Gitme Vakti!


Gitme Vakti!

Söz gidenlerden açılmıştı. Ayrılıklardan, çekip gidenlerden, geride bıraktıklarından, silinemeycek anılardan, hiç bitmeyecek sevgilerden. Hüzünlü bir hava vardı gökyüzünde sanki gökyüzü de anlattıklarımıza üzülüyor, ağlamamak için kendini tutuyordu. Oturmuş birbirimize gidenleri anlatıyorduk. Daha önce gidip bizde derin izler bırakanları, silinemeyenleri…

O gece oturduğumuz yere karanlıklar içinde hafiften ışıklar yansıyordu. Ruh halim de öyleydi karanlık zaman zaman ışıkların aydınlattığı ama hiçbir ışığın tam aydınlatamadığı bir karanlık vardı. Etraftaki herkes mistik havanın tadını çıkarırcasına hüzünden konuşuyordu .Konumuz belliydi durmadan gidenlerden ,bıraktığı derin izlerden konuşuyorduk.Yaramız aynı fakat vuruluş şeklimiz farklıydı .Bir o konuşuyordu bir ben cümleler arka arkaya dizliyordu.Sıra bana gelmişti başlamıştım o karanlığın içine girmeye anlattıkça gözlerim doluyor .İçimdeki derin sevginin yerini sadece nefret alıyordu.İşin tuhaf kısmı yıllar öncesinden söylenen bir cümle aklıma geliyordu sevgi ve nefretin eşdeğer olduğu düşündükçe düşünüyordum .Yıllar önce bana söylendiğinde nasıl olur diyordum insan en çok sevdiğinden nefret eder mi?Yıllar önce söylenildiğinde inanmadığım o duygu başıma gelmişti ben nefret etmeye başlamıştım en sevdiğim kişiden ve en sevdiğim şeylerden ..

Gece gittikçe karanlık oluyordu ve düşünceler de ruh halinin karanlığını yansıtıyordu. Konuşmamın ararlında tebessüm ettiğim de oluyordu. Tebessüm ederken gözlerimde doluyordu. Gitmişti giden bıraktıkları kalmıştı, silinmeyen anılar, silinmeyen düşünceler, hazmedemiyordum bir türlü gidişini sebepsiz, nedensiz, aklımdaki soruları cevapsız bırakıp gidişini o yüzden içimdeki karanlık ve nefret…

Çekip gitmiştin ama bu şehirden değil. Halen misafirdin bu şehirde. Yetiyordu aynı havayı solumak ve azda olsa seni görebilmek sana nefretle bakabilmek yetiyordu bana ..Ama bunların hepsi şimdiye kadar yetiyordu. Artık gerçekten gideceksin misafir olduğun, sevmediğin bu şehirden ayrılma vaktin gelmişti. Bunları anlatıyordum gecenin karanlığına haykırıyordum cümleleri… İçimdeki bir ses defol git diyordu sana, diğer ses yolun açık olsun diyordu. İçimdeki seslerin hangisine uyacağımı şaşırıyordum. Bir türlü yolun açık olsun diyemiyordum sindiremiyordum bunu... Karanlıklar içinde aklıma gelen tek duygu nefret oluyordu. Artık emindim ben senden nefret ediyordum. Ve konuşmaya devam ediyordum gitsin artık diyordum. Konuşurken anlayamadığım bir şekilde içimi bir hüzün kaplamıştı yine ve artık tutamıyordum gözyaşlarımı. geceye anlatıyordum artık gerisini ….

Sen daha gitmeden uzaklaşmıştın. Gitmeden yalnızlığın ağırlığını bana bırakmıştın zaten… Benim içimde fırtınalar koparken, yüreğim gecenin sesizliğine ,hüznüne ağlarken bir yazı gösterdi karşımda oturan ve benden daha hüzünlü olan güzel insan yazı alıp götürdü beni o an anlatmak istediğim her şeyi o yazmıştı ..

Göç mevsimi gelir bazen. Sayıca az. Anlamca çok gidenler olur. Şaşırır iki kere ikiyi dört bilmiş zihin. Bir gidenle birden, birden de çok eksik kalınır. Zifiri yalnızlık yerini alır boşlukların. Nöbete tutar hazlar, bir başka yolcu için hazır durur. Anlamaz biri gidince nasıl bu kadar eksik kalınır. Matematiğin dili tutulur, tanık olduğu tenhalığa. Birileri gider bu şehirden bazen, ardından kim gelirse gelse sesinin bile yankılandığı bir boşluk bulur. İçime çarpar sesler gidenlerin ardından, ne söylesem ban gelir. Bir dağ olurum bazen yalnızlığım yegâne, görenler beni dimdik sanır. Bir ben değil belki ama en iyi ben bilirim gitmeyi; en iyi kalan bilir zaten. El sallayanındır gitmek. En çok onun hakkıdır. Çoğunu o taşır gitmenin, diğerinin ölçtüğü hasretten çok, yoldur.

Ne zaman biri gitse bu şehirden, geriye şair isimleri bilmeyen. şiir okumamış insanlar kalır. Tüm bu konuşulacaklar, sohbete nedenlerim içimde kalır. Bir daha kim benimle aynı şairi tanır .Kime kelimeler koleksiyonumu açabilirim ki.Kim anlar turnalardan.anca leyleği havada görmüş insanlar etrafımı sarar.Kof kalabalıklarım olur ,gözü kapıda telefonda kalmışlıklarım .Birikirim bir yerlerde kendi kendime .Bir daha gideni ilk gördüğümde nerden başlamalı bilmediğim geç kalmışlıklarım olur.

Belki ne çok bu yüzden yazarım gidenlerime, her giden taşıyamadığı bir şeyi bırakır bana. Emanet gibi baktığım zamanla beni olur. Giden gidişini yeni bir başlangıç sayar, orada ihtiyacı olmayacak şeyleri koyar adına, bende iki tane olur hasret bu defa özlem ikiye katlar nüfusunu. Benim bana yetmeyen hayatımda iki kişilik yaşamaya koyulurum. O olsa, o da severdi, o da görseydi, acaba şimdi nasıllara meraklarımı, yokluklarımı artırır zaman. Zaman anca büyütür dokunduğu yalızlıkları, silmesi gerekirken.

Kim telkin etse, yaşarken unutulur çok şey, geçer yaralar elbet der. Ama bu rüzgârın bir kayayı yontması kadar zaman alır, unutmak. En hantal eylemdir, unutmak. Hep işini ağırdan alır. Zamanla işveleşir. Ne kadar zaman alırsa, her gidene bir yara gibi bakmaya başlarım ben, hayatın haksızlığına uğradığını düşünen bir yalnız kalır adım. Müzminleşir yalnızlıklar gidenlerle, vazgeçenlerle. Hep biri daha gider. Gidenler arttıkça, çabuk alışılır her gelene, giden hayatlara ikame yaşamaktan tükenir içinde saklı zenginlikler. Her parçan birinde kaldığından, bir daha bir araya gelemeyecek bir geçmişin olur.

Hep bana kalır yalnızlığın ağırlığı, giden birkaç anıyla gider en hafifinden, bir fotoğraf alır yanına, ya bir mektup kalır onda. Uzun zaman sonra tesadüf edildiğinde yeniden okunacak olan. Yabancı kalacağı birkaç satır ya eder ya etmez, hep ne kadarı benim bilmediğim hasretler yaşarım ben. Çoğu zaman sahibi bulunmaz hatta yoklukların. İkinci el bir hayat gibi yaşamaya koyulurum ben. Her birinden kalanları birbirine uydurmaya çalışırım el yordamıyla. Kim baksa, uzaktan bile köhne görünür içim. Erken yaşlanmış, yaşından yaşlı bir çocuk gibi, tavan arası bir hayat bekler beni. Dahalarının merakını yitirmiş, keşkelerinin zamanı geçmiş, kala kalırım ortada.

Birileri gider bazen ,en iyi de ben bilirim gitmeyi ;en iyi kanla bilir gitmeyi zaten .El sallayandır gitmek..giden hoyrattır zaten,daha gitmeden uzaklaşır…

Karanlık gece devam ediyordu okuduğum yazı derinden sarsmıştı beni iyiden iyiye kendimi gecenin hüznüne ,karanlığına bırakıyordum.İçimdeki nefret daha da artmıştı şimdiye kadar sustuklarımı karanlık gece de dışa vuruyordum sanki.Ve şimdi içimdeki sesler de susmuştu ben konuşuyordum ve sadece tek konuştuğum şey defol git demek oluyordu..Kendime ağlıyordum ve defol git diyordum sana defol git…..

Hepimizin hayatlarında bize danışmadan, bize tek kelime etmeden, aklımızda binlerce soru işareti bırakıp çekip gidenler vardır. Ve o gidenlerin bıraktığı derin izler aslında hiçbir zaman silinmez. Mistik bir havada, karanlık bir gecede kalemimle aydınlatmaya çalıştığım düşüncelerden bir bölümdü. Kendi yazımı yazarken bana okuttuğu yazısını sizlerle paylaşmama izin veren güzel insan Didem Açar ‘a çok teşekkür ediyorum.

Tüm bırakıp gidenlerin ardından bıraktığı izlerin kapanması dileğiyle…