Kürtaj Kişinin Vicdana Bırakılsın...


 


“Hiç bir Canlı sebebi ne isterse olsun, bir başka canlının hayatına son verme hakkına sahip değildir...”


 

Türkiye’de başlayan, ‘Kürtaj ve Sezeryan’ tartışması KKTC’nde de tartışma konusu olmaya başladığından bu yana çok daha fazla duyarsız kalamayacağımı anladım.


Aslında tartışmanın başladığı günden bu yana tarafların görüşlerini yakından takip eden ve kendi içinde muhasebesini yapan ben, olayı hem din, hem maneviyet, hem içinde bulunduğumuz konum, hem ahlaki konumu, hem de bir kadın vicdanıyla değerlendirmeye çalışıyorum.


‘Anne’ olmayan biri için çok hassas bir konu olduğuna karar verdiğim bu olay hakikaten karmaşık...


Bu konuyu kaleme alırken hem tarafları dinledim, hem kadın, hem de erkek arkadaşlarımın görüşüne danıştım. Bir nevi kobay olarak kullandım diyebilirim.


‘Kürtaj’ nedir? diye sorduğum her iki tarafta ‘Cinayet’ dedi. Ancak hanımların bunu söylerken zorlandıklarını fark ettim. ‘Cinayet’tir diyerek başlayan her cümlenin devamı ‘ama...’ diye sürdü. Ama’lar o kadar çok ki...

Ben bu tartışma konusunu ya ‘kaleme almamalı’ ya da ‘çok daha objektik ve tarafsız davranmalıyım’ kararını vermem gerektiğini o kadar çok düşündüm ki, yardımıma manevi duygular yetişti.


 

Bir çok video izledim. ‘Doğumdan bir gün önce Bebeğin Rabbi ile konuşması, Anne karnında bebeğin hikayesi, sessiz çığlıklar eşliğinde henüz daha dünya’ya gelmeden kürtaj kurbanı bir bebeğin isyanı...’ ibret verici bu hikayeler karşısında şimdi nasıl olurda ‘Kürtaj cinayet değildir’ diye bir savunma yapabilirim?


Ama öteki yandan olayın ahlaki boyutunu da ele almak gerek miyor mu?


Hadi kürtaj’ı yasaklayalım. Yasaklamak, önlemek olacak mı?


Uzmanlar uyarıyor, ‘Türkiye’de kürtaj yasaklanırsa, sağlıksız koşullarda kürtaj uygulamasına devam edilecek ve kadın ölümleri artacak...’


Daha bir kaç gün önce Ana Haber Bültenlerinde yayınlanan 16 yaşındaki genç bir annenin sokak ortasında çocuğunu terk etmesini Türkiye bugün hala daha konuşmuyor mu?


Türkiye’de hamile kalan genç bir kadının KKTC’de dünyaya getirdiği bebeğini yasa dışı yollardan evladlık vermeye çalışması da Kıbrıs Türk basınında aylarca konuşuldu, sosyal hizmetlerin devreye girmesine neden oldu... bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.


Ancak bu gibi örneklerin altında yatan trajik öykülerde bir o kadar korkunç ve ibret verici...


Evlilik dışı, yasak bir aşkın meyvesi veya tecavüz sonrası dünyaya gelen çocuklar...

Devlet bakar! Bakar mı veya bakar da bir ana-baba sevgisi ve sıcak bir yuva sağlar mı? Çok zor konular bunlar...

Ben de bu tartışma, bir kadının bir çocuğu dünya’ya getirmeden önce sağlıklı karar verebilmesi için çok daha düşünmesi ve ona göre kararını vermesini sağladı.


Her kadın potansiyel bir anne adayı olduğuna göre, bilinçli anneliliğin ancak ve ancak eğitimle mümkün olabileceğine karar kıldı.


 

Bugün bu konunun Türkiye’de tartışılıyor olabilmesi bile o kadar önemli ki.

Bu konuda yüreğim buruk, ‘Kürtaj cinayettir, yasaklansın’ tartışmasında, ne yasama, ne yürütme, ne de yargı konusunda yetkili bir birey değilim.

Ama bu konuda yara almış yüreğim tek bir yolu öngörüyor.

Ben ‘vicdana bırakılmalı’ diyorum. İnsan vicdanı, en sağlıklı ve doğru kararı verecektir...



Günün Sözü: Bedenimin hakiki sahibi Anneciğim, beni dünya’ya getirdiğin için, sana ‘Anne’ diyebilmemi sağlayabildiğin için, hayatta beni karşılık beklemeden sevdiğin ve kolladığın için, bugün hala daha beni dualarınla koruduğun için, dertlerime ortak olabildiğin için  sana minnettarım...