor maddi durumu buna imkan verenler.
Kafeteryadaki garsonun, yoksul insanlara ikram edecek bir kahvesi bulunduğunu tezgahın üzerine astığı kağıtlarla anlatması ise bir başka zerafet örneği. Böylece, müşteriler kime yardım ettiklerini bilmeden birilerine destek olmanın keyfini, yardıma ihtiyacı olan kişiler de kimden geldiğini bilmedikleri bir kahveyi yudumlamanın mutluluğunu yaşıyorlar. Ne güzel!
-Alıntı-
Bu yazı toplam 3601 defa okundu.
---------
Allah razı olsun kardeşim..
Tabii ki uyum içinde olmalı.. Herkes kendi nefsinden sorumlu. Ben elimden-yüreğimden geldiğince yapmadıklarımı söylemiyorum, bunun gayretindeyim kardeşim..Hayra vesile olmak en büyük mutluluk benim için, Rabbim şahidtir.Zaten de şu hayatta başkaca bir emelim yok, O'nun rızası ve olabildiğince O'nun yanında çalışmak..Duamdır daim: Ya Rab şeğğalni andek.Ey Rabbim beni yanında çalıştır. Rabbim göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa bizleri nefslerimizin eline bırakmasın amin.
muhabbetle