Türküm, doğruyum, çalışkanım...


Türküm, doğruyum, çalışkanım…

Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir…

 

Tam 5 yıl… Hepimiz, her sabah and içerek başladık güne…

Amacım andımızı tartışmak değil, yoksa ilk cümlede takılır kalırız. Ben sadece “yasam” yeni adıyla “ilkem” bölümüne taktım şu aralar.

Hani “küçüklerimizi korumamız, büyüklerimizi saymamız” gereken bölüme.

…

300 çocuğun Rahmi Koç Müzesinde havaya uçurulması planı Poyrazköy iddianamesiyle bir kez daha gündeme geldi. Benim de aklıma, andımızın ikinci cümlesindeki o bölüm düştü; “küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak!”…

Büyüklerimizi saymaktan yana ihmalkâr bir millet değiliz.

Hele “peygamber ocağı” bildiğimiz bir kurumun üyelerini saymak, boynumuzun borcu olarak öğretildi yıllar önce…

…

O peygamber ki, düşmanları bile O’nu “el emin” yani “güvenilir” olarak bilirdi…

O peygamber ki, hayat boyu değil bir çocuğu, düşmanını dahi incitmemişti…

O peygamber ki, kendine gösterilen abartılı saygıdan rahatsız olur, sıradan bir insan gibi yaşamayı tercih ederdi…

…

Ya peygamber ocağı…

“O ocağın komutanları” diyerek saygıda yıllar boyu kusur etmediğimiz büyük (!) insanlar…

Büyüklüğü apoletindeki yıldızlardan menkul paşalar…

Biz onları çook saydık, biliyorsunuz değil mi?

Öyle büyük bir saygıydı ki gösterdiğimiz, gün geldi postalların altında ezilen yüreğimizi görmezden geldik…

Gün geldi, tercihlerimizi ellerinin tersiyle itmelerine sessiz kaldık…

Gün geldi, sivil olduğumuz halde selam durduk karşılarında…

Biz saygıda hiç kusur etmedik…

…

Ya siz sayın paşalar, biz büyüklerimizi sayma kuralına sonuna kadar bağlılık göstermemize rağmen, siz “küçükleri koruma” kuralına neden uymadınız?

20’lik delikanlılardan geçtim, 8-10 yaşındaki ilkokul çocuklarını havaya uçurmayı planlarken hiç mi sızlamadı vicdanınız?

“Ama” diyen çıkmadı mı aranızdan?

“Yok artık bu kadar da olmaz” demedi mi içinizden hiç kimse?

…

Hangi çocukları öldürmek istemiştiniz?

Devlet okulundan mı geleceklerdi, özel okuldan mı?

Aileleri biraz zengin olsa, daha mı çok ses getirirdi hain planınız?

Ya da fakirlik edebiyatı üzerinden mi başlatacaktınız karmaşayı?

Ortaya karışık mı tercih ederdiniz yoksa, küçük bedenlerin üst üste yığıldığı…

Kafesteki kuş gibi mi görüyorsunuz siz çocukları?

Sahi, sizin çocuklarınız yok mu?

Çocuklarınız yoksa duygularınız da mı yok?

Çocuk da mı olmadınız hiç?

…

Şimdi ya koruyun küçükleri ya gidin bu diyardan!

Bırakın; “peygamber ocağı” bildiğimiz yerlerde en azından çocuklarımızın canını güvenebileceğimiz insanlar otursun…

Ya da değiştirin andımızı, büyükleri saymaya, küçükleri korumaya yemin etmeyelim, ne de olsa bir anlamı yok bu yeminin…

Dedim ya, biz sizi çook saydık sayın büyükler…

Artık sıra sizde…