Dün gece bir dizi seyrettim, bir Arap dizisi..Orada dilenci bir kadının sözü, beni bambaşka âlemlere götürdü…Nefsimin sarıp sarmaladığı benliğimi çözdü, çözdü.. Ta ki O’na ulaşan nurdan ipince bir iplik haline gelinceye dek..
Ürperdim.. Binbir fikrin anaforunda ruhum seyeran etti ve gözlerimden süzülüverdi damlalar..
Hikâye mühim değil, durumun islâmîliği de elbette tartışılır..Lâkin o cümle.. O cümle, hangi durumda, hangi ağızdan çıkarsa çıksın hep O’na götürür insanı..Kucağında çocuğuyla, kalabalık içinde kadın şöyle diyordu: “Min malAllah ya muhsinîn!”
Allahuekber!
Yâni: Allah’ın malından, ey ihsanediciler!
Muhsinin ; iyilik edenler,cömertler demek.
“Min malAllah ya muhsinîn!”
Vermiyorsan … Neden? Neden vermiyorsun..?
Sanki sahiplendiğin herşey senin mi ki?
Veriyorsan …Minnet etme! Başa kakma!
Çünkü senin değil, O’nun..
Alıyorsan.. Minnet etme! Boyun bükme! Veren O’dur…
Düşünme ver! Korkma, rahmet hazineleri tükenmez…
Nimet gitse de yerine gelen var…
“Min malAllah ya muhsinîn!”
“Şeriatta şu senindir, bu benim..
Tarikatta; hem senindir hem benim..
Hakikatta; Ne senindir, ne benim!”
“Min malAllah ya muhsinîn!”
“Mal sahibi, mülk sahibi!
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk te yalan,
Gel birazda sen oyalan!!”
“Min malAllah ya muhsinîn!”
“Mülk tamamıyla O’nundur..” Tüm kâinat ve içindekiler, hep O’nun.
“Sen de O’nun mülküsün!”Allahuekber! Hepimiz O’nunuz..
Ah bir düşünsek O’nun mülkü olmak ne yüksek bir keyfiyettir!
“Hem mülkü, hem memlüküsün!” Hem O’nunuz, hem de kulu-kölesiyiz
Öyle miyiz acaba?
Bilirsiniz hikâyeyi, çok eskilerden bir zat,-adını hatırlayamadım-bir köle almış ve sormuş ona:
-Ne yer, ne içersin?
-Efendim ne verirse..
-Ne giyersin?
-Efendim neyi münasip görürse..
Bu cevaplar karşısında O zat, ağlayarak nefis muhasebesine girişiyor ve şöyle diyor ;
“Şu kölenin efendisine bağlılığı kadar ben de, SAHİBİME bağlı mıyım acaba”
Başımızı vuracak taşlar aramanın tam sırasıdır ah!
“Min malAllah ya muhsinîn!”
“Mün’imi Hakikiyi -Gerçek nimet vericiyi- hatıra getirmeyen ve O’nun adıyla verilmeyen nimeti yemeyiniz! O halde hem veren “Bismillah!” demeli -yani; Sana ben veriyorum fakat benim değil, Allah’ın olandan-Hem alan “Bismillah!” demeli yani: Görünüşte bana veren sensin, fakat mal sahibi de, veren de O’dur.
Eğer o Bismillah demiyor, sen de almaya muhtaçsan, sen Bismillah de!
Onun başı üstünde, ilâhi Rahmetin elini gör, şükür ile öp, ondan al.
Yani, nimetten in’ama bak -nimetlendirildiğini düşün- ve buradan seni nimetlendiren, sana veren, verdiren Mün’imi Hakiki’yi -gerçek nimet vericiyi- düşün!”
“Min malAllah ya muhsinîn!”
Bir yerde okumuştum; Bir Zat şöyle diyordu; “Yarın Rabbin huzurunda bize seslenilirse; “Benim için verdiklerinizi görün” diye, ortalığa eskimiş, kullanılmış giyecekler, artık yemekler, beğenilmeyip verilen herşey dökülecek…
Ve;
Acele kılınmış namazlar..
Geçistirilivermiş zikirler..
Boğazdan aşağı inmeyen ayetler..
Bir de nefsiniz için verdiklerinize bakın denecek;
Herşeyin en iyisi en güzeli, vakitlerin en uzunu..”
Ve diyordu aynı Zat; “Kadınların kulaklarındaki küpeler, fakirlerin bir damla gözyaşıdır…”
Ey beni okuyan kardeşlerim, acaba evlerimizdeki en iyi, en pahalı,en modern eşyalar..Markalı giysilerimiz..Sofralarımızdaki çeşit çeşit yiyecekler , fakirlerin nesi oluyor acaba?..
“Min malAllah ya muhsinîn!”
Eskiden birisi teşekkür ettiğinde “Estağfirullah”denirmiş..
Yani, “Ben kimim ki? Benim sana bir faydam dokunduysa bu, Allah’ın izniyledir.” Demektir bu..
Şimdiyse biz; “Rica ederim” diyoruz ki bu da; “Ben yaptım, ben güçlüyüm” demektir..Nefsi yüceltmenin, beslemenin Türkçesidir bu..
Estağfirullah, Allah karşısında hiçliğini kavramanın, boyun büküşün ifadesiyse, "rica ederim" egomuzu tatmin eden sığlığın ifadesidir…
“Min malAllah ya muhsinîn!”
“Şunu ben yaptım, ettim” diye gururlanma! Sen yapmadın.. Sana bir yaptıran var! O istemezse sen, kolunu bile kıpırdatamazsın! Onun icin ; hizmet adına, mesleğin adına, toplum adına eğer bir seyler yapıyorsan, bil ki: Allah’ın malından harcıyorsun!
Salkım salkım gül üzümleri veren kuru çubuksun sen!
Muhteşem tabloları yapan fırçasın sen, ressam değil!
Eğer bir rütbe, bir şan istersen;
Git O'nun önünde eğil! Ki sana alemlerin kapıları açılsın..
Şükür kapılarından geçerek: O'na "kul" ol ki "sultan" olasın!..
“Min malAllah ya muhsinîn!”
Muhtaçlara verdikçe zenginleşir, açları yedirdikçe doyarız…
Verin! Yoksulların uzattığı avuçlar hazineyle doludur.
Verin ! Rahmet hazineleri tükenmez!..
Verin! Rabbim, birin karşılığında on veriyor…
Hele şu mübarek günlerde: Birin karşılığı yüzbinlerdir…
Kimbilir belki de bir ömürdür!
Verin!
Ama unutmayın: “Min malAllah ya muhsinîn!”
muhabbetle efendim
Ayşe Reşad-2002 Jeddah
Bu yazı toplam 2255 defa okundu.
Allahuekber!
Yâni: Allah’ın malından, ey ihsanediciler!"
Daha ne desin..
Muhteşem.. Ayşe Hanım.. Muhteşem..
Rabbim kaleminizin zihninizin ruhunuzun gücünü daim eylesin..
Saygı ve sevgileirmle..