Ceza ve İsyan evi


Gün geçmiyor ki huzurumuzu kaçıran bir olay gündemimize gelmesin. Gündemi takip edip olaylarla ilgili kritik yaparken daha konu bitmeden bir de bakmışsın başka bir son dakika gelişmesi.

Evvel gece çayhanede cezaevini konuşuyoruz. Hukukçular derneğinden Cüneyt ALTIPARMAK, Mazlumder’den Mustafa DURMAZ, aktivist insan hakları savunucusu Mehmet PALA, arkeolog- aktivist Jale VELİBEYOĞLU ve gazeteci Mehmet DEMİR ile birlikteydik. Ortak fikir, cezaevi olayına siyasi değil insani olarak bakmak gerektiği noktasındaydı. Arkadaşların tamamı her dakika cezaevi ile irtibatlı olmakla beraber oraya gidip atılan gaz bombaları ile mücadele etmek zorunda kalmışlardı.

Herkesin ortak sorusu, cezaevindeki şartların düzeltilmesi için onlarca gencin ölüp bir o kadarının da yaralanması mı gerekiyordu? Tüm bu olup bitenlerden dolayı kimler suçlu? Kim bunların hesabını verecek?  Bir müdürün başka biriyle tayin edilmesi ile geçiştirilecek kadar basit mi bu olaylar? Esasında bütün işleyişimiz hep sondan başlamaktadır. Tedbir diye bir şey yoktur lügatimizde. Adam önce dereye ev yapar kimse müdahale etmez. Sonra sel olur dere de insanlar boğulur, herkes ayağa kalkar, başlarız kurumları sorgulamaya. Kurumlar topu birbirine atar, siyasetçiler enkaz edebiyatı yapar. Velhasıl ortada sorumlu bulunamaz. Ülkemizdeki ceza ve ıslah evlerinin suç işleyenleri ne şekilde ıslah ettiği ortadadır. Islah olmak üzere içeri alınanların tamamı isyan halindedir. Bunun sorumlusu da dışarıda olan bizler değil elbette orayı yönetenlerdir. Yaklaşık iki yıl önce İl Genel Meclisi olarak cezaevi sorunlarını gündeme getirip, yeni cezaevinin yapılması için yer tahsisi ile ilgili bir çalışma yapmıştık. İl Genel Meclis başkanı Uğur BEYAZGÜL dönemin, Başsavcısı ve cezaevi müdürlüğü ile görüşmüş ama o dönemin valisi Sn; Nuri OKUTAN’ın gündeminde böyle bir sorun olmadığı için çözüm bulunamamıştı. Bu gün hala eğer böyle bir durumla karşı karşıya olmasaydık, öncelikli gündem maddemiz Şanlıurfaspor’dan başka bir şey değildi. Çünkü futbol bizim her şeyimiz olmuş durumdadır. Bu durum medya içinde halk ve siyasiler içinde aynıdır.

On bir eylül sonrası Amerika’da oluşan paranoyanın arkasından gelen Pakistan ve Afganistan operasyonlarında yakalanıp, götürülen Müslümanların tutulduğu, işkence edildiği ve dünyanın gündemine gelen Guantanamo cezaevini bilmeyen yoktur. Guantanamo’yu gündemimize getiren olaylar neyse ülkemizdeki ceza evlerini de gündemimize getiren olaylar da hemen hemen aynıdır. Yanı başımızdaki bu cezaevinin varlığından haberdar olmamız için, hiç kimsenin tasvip etmediği bu tür olayların çıkması lazımmış. Cezaevinin koşulları ne olursa olsun oradaki her bir bireyin can emniyeti devletin koruması altında ve onun sorumluluğundadır. Mahkûm ya da tutuklu her ne suç işlemiş ise cezası tecrit edilmek sureti ile içeri alınmıştır. Bu mahpusun almış olduğu ceza ile birlikte tacize, saldırıya, işkenceye tabi tutulması ister gardiyanlar tarafından, ister koğuş arkadaşları tarafından kabul edilebilir bir durum değildir.

Burada özelikle vurgulamak istediğim bir iki husus daha var! Çıkan olaylar terör amaçlı değil, içerdeki duruma isyan amaçlıdır. Bunu kalkıp herhangi bir terör örgütü ile bağdaştırmak adilane bir yaklaşım olmasa gerek. Diğer husus bu olayın sadece Kürt’lere karşı özelikle çıkartılmış gibi göstermek ve bunun propagandasını yapmak ilki ile paralel bir düşünce olduğu gibi bu da dürüst bir yaklaşım değildir. Bir de olayın olduğu gece tweet atıp PKK’dan performans beklemek, intikam sloganları atmak, ‘kahrolsun halkların kardeşliği’ demek alçaklıktır! Hiç kimse bir takım insanların yaptığı yanlışlar yüzünden bütün halkı suçlayamaz. Barış ve huzur için atılan adımları destekliyor ve tasvip ediyorsak bu böyledir. Yok… Farklı bir hesabımız varsa o zaman durum başka. Bu ülkede hiç kimse hiçbir cenazenin üzerinden rant sağlamaya çalışmasın. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Allah Nemrut’ların yaktığı bu ateşi İbrahim’e selamet kıldığı gibi kılsın. Bir daha ilelebet yanmamak üzere

 Cenab’ı hak, siyasetin değil hakkın şahitliğini yapmayı nasip etsin. (AMİN)