Yuh olsun sizlere


İçinde olduğumuz mübarek Ramazan ayı kıldığımız namazlar, teravihler, tutuğumuz oruçla beraber verdiğimiz sadaka, zekât, fıtır ve de bu ayın yüzü hürmetine fakir fukaraya yapılan yardımlarla gündemimizi tutar. Bundan dolayı Ramazan ayı aynı zamanda ibadet ayı olmakla beraber birlik, beraberlik ve yardımlaşmanın zirveye çıktığı aydır.

İşte tamda böyle bir manevi atmosferin içerisindeyken yerel gündemimize İpekyol Gazetesi tarafından bizi üzüntüye zerk eden bir haber düştü. Başbakanlığa bağlı vakıfların ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere muhtaç ailelere gönderdiği koliler para karşılığı bir şerefsiz şebeke tarafından satılmakta olduğu bilgisini aktarmaktaydı. Esasında bu haberin geleceği bilgisine vakıf olmakla beraber daima olaylara temkinli yaklaşmaya çalıştığım gibi ‘hele bir dur’ dedim kendi kendime; ‘bu sadece göründüğü gibi olmayabilirde’.

Sonra detaylar yayınlanmaya başlayınca ve fotoğraf karesi iyice netleşince; ‘Allah belanızı versin’ dedim, ‘yuh olsun, yediğiniz her neyse haram zıkkım olsun’ diye lanet ettim. Hani sürekli bu sosyal yardımlarla ilgili gerek yerel gerekse de ulusal medyada haberler okuruz ancak çoğunlukla fakirlerin kendi inisiyatifi ile yaptığı şeyler olarak çıkar karşımıza. Örnek olarak sosyal yardımlaşmanın yaptığı kömür yardımlarını bir şekilde paraya çevirme girişimleri falan vs. ancak buradaki olay çok farklı ve de bir o kadar önemlidir. Sebebine gelince, bu iş tam bir organize iş. İşin içerisinde de her kesimden farklı elemanlar var; yani büyük bir organizasyon.

Burada adı geçen kurumlara ve onların yöneticilerine karşı kesinlikle bir ön yargımız yoktur. Ancak bu kurumların içerisindeki bu mikropları temizlemek onları bulup kamuoyunun önüne çıkarmak adli ve emniyet mensuplarından önce oradaki idarecilere düşmektedir. Ayrıca bu kurumların başındaki idarecilerin yapacağı en önemli şey hemen kamuoyu önünde savunmaya geçmek değil, aksine yetimin hakkını asla kimseye kaptırmayacak bir manevi yapının sorumluluğu içerisinde olmaktır.

Kaldı ki kişisel olarak o kurumlardan bir tanesinin idarecisine sonsuz saygım vardır ve bu konularda ona güvenim sonsuzdur. Ancak o kurumda usulsüzlüklerin olduğu kesin. Örneğin detayları incelediğiniz zaman, aynı mahallede 4 kapı komşu gıda yardımı alıyor gibi görünüyor. Madem öyle ise o sokağın ismini Fakirler sokağı yapalım. Usulsüzlükler bir sürü. Ve çok daha vahim boyutları var. Şimdilik fazla detaylarına girmeyelim. Zaten büyük olasılıkla savcılıkta incelemeye almıştır.

İşin diğer vahim yönü ise bu kurum hakkında ve yaklaşık 150 yoksul ailenin aç bırakılması konusunda suçlamalar yayınlanırken, koskoca kentin sessizliğe bürünmesi. Hadi bu haksızlıklar bir yıldır yaşanırken haberiniz yoktu, yayınlanınca neden bu konunun üzerine gidilmez anlamış değilim. Bu kuruma emanet edilen 150 aileden aslında hepimizin sorumluyuz.

Birde işin Sivil Toplum Kuruluşu (STK) boyutu var… Niye hiçbir STK bu konuda bir açıklama yapmaz? Bakın eğer bizler bu tür konuları gündemimize almazsak, gereğini yapmazsak artık yaptığımız diğer işlerin önemi de kalmaz değer verende olmaz. Deniz Feneri gibi oluruz, Allah muhafaza. Yüz binlerce fakir fukaraya yardım yapan iyilik merkezi bugün ne hale geldi.

Geldiğimiz bu noktada Valiliği, Savcılığı, Emniyeti, resmi kurumları, sivil kurumları sessizliğine bürünmüşken; Bülent Arınç’ın olaya müdahale ettiğine, bunun üzerine emniyetin, savcılığın her neyse ilgili kurumların harekete geçtiğine tanık oluyoruz. Bir nebze olsun rahatladık. O yoksul insanlar adına rahatladık, gelecekleri konusunda yine birazcık umutlandık.

Ancak illa Bülent Arınç’ın mı araması gerekiyordu?

İllaki Ankara’nın mı sorması gerekiyor; ‘orada neler oluyor’ diye?

Sonuç ne olursa olsun, Vakıfların herkesin önünde şeffaf bir biçimde hesap verebilmesi gerekiyor. Kurumdaki dolandırıcılık olayı yalansa belgelerle bunu açıklaması lazım. Doğru ise kimse sorumluları bulup cezalandırılmasını sağlaması lazım. Aksi takdirde ihtiyaç sahiplerine cömertliği, peygamberden bize miras kalan Halil İbrahim Sofrası ile tescilli bu kent; yoksulun elindeki bir parça ekmeğe göz diken ve onu çalan soysuzların bulunduğu kente dönüşür.

  Okuyucularımın ramazan bayramını tebrik eder, bu bayramın fakir fukaranın malını yiyenlerin burnundan getirmesine vesile olmasını Cenabı haktan dilerim.