O Çarşaf Siyasi...


Söyleye söyleye kendi de inandı…

“Başörtüsü bir siyasi simgedir!”…

Deniz Baykal’dan bahsediyorum.

Her fırsatta başörtüsünün siyasi simge olduğunu söyleyen, başörtülüleri bu güne kadar hor ve hakir gören, üniversite kapısının başörtülülere aralanma ihtimaline bile katlanamadığından koşa koşa mahkemeye giderek bütün ihtimallerin önünü kesen siyasi parti liderinden…

Öncesini karıştırmaya gerek yok. Sadece yakın dönem hafızasını yoklayanlar ya da internet arama motorlarına “Baykal-başörtüsü” yazanlar kolaylıkla hatırlayacaktır.

Bu sözler Baykal’ın yakın dönem arşivinden…

“O BİR SİYASİ SİMGEDİR”!

Ve bir diğeri… Başörtüsü’nün tarihçesine bilimsel olmasa da Baykal cephesinden bakış…

“50 YIL ÖNCE TÜRBAN VAR MIYDI? YENİ BİR PEYGAMBER Mİ TÜREDİ. 50 YIL ÖNCE MÜSLÜMAN YOK MUYDU?”

Bu da Baykal’ın başörtüsü tanımı…

“ARAP, VAHHABİ, ABBASİ, EMEVİ İSLAM YORUMUNUN TÜRKİYE\'YE YÖNELİK PROJELERİN SİMGESİ OLARAK İŞBİRLİKÇİLERLE BİRLİKTE ANADOLU\'DA DAYATTIĞI YABANCI ÜNİFORMADIR.”

Baykal’ın ifadesiyle “Anadolu’da dayatılan yabancı üniforma” şimdi CHP’nin gardırobunda yerini aldı.

Baykal, İstanbul’un çok göç alan, sorun yumağı düğüm düğüm olmuş ilçelerinde, önce başörtülü, sonra çarşaflı kadınları kürsüye çıkarıp yakalarına birer rozet taktı.

Bir rozetle partili olunmaz aslında ama kürsüye çıkıp; yakana, hatta çarşafının üzerine siyasi parti rozeti taktırmak en azından bu yönde bir meylin göstergesidir.

Nitekim 16 Kasım günü İstanbul’un yeni ilçesi Sultangazi’de kürsüye çıkan kadınların tamamı bir siyasi kaygıyla oradaydı. Çarşaflı kadınlardan birinin eşi CHP’den belediye başkan aday adayıydı çünkü. Başörtülü kadınların büyük çoğunluğu da, aynı ailenin birinci-ikinci derece akrabaları ve tanıdıkları.

Aday adayı son derece siyasi bir şov yapmakla meşgul. Parti başkanına, “Beni aday gösterirseniz sadece kemikleşmiş CHP’nin oyunu almazsınız. Sizin tabanınızla tamamen zıt olan ailemin, yakınlarımın ve tanıdıklarımın da oyunu garantilersiniz. İşte ispatı…” diyordu hâl diliyle.

Siyasi gelecek kaygısı taşıyan bir insan için, hiç de fena bir başlangıç değil doğrusu.

Bir taşla iki kuş vurma kapısı aralıyor “iktidar rüyasını gerçeğe dönüştürmek isteyen” partisine.

Baykal’ın eline de bulunmaz bir fırsat geçiyor. Hem bugüne kadar dışladığı yüzde 70’lik başörtülü kadın çoğunluğun oylarına göz kırpıyor, hem de yıllardır Türkiye’nin azınlığa hitap ederek çoğunluk hayali kuran partisi olmaktan kurtulma ihtimali doğuyor CHP’ye.

O’nun için de iyi bir fırsat... gibiydi.

Bu dönüşüm tam da seçime 5 kala yaşanmasa…

CHP’nin kemik kadrosunda bu açılıma “döneklik”, “şeriata yardım ve yataklık” diyen dinozorlar bulunmasa…

“Başını örten kadın iyi olamaz, dışı örtülü başın içi aydınlık olamaz” diye ekranlarda bağıran at gözlüklü kadınlar olmasa…

...

Bundan sonra yaşanacakları birlikte göreceğiz.

Baykal başörtülü-çarşaflı yatırımdan kârlı mı çıkacak, zararlı mı?

CHP, dışladığı çoğunluktan oy alabilecek mi?

Sonuç ne olursa olsun; gerçek değişmiyor.

Baykal’ın yanındaki başörtülü kadınların hepsi siyasi bir gelecek peşinde. Başlarını siyasi bir kaygıyla örtmediler mutlaka ama bugün bulundukları noktada başörtüleri-çarşafları, kocalarının-babalarının-amcalarının siyasi geleceği için rant aracı haline gelmiştir.

Ve Baykal’ın rozet taktığı bu kadınların örtüleri, üniversite kapılarında bekleyen gözü yaşlı kızların “siyasi” olmakla suçlanan örtüsünden kat be kat siyasidir.