Halkların Kaderini Kim Tâyin Ediyor?


Yazılarımızı okuyanlar,siyaseti sevmediğimi ve bunları siyaset adına değil hem kendi düşüncelerimi paylaşmak hem de bazı olaylara başka açılardan bakma dürtümüzü canlı tutmak adına (ki yazmak istememin en büyük nedenidir bu!) paylaştığımı bilirler.Daha önce de bahsetmiştik,Suriye\'de sular durulmak bilmiyor.



Evdeki hesap çarşıya uymaz kabilinden sonunda ne olacağı asla tahmin edilemese de neler yaşanacağı  kapalı kapılar ardında ince hesaplarla durmaksızın planlanan bir sürecin içine milletçe çekilmeye çalışılıyoruz.Afganistan\'da,Irak\'ta ve Libya\'da,artık ne kadar olursa o kadar,olayın dışında kalmaya çalışan Türkiye,bu defa daha sıcak bir durumla karşı karşıya.

 

Aslında sular ortadoğu\'da hiçbir zaman durulmuyor.Özellikle bahar gelince sanki savaş cemreleri ilk oraya düşüyor!Geçtiğimiz 21 Mart ABD\'nin Irak işgalinin yıldönümüydü. Ve fakat,2003\'deki Çuval Olayı hafızalardan silinmiş,meclisten geçemeyen o meşhur 1 Mart tezkeresi,o tezkerenin neden geçmediği,meclis önünde yapılan eylemler,unutulmuş görünüyor.İnsan,nisyânla malûl bir yaratık,kabul.Lakin tarih de hep unuttuğumuz için tekerrür ediyor.



Ortadoğu dünyanın en çok siyasi askeri ameliyata maruz kalan bölgesi olsa da Türkiye bölgede yükselen aktör olarak geçmiş yıllara nazaran daha net bir duruş sergilemeye kararlı gözüküyordu ta ki Suriye olayına kadar.Dış ilişkiler politikası olarak \"Komşularla sıfır sorun\" anlayışının benimsenmesinden mi,Türk dizilerinin izlenmesinden mi yoksa Başbakan Erdoğan\'ın Ortadoğu\'da,\"özlenen lider\" olarak algılanmasından mı bilinmez, TESEV\'in Ortadoğu\'da Türkiye imajına yönelik yaptırdığı son araştırmaya (Ortadoğu\'da Türkiye algısı-2011) göre bölgede en sempatik bulunan ülke, yüzde 78 ile Türkiye. Tehdit algısında ilk sırada İsrail,ikinci sıradaki Amerika yerini koruyor.Ancak Amerika\'nın giderek daha az bir tehdit olarak algılandığı sonucunu da söylüyor bize anket.Arap baharıyla gevşeyen gönül yaylarının ve sallanan despot rejimlerin bunda bir etkisi olsa gerek.


Hal böyleyken,1 senedir Suriye Devrimi karşısında başlarda kararsız görünen Türkiye\'nin,durumdan vazife çıkarmaya başlaması çok da garipsenmemeli.Ancak çok iyi okunmalı,Suriye de neler oluyor,dünya devletleri gerçekten Suriye\'ye özgürlük,barış ve demokrasi mi getirmek istiyor ?Herşey mazlum Suriye halkının,zâlim Esed\'den kurtulması için mi?Doğu deyince aklına cahil,şiddete meyilli,muhtemel terörist ve geri kalmış insan müsveddelerinden başka bir figür gelmeyen oryantalist batılıların, Suriye\'deki insanların insanca yaşam hakkı,gerçekten çok mu umurlarında?



Türkiye\'nin batının da ince ayarlarıyla Suriye üzerine kışkırtılması ve Suriye\'de insanlık adına yaşanan korkunç katliamlar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu\'nun sert mesajlarıyla sonuçlanırken, Suriye misilleme olarak belki de oryantalistleri haklı çıkaracak bir şekilde PKK\'yı desteklemekle tehdit edecek kadar gözünü karartıp işin rengini koyulaştırıyor.



Daha bu sabah AFP,diplomatik kaynaklarından aldığı bir habere göre,Türkiye\'nin Suriye\'deki Şam Büyükelçiliğini güvenlik koşulları nedeniyle kapattığını ve elçilik çalışanlarının ülkeye geri döneceğini ancak Halep\'teki Türkiye konsolosluğunun açık kalacağını duyurdu.Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler hızlı bir şekilde kopuyor.Kopartılıyor. 


Batı,özgürlük,barış ve demokrasi edebiyatı yaptıkça aklıma,Irak ,Afganistan,Libya\'daki linç,tecavüz,bomba,savaş,işkence görüntüleri geliyor.Şimdi aynı özgürlüğü,barışı ve demokrasiyi Suriye için gerçekten istemeli miyiz?



“Düşmanıma zarar uğraması için kendimin bile zarara uğramasına hazırım.” diyerek yıllarca PKK\'ya yardım ve yataklık eden baba Esed\'e göre daha olumlu ve çağdaş olduğu izlenimini veren ve ardından can ciğer kuzu sarması olan Türkiye ve Suriye hükümetlerinin,basına yansıyan pek muhabbetli aile fotoğraflarının arasına,kara kedi misalî ,oğul Esed\'in Zulüm ile abâd olmaya çalışması mı girdi gerçekten,yoksa hepsi ta en başından beri koskoca bir illüzyondan mı ibaretti?



Türkiye gündeminde sık sık Suriye ile ilgili korkunç haberlere rastlıyor,kahroluyoruz.Kadınlar,çocuklar ölüyor.Erkeklere işkenceler yapılıyor.Her biri,oğul Esed\'in zulmünden muzdarip binlerce fotoğraf akıyor önümüzden.Mülteciler sınıra yığılmaya devam ediyor.İçimiz parçalanıyor. \"Birşeyler yapın\" diyor gördüğümüz her şey. Sivil toplum örgütleri,özellikle sağ fraksiyondan gençlerin bu konudaki sesi daha gür çıkıyor.Suriye\'ye olası bir operasyonun psikolojik alt yapısı böylelikle tamam gibi.Biraz daha çabalansa,kurcalansa,Suriye vahşeti kaşınsa medyada,bu duygusal halk dayanamayacak ve \"Ya Allah bismillah Allahu ekber!\" nidâlarıyla sınırın öte yanında bulacak gibi askerimiz kendini.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Balkanlar\'da katledilen insanlar için anma törenleri düzenlendiğini belirterek, \'\'İnsanlık yeni bir anma töreni düzenlememek için Suriye\'ye müdahale etmelidir\'\' derken,İslam İşbirliği (İİT) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,Suriye\'ye yapılacak bir dış müdahaleye karşı olduklarını belirtiyor.Mazereti benimle aynı,Libya,Irak ve Afganistan\'ı cehennem çeviren emperyalist güç gösterileri.Kim ne derse desin,müslüman coğrafyada yaşanacak ve müslüman halkları birbirine kırdırtacak senaryo hazır gibi.


Başbakan Erdoğan\'ın Obama ile çekili fotoğrafları nedense midemi bulandırıyor.O mavi - kırmızı kravat uyumları,âni Obama ziyareti...Hani fotoğraflardan hikmet ve yükseklik kompleksi devşiren de bir milletiz,Bülent Ecevit\'in o ezik büzük fotoğrafından sonra Erdoğan\'ın \"one munit\" çıkışı tüm yurtta ve dış temsilciliklerde neşe içinde kutlanmıştı hani.Nedense,daha da Davos\'a gitmem diyenlerin, bu sene en yüksek katılımla Davos\'ta yer alması gibi,o fotoğraf da çelişkiler yumağı uyandırıyor kafamda.Evet,Erdoğan ezik büzük oturmuyor Ecevit gibi,onun ifadesi kendinden daha emin..Ama çağrıldı ve gitti Obama\'nın ayağına.Bu resim ne anlatıyor şimdi?


Tam da bu günlerde Washington Post\'ta çıkan bir haber,ABD istihbaratından sızdığı (!) söylenen gizli su raporunu ifşâ ediyor.Raporda,\"önümüzdeki on yılda dünyada su kıtlığının, küresel çatışmaya neden olabileceği ve devletlere, terör gruplarına yeni bir silah sağlayabileceği uyarısını yaparak, kaynağa sahip ülkelerin bölgesel etkinlik için su sıkıntısını kullanabileceği ve bunun zaten Türkiye, Suriye ve İran\'nın yararlandığı Fırat-Dicle havzasında yaşandığını belirtti.(...)Stratejik önemli su havzaları olarak, Türkiye, Suriye ve İran\'da Fırat-Dicle havzası, 10 ülke boyunca akan Nil Nehri, İsrail, Ürdün ve Filistin arasında uzun zamandan beri tartışma konusu olan Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet\'in dahil olduğu havzada Ürdün ve İndus Nehri gösterildi.\" deniyor.İlerleyen yıllarda,hem de çok fazla ileride olmayan yıllarda sık sık savaşlarla adını duyacağız bu bölgelerin.


Evet,Suriye,demokratikleşmeli!Evet,Esed ve benzeri diktatörlerin geleceğine kesin olarak bir son verilmeli ama halkların kendi kaderlerini tayin hakkına da saygı duymalı dünya.Tepeden inme ve amaçları şaibeli dış müdahaleler yerine,halkların kendi iç dinamikleriyle bu devrimleri gerçekleştirmesi ve kemâle ermesi beklenmeli.Lakin biz o dünyada yaşamıyoruz.


O yüzden herkes iyi düşünmeli ve tartmalı kendi içinde,Libya\'ya saldırırken Türkiye\'ye sormayan Fransa,neden şimdi müdahalenin Türkiye\'ye düşeceğini söyleyerek ellerini ovuşturuyor?Afganistan\'a ,Irak\'a girerken masada konumu farklı olan Türkiye neden şimdi sırıtılarak baş köşeye davet ediliyor?


Türkiye de kendi kaderini tayin hakkına sahip,tıpkı Suriye gibi. 

Şah mı olacak ,piyon mu;Türkiye için Suriye,şimdi bir kader meselesi.

 


Kaynaklar:AA,israhaber,kureselbak,Yenişafak,dunyabulteni,