Fehime\'yi Kim Öldürdü?


Urfalı Fehime, 10 yaşındaydı daha…

Okul yolu olarak kullandığı mısır tarlasına bu kez oyun oynamak için gitti.

Yaşıtı  her çocuk gibi kovalamaca oynamaya başladı.

Arkadaşının peşinden koşarken, kapağı açık bir rögar çukuruna düştü.

Olay sırasında yanında amcasının kızı Fatima vardı.

Fatima, kuzeninin çukura düştüğünü gördü, yardıma koştu ama O’nun küçük kolları, can arkadaşını kurtarmaya yetmedi.

Çaresiz, yardım istemeye gitti.

Fatima yardım ararken, Fehime çoktan akıntıya kapılmıştı…

Varlığını bile fark edemediği çukurdan kanala sürüklendi.

15 kilometre boyunca ölümle pençeleşti.

Ay Mezrası’nın kurtarmak için seferber olduğu küçük kız, Hancağız Köyü yakınlarında, ölümüne dakikalar kala bulundu.

Sudan çıkarıldığında nabzı atıyordu.

Babası kucağına aldı küçük kızı...

Zamanla yarıştı ama kızını kurtarmaya yetmedi gücü.

Urfalı Fehime, annesinin elinden kayıp rögar çukuruna düşen İstanbullu Dilara ile aynı sonu paylaştı.

Fehime’nin uzun siyah saçlarından düşen su damlaları, anne-babasının yüreğini kurşun gibi delip geçti.

...

Anlattığım hikâyenin bütün görüntülerini tekrar tekrar izledim.

Çukurun üzeri açıktı.

Etrafını ot bürümüştü.

Değil oyuna dalmış bir çocuğun, bir yetişkinin bile güçlükle fark edebileceği bir çukurdu…

Kurbanını bekleyen tuzaktan farksız.

Olay çok net.

Ölümüne davetiye çıkarılmıştı Fehime’nin.

Kim, niçin açık bıraktı böyle ölümcül bir çukuru?

Yakınları, kanal boyunca bütün çukurların açık olduğunu iddia ediyor. Gerçek buysa, Fehime’nin bir katili var demektir.

Çukuru açık bırakarak O’nu ölüme itekleyen kim?

Nasıl bir vicdanı var?

Açık çukura bir çocuğun düşebileceğini öngöremeyecek kadar basiretsiz biri mi?

Sorumlunun bir an önce bulunması gerek. Fehime’yi geri getirmeyecek ama başka Fehimelerin ölmemesi için bu şart…

Dün Dilara’nın, bugün Fehime’nin,  yarın kim bilir hangi annenin çocuğu kopacak hayattan.

Gidiyorlar, geride bedenlerinin hafifliğine inat, dağ gibi bir yük bırakarak.

Fehime sonsuzluğa düştü…

O’nu tutmaya eremedi elimiz…

Bıraktığı yükse, sırtımızda…

Böyle giderse hepimiz aynı çukura sürükleneceğiz.

Parmaklarımızın ucundaki vicdani yük, hiç birimizin kaldıramayacağı kadar ağır zira…