İmamı kim ağlattı?


Kurban Bayramı\'nın 4’üncü günü…


Kâbe’de sabah namazı…


Yaklaşık bir milyon Müslüman, Allah’ın evine döndü, İmam’a uyarak sabah namazının farzını kılmaya niyet etti.


Ve İmam, başladı okumaya…


Önce Fatiha süresi, daha sonra hangisi olduğunu bilmediğim bir sureden ayetler...


Birkaç ayet sonra sesi titremeye başladı. Bir yandan okumaya çalışıyor, diğer yandan ağlıyordu.


Biz Türkiyeli Müslümanlar için hiç de aşina olmadığımız bir durum…


İmam gözyaşlarına ve sesine hâkim olmaya çalışarak bir kez daha okumaya başladı ayetleri ancak başaramadı.


Bir daha denedi, sonra bir daha…


Bir yandan okumaya çalışıyor, diğer yandan hıçkırarak, iç çekerek ağlıyordu.


Bir anda Mescid-i Haram’ın avlusunda gözyaşı seli oluştu. İmamın ağlamasından etkilenen binlerce insan aynı anda ağlamaya başladı.


Gözyaşları damla damla yere düşerken, Allah’ın rahmeti sağanak sağanak cemaatin üzerine yağıyordu sanki…


İmam uzun çabalar sonunda okuduğu, okumaya çalıştığı ayetleri tamamladı, tekbir alarak rükûya eğildi.


Türkiyeli Hacıların da birçoğu ağlıyordu ancak ağlama nedenleri ayette anlatılanlar değildi, imamın gözyaşlarından etkilendiğimiz için ağlıyorduk biz… Belki de, bir erkeğin ağlamasına alışkın olmadığımız için… Ayetlerin anlamını bilenlerimizin sayısı devede kulak bile değildi.


İşte ümmetin acınacak hali…


Dinimizden, kitabımızdan öyle kopmuş öyle uzaklaşmışız ki, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini, anlamlarına dair hiçbir fikrimiz olmadan okuyoruz namazlarımızda.


Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okumayı bilenlerimiz merak edip “burada ne diyor acaba Rabbim bana” diye düşünmüyor.


Bırakın düşünmeyi, ayetlerin anlamlarıyla ilgilenmenin, anlamlarını kurcalamanın bizi aşacağını zannediyoruz, Kur’an’ın bizi, yani insanı muhatap aldığını göz ardı ederek…


Sabah namazı, imamın gözyaşları arasında selamlandı.


Namazdan sonra Arapça bilen hocamıza koştuk, İmam’ı ağlatan ayetlerin ne olduğunu sorduk merakla…


Maide Suresi’nden birkaç ayet olduğunu söyledi.


Fırsat bulunca açıp ayetlerin mealine baktım.


Şöyle buyuruyordu yüce yaratıcı:


“…kalben kör ve sağır oldular. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti ama sonra onların çoğu yine körleşti, sağırlaştı. Allah onların bütün yaptıklarını görür.”


Ve ileride devam ediyordu…


“…Şimdi onların birçoğunun hakikati inkâr edenlerle dost olduklarını görebilirsin! İhtiraslarının onları sürüklediği şey öyle kötüdür ki Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde yaşayacaklardır…”


Anlamadığımız için etkilenmeden okuduğumuz uyarı ve azap ayetleriydi Kâbe imamını ağlatan…


Ve bir sürprizle karşılaştım…


Maide suresinin 83’üncü ayeti, imamın neden ağladığı açıkça belirtiyordu…


Belki de bu ayete yaklaştığı için ağlıyordu İmam…


“Onlar bu elçiye indirileni anlamaya başladıkları zaman gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün, çünkü ondaki hakikatin bir kısmını tanırlar ve “Ey Rabbimiz” derler, “biz inanıyoruz, öyleyse bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut…”


İmamın gözyaşlarının sırrını, yine Kur’an-ı Kerim’den öğrendim anlayacağınız.


Anlayamadığımız için ağlayamadığımızı…


Bırakın manen anlamayı, Kur’an-ı Kerim’e lafzen bile uzak kaldığımızı bir kez daha fark ettim…


Günlerimizi, aylarımızı umarsızca her şeye harcarken, konu Allah’ın kitabını anlamak olunca ne denli cimrileştiğimizi gördüm utanarak…


Belki bizim için çok geç ama çocuklarımızın kendilerine indirilen kitabı anlamaları için geç değil…


Ayetin tarif ettiği gibi “Elçiye indirileni anlayan, anladıktan sonra hakikate şahitlik yapanlardan” olma umudu ve duasıyla…