Hayatın İçinden


Allah var, problem yok!

 

O Vahhâb, doğuştan her insanın içine “kendini” koymuş..

 

Kimi kaybetmiş bu “iç oluş”u, kimi de üstüne bina etmiş herşeyini.

 

Şöyle de düşünebiliriz, yap-bozlarda nasıl bir parça eksik olduğunda resim tamamlanamıyorsa, insan da öyle..

 

Eğer Rabbinde değilse insan, yüreğindeki yitik parçayı bulup da koymazsa yerine,

 

Hep eksik, hep yalnızdır. Maddenin zirvesine de çıksa yalnızdır, derdi-gamı eksik olmaz.

 

Hep o kayıp parçanın acısı, sızısı zehir eder hayatı..

 

İşte hep servetin, şöhretin, makamın zirvesindekiler intihar ediyorlar ya, olay bu işte Rabbini bulamayış..

 

Şimdi; “Dindar insanlar da mutsuz ama..“denebilir..

 

O zaman ben de; Rabbini bulan ve tüm sıfatlarıyla bilen asla mutsuz olmaz derim.

 

Demek ki bulamamış, demek ki bilememişler.

 

O yüzden mutsuz insanlara hep, “Esma dersleri” almalarını tavsiye ediyorum.

 

O’nu bilene, bulana, daim O’nda olana, gam yok asla.

 

-----

 

“Bi eyyi zenbin qutilet?”

 

Dondum kaldım haberleri izlerken!..

Valiz içinde 2 haftalık bir can, gözden-yürekten çıkarılmış bir bebek..

Hem de arabanın altına koymuşlar, atılmış yani!

 

Şimdi yok! Yaşamıyor artık!

Ezilmeyip de, ne olacağını sanıyordu ki onu oraya koyan!

 

“Annesi ya da babası” demeye yüreğim varmıyor :(

....

Ne demeye “çocuğa talip olursun” madem bakamayacaksan?

 

Ne demeye zevklenirsin ya da?

 

Bak, sen 5 dakika keyfedesin diye, gitti can bebek!

 

Bilmem artık ömür boyu bu ağırlığı taşır mısın içinde?

....

 

Not bırakmış: \'İşim gücüm yok. Çocuğa bakamıyorum\'

Bahane değil ki bu?

O bebeği yaratan, sen hiç karışmadan en emin yerde, en mükemmel şekilde büyüten Rabbin, rızkına da kefildir, hiç merak etme.

 

“Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın.

Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz.

Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.” İsra-31

....

 

Şu hissiz çağda, donmuş yürekler ah, üzülüyorum.

 

“Sonra kalpleriniz yine katılaştı da taş kesildi, hattâ taştan da beter oldu. Çünkü taşlardan öylesi vardır, bağrından ırmaklar çağlar. Öylesi vardır, yarılır da arasından su çıkar. Öylesi vardır, Allah korkusundan aşağılara yuvarlanır. Sizin yaptıklarınızdan ise Allah habersiz değildir.” Bakara-74

 

SubhanAllah, Allah kimini vererek imtihan ediyor, kimini de vermeyerek..

 

O kadar uğraştığı, tüp bebek dahil her yolu denediği halde çocuğu olmayan onlarcası geldi aklıma hemen..Böyle olayları duyduğunda, ya da oraya buraya bırakılan bebekleri gördüğünde hıçkırıklarla ağladığını söylemişti onlardan birisi..

 

O araba altında ezilen bebekte, bu yanık yüreklerin de hakkı var.

 

Ah merhamet..Ah merhamet peygamberi Gül efendim..

 

O’na ne kadar muhtaç yürekler..

 

-----

 

O görüyor!

 

Bugünkü haberlerde vardı görmüşsünüzdür, yaşlıca bir kadın, gecenin bir vakti, elindeki anahtarla, komşusunun arabasını çizdi bile isteye! Zarar vermek kasdıyla! Hasedinden mi yoksa düşmanlığından mı Allah bilir..Etrafı kolaçan ediyordu bir de, gören var mı diye..

 

O herşeyi bilen ve gören’i unutmuş ne yazık ki..

 

Her an kameralar karşısındayız halbuki.

Yüreğimiz ve amellerimiz kayıtta!

 

Üzülüyor insan böyle olaylar karşısında Allah ıslah ede..

 

Olayın hoş tarafı, arabası çizilen tarafın şikayetçi olmamasıydı.

Demek ki ateşleri söndürmeye talip böyle yürekler de var, ne güzel..

 

-----

 

Kıskanma!

 

Yoksa onlar, Allahın lutuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı?” Nisa-54

 

Kıskanmak nefsin bir hastalığı..

Aşağılara doğru çeker insanı, tâ kuyuların en dibine..

Kendine de yabancılaştırır, gurbetlere atar.

Çeke çeke hasede götürür hem kıskançlık.

 

Hased eden ister ki haset ettiğindeki nimet, yok olsun, sona ersin.

Halbuki bilse, Rabbi hased ettiğindekini arttırıyor.

 

Kendi kaybettiklerine değil, gayrının kazançlarına yanan,

Kendini de yakan talihsiz kişidir hasetçi.

 

Hani nasıl kanserli birini duyunca üzülürüz “ah ah” deriz, şifa duası ederiz.

Hasedçi de hastadır işte, hem de kanserden daha kötü.

 

Çünkü kanser, kısacık dünya hayatını sonlandırır.

Ama hased, iki dünya için de zehirdir.

 

Hadisler:

 

“Hasetten sakınınız!Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de hasenatı yok eder.”

 

“Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz.”

 

“Müminin kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.”

 

-----

 

Hadis: “Mümin gıpta, münafıksa hased eder..”

 

Kıskanma, hased etme, gıbta et!.

 

Gıpta etmekte bir asillik var hem, müslümana yaraşır bir güzellik, bir erdem.

 

Fıtrata uygunluk, çıtayı yükseltmek, “ol”maya teşvik.

 

Hem bir takdir de gizli o histe, muhatabına ve Rabbinin atâsına.

 

Mü’min gıbta eder, çünkü bilir ki ne varsa gayrısında, Allah’tandır.

 

O da edeplice talip olur aynı nimete..

 

Allah’ın hazinelerine göz diker, oyalanmaz aşağılarda.

 

Rabbim kalbin hastalıklarından uzak kıla cümlemizi amin.

 

-----

 

“Can baş üstüne..” “Başım gözüm üstüne..”

 

Herkesin maddeye kilitlendiği, soğuk, ruhsuz, menfaati olmadan selam bile alınıp verilmeyen, komşu komşuya yabancı, ev içinde dahi gurbetlerin yaşadığı şu çağda ne sıcak geliyor değil mi, “Can baş üstüne” “Başım gözüm üstüne” söylemi?

 

Birden ısıtıtıveriyor içimizi..İnanmıyorsunuz önce, “neydi bu yanlış mı duydum acaba?” bocalıyorsunuz..Ama bakıyorsunuz ki, birbirine sarılan sımsıcak kocaman yürekler hala var.

Duygulanıyor, seviniyor, gelecek adına umutlanıyorsunuz. “İyi ki de varlar” diyorsunuz. Yoksa başımız beladan kurtulmayacaktı, taş yağacaktı kızgın semadan, yerin öfkesi dinmeyecekti..

Ve yüreğiniz “can olma” san’atını öğreniyor, onlardan.
Kötülük gibi iyilik de bulaşıcı ve yayılmacı çünkü.

 

Selam olsun güzel insanlara, dünyayı sırtında taşıyanlara..

 

-----

 

Siz gönül yaptıkça, Rabbim de sizin gönüllerinizi yapar..

Siz zorları kolay kıldıkça, Rabbim de sizin zorlarınızı kolay eder.

Neysek, nasılsak O’nun kullarına, O da bize öylece muamele edecek..

 

Kullandığımız ölçüyle ölçüleceğiz..İşte, kullarla diğer insanlarla muamelede bunu hep hatırlarsak, kimseyi incitmeyiz, her canı aziz biliriz.

 

-----

 

Televizyon dizilerinde, filmlerde içki sahneleri yasaklansın!

 

Sigara yasaksa, ondan daha zararlı olan içkinin neden bayıla bayıla reklamı yapılıyor?!

 

Dizi ve filmlerdeki iyi insanlara içki içiriliyor açıkça! Mesaj nedir?

 

Bak ne kadar iyi, ama o da içiyor, iyi olmak içmeye engel değil!

 

Bu mu mesaj?

 

İçki aklı iptal eder ve haramdır!

 

Tvlerdeki içki sahnelerini protesto ediyor, kaldırılmasını istiyorum!

 

-----

 

Soru: Kadın yozlaşınca ne olur?

Cevap: Futbolcu!!
Bu kadardır ol hikaye.

 

Kadın bir medeniyettir. Şimdi çıktılar evden, gittiler-yittiler.
Kadının gitmesiyle çocuk, eş, aile gitti.

Aile gidince ise..Hali pür melalimiz ortadadır işte

 

Ya Rab! Bize asil analarımızı iade et, eve döndür, yurdumuzu şenlendir.

 

-----

 

Elimden geldiğince herkesin derdini dinler, yardımcı olmaya çalışır, pozitif enerji vermeye gayret ederim..Ama hayatımda bir kez öyle birine rastladım ki, olduğu gibi negatif enerjisini bana boşalttı ve de kendini ömür boyu kilitlediği gibi beni de kilitledi ya :)

 

Var böyleleri..
Benimki hadi anlık, ama O, ölene kadar kendisiyle başbaşa kalacak..

Yazık vallahi..Hayatta en acınacak kimseler bu kişiler bence..

İnsan kendisini onarmayı bilmeli.

Hayata bakış açısını çeşitlemeli..

Hayata ve insanlara, olaylara güzel bakmalı, hüsn-ü zan etmeli..

Kırılan yanlarıyla kendine acıyarak ve acıtarak ömür boyu gezmemeli, tamir etmeli..

Aman eskitmeyin kendinizi, ne olursa olsun.

 

-----

 

Takılmamak lazım, ne geçmişe-geleceğe, ne de ânâ.


Dondurmayın zamanı, mekanı, duyguları, akıverin..


Hayat nasıl akıyorsa öyle.


-----

 

* “Sevgide güneş gibi ol.” Muhteşem bir şey bu..

 

Hz.Mevlana yine yürekleri hedefliyor.

Sevgide güneş gibi olmak, O\'nun boyasına boyanmaktır aslında..

O\'nun, yani Rabbimizin..

O\'na benzemek, esmalarını içselleştirmek..


Çünkü O Rabbimiz, güneş gibidir –farz-ı muhal-

Sevgide olduğu gibi tüm sıfatlarında da;

 

Kendisine gelene de verir nimetlerini, gelmeyene de..
Zalime de, mazluma da..
İyiye de kötüye de..

Rahman çünkü..

Rezzak çünkü..

Vedud çünkü..

Ah bizler de keşke \"Güneş\" olsak sevgide, şefkatte, merhamette..

 

Gelmeyene gitsek,

Vermeyene versek,

\"Şudur-budur\" demeden âlemi kucaklasak..

Affetsek, hoşgörsek..


Düşünüyorum da, belki de bizler sevmeyi yanlış anladığımızdan, benzeyemiyoruz tam..Yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı doğru sevgilerimiz çünkü..

 

O\'na varıncaya kadar tıkanıyor yollar binbir engelle..

Oysa yukarıdan aşağı olsa..

 

Yani; Önce O\'nu sevsek..Çok sevsek ama..

 

Sonra, zaten seveceğiz,\"Yaradan\'dan ötürü yaradılanı..\"

 

O zaman güneş olup ışıtacağız eminim ben..

 

 

*Sevgide güneş gibi ol.
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol.
Hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol.
Öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründügün gibi ol.

 

Mevlana Celaleddin-i Rûmi

 

-----

 

Gandi\'yi hatırlıyorum..Ömrünce hiç ithal elbise giymemiş!

Sırf  ülkesini işgalden kurtarmak için!

İngiliz ekonomisine kendi değerlerini dayatmak için!

 

Halkı da kendi yaptığını yapmaya, İngiliz tekstilini-herşeyini protesto etmeye çağıran bir liderdi Gandi! Sırtındaki elbiseyi dahi kendi dokumuş düşünün..

 

Elbisesi de, görmüşsünüz resimlerde, bizdeki ihrama benzer bir şey, omuzu açık boydan vücuda dolanan bir bez..

 

Hatta dünya liderleri O\'nu toplantıya çağırdığında, o kadar ısrarlara rağmen o kendi eliyle dokuduğu bezi dolayıp vücuduna, öyle gitmiş görüşmeye.

 

İşte bu meydan okumaktır emperyalist güçlere, anlayacakları dilden!

 

Sonra ne mi oldu? İngilizler, Hintli halk kumaş dokuyamasın diye, 40 bin Hintlinin ellerini bileklerinden kestiler! Ama ne oldu? Gandi kazandı ve kurtardı ülkesini, özgürlüğüne kavuşturdu!

 

Hissemize ne düşerse ;)

 

-----

 

Fıkra gibi!

 

\"Japon: Eğer sadece bir kişi yapabiliyorsa, ben de yapabilirim.

Eğer kimse yapamıyorsa, ben yapmalıyım.

 

Arap:Vallahi eğer sadece bir kişi yapabiliyorsa, bırak yapsın.

Eğer kimse yapamıyorsa, ben nasıl yapacağım habibi?\" :)


-----

 

Sünnetullah, Allah’ın kanunu; çalışana verilir..

 

İşini itkan ile yani olabileceği en güzel şekilde doğru yapana,

 

İnsanları dolandırmayana, yalan söylemeyene, randevularında sadık olana,

 

Güzel idare edene vb.vb. başarı haktır.

Bunda kafir-müslüman ayrımı yok.
Kurala-sünnetullaha uyan geçiyor turnikeyi :)

Ama bir de düşünün;

 

Hem müslüman hem de böyle turnikeyi geçme donanımına sahip biri..

 

Ne olur o zaman?

 

Cihana hakim olur, onu oraya taşıyan vasıflarını yitirene kadar.

 

Tıpkı Osmanlı gibi.

 

Bizim gayretlerimiz de inşaAllah maddeten ve manen denge içinde ufukları yakalamak olsun..Rabbim muvaffak ede ve müslümanlara yeniden ayağa kalkışı, dirilişi nasibede..

 

Ve bizi, şu dünyadaki tüm müslümanları ADAM ede amin.

 

 Muhabbetle efendim.

 

Ayşe Reşad