MHP\'nin Arka Kapısı


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Referandum’dan sonra düzenlediği ilk kahvaltılı basın toplantısında siyasetçilerde pek alışık olmadığımız seçkinci bir davet sistemi kullandı. Bazı medya organları, bu toplantıya davet edilmedi.

Davet edilmeyen kuruluşlar; Türkiye, Zaman, Bugün, Yeni Şafak, Star ve Vakit gazeteleriyle, Samanyolu, Kanaltürk, Kanal 7, TGRT Haber, Kanal 24 televizyon kanalları ve İHA.

Peki, Bahçeli neden böyle yaptı?

Bence iki ihtimal var. 

Birincisi, hiç birimizin anlayamayacağı o garip matematik işlemleri ile, kahvaltılıklardan tasarruf etmeyi planlamış olabilir. Zaman’ın muhabirinin yiyeceği iki zeytini, Kanal 7 kameramanının yiyeceği kaşar peyniriyle birleştirir, İHA ekibinin çaya atacağı şekeri çıkarıp, Kanal 24 grubunun ekmek payına eklerseniz... ne çıkacağını sadece Bahçeli’nin kestirebileceği bir matematik işlemi olur bu…

Ya da kendisini sırf referandumda “hayır” dediği için pohpohlayan bir grup medyanın göstermelik samimiyetine aldanacak kadar saf ve temiz bir insandır Bahçeli… Kendisine referandumda ”hayır” dediği için ekranlarında geniş geniş yer verenlerin, bir ömür boyu yanı başında yer alacağını umut ve hayal ediyordur. Belki de kendisi bir ömür boyu onlarla birlikte hareket etmeyi düşünüyordur ki MHP’nin ikinci intihar girişimi olur bu.

Bugüne kadar akreditasyon sorunuyla gündeme gelen tek kuruluş, TSK idi.  Bazı TV ve gazeteler, 28 Şubat öncesinden bu yana TSK’ya giremiyor, onların düzenlediği programları takip edemiyor. Bu bir kayıp mıdır medya kuruluşları için? Elbette hayır. 

Kayıp değildir ama ayıptır… Hem de kocaman bir ayıp. Diğer medya kuruluşları -ki bunların arasında bütün dünyaya yayın yapan ajanslar var- içeride olan biteni anında diğer haber merkezlerine gönderiyor zaten. Yani içeri almadığınız o TV ve gazeteler içerideymiş gibi haber yapma imkânına sahip. Yok, bir duruş sergilemekse amaç  –ki öyle görünüyor – bu sakil bir duruştur.  Dünyada bir örneği daha var mıdır, bilmiyorum, sanmıyorum.

Kendi vatanının, vatandaşının yayın organına kapılarını kapatacak kadar içine kapalı, korkak ya da kaygılı bir kuruluş imajı çizmekten başka bir işe yaradığını ne gördüm ne duydum süregelen bu uygulamanın.

Akreditasyon yasağı, aile fertlerinin kendini öldürmesinden korkan bir şizofreni hastasını hatırlatıyor bana. Her aile ferdine dair ayrı hezeyanlar taşır. Sanrılar çevirir dört bir yanını. İçine kapandıkça, aile fertlerinden uzaklaştıkça daha da ağırlaşır hastalık tablosu. İlaçlarını alsa, iletişime biraz daha açık olsa, her şey daha kolay olacaktır oysa.

Devlet Bahçeli de, kabuğuna çekilenler grubunda artık. Kendisine sosyologların ısrarla yaptığı en büyük uyarıyı kulak ardı ettiğini resmen duyurdu. Anlaşılan “asık suratlı küskün politikacı” imajından vazgeçmeyecek. Erdoğan mitinglerde “CHP’li kardeşim-MHP’li kardeşim” derken, O, falancı medya, filancı medya diyecek açık açık. Kendini dünyadan ayıran uçurumu derinleştirmek için birkaç kazma da o vuracak.

Görünen o ki, MHP artık farklı bir adreste… Ön kapıyı bir kısım medyaya kapadı. İçeri giriş çıkışları engelliyor bir bakıma. Ancak eski ülkücülerin açık bıraktığı arka kapıdan genç MHP’lilerin firar edebileceği gerçeğinin farkında değil.

İşin bir de seçmen boyutu var. Bir grup medyaya kapanan kapıların ardında sadece haberciler yok. MHP seçmeni de, içeri giriş çıkışlar için aynı kapıyı kullanıyor.

Ve o seçmen sandığa gittiğinde benzer bir seçkinci tutumu MHP için gösterebilir. Son anketlere göre, barajın altına düşmemek için yüzde 2 buçukluk oya şiddetle ihtiyacı var MHP’nin. Bahçeli’nin ilgilenmesi gereken, bazılarına kapattığı ön kapı değil, kapatmayı unuttuğu arka kapıdır bence.