Gerçekten mi


Gerçekten mi…

Şimdi ne söyleseniz, sözlerinizin sonunda, nefeslendiğinizde,

“Gerçekten mi” desem, önce çok etkin dinlediğimi sanarak

Konuşma hususunda daha bir iştahlanırsınız,

Yok öyle bir şey, inanın,

Gerçekten…

Sadece zamanı öldüren tekrarlardan başka bir şey olmaz bu dokunuşlarımız.

Peki neden böyle bir tekrarın nakarat kısmındayız halen,

Neden,

Söyleyeyim düşünmüyoruz,

Düşüncesiz olduk çıktık da ondan.

Düşünen biri olunca sanki ona hava atmamız şartmış gibi,

“Gerçekten mi”,

“Evet, haklısın”

“Olamaz, inanmıyorum yaa”

“Cidden mi !”

Daha uzatırım bu anlamsızlığı,

Boşverin bana,  demeyeceğim,

İllaki düşünün,

Neden bu haldeyiz diye,

Düşüncesiz, anlayışsız, yaşananlar karşısında tepkisizliğimizi,

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığında sabit düşünce ehli bizleri,

Düşünemiyorum artık…

Öğrendim ki,

Her şey merkezden başlar,

Yani bizden,

Değerlerimizden,

İnandıklarımızın arkasında durabilme yürekliliğinden,

Kendimizi sevmeyi başarabildiğimizde ise diğer insanları da sevebileceğimiz gerçeğini keşfetmemizden…

Boş boş konuşup da haftasonu rehavetindeki sizi sıcaklara ilaveten ben de baymışsam,

Okumayın beni,

Okutturmayın da,

İplemeyin olsun bitsin,

Siz bildiğiniz yolda devam diyerek ilerleyip gidin….

Sonuçta her koyun kendi bacağından asılır mantığı sizi gasp etmişse…

Ancak,  unutmayın ki,

O koyun da kendi isteği ile orada asılı değil,

 toplamda bir başka gücün peşinden ilerlediği gerçeğini biliyor.

Yani koyun olup, ayaktan aslıma sürecine gidene dek

 düşünecek zamanı çok tüketti ve o da bunun farkında, maalesef ki…

Neyse biz de bu rehavete kapılmayalım…

Allah akıl fikir vermiş deriz de,

Allah aşkına hazır gıda tüketiminde sınır tanımayan tembeller topluluğu olduğumuz yüzyılda,

Kullanmadığımız atıl bıraktığımız onca beni unuttuğumuz gerçeğini de,

 neden fark etmeyiz ki!

Düşündüğümüzde,

Düşünmek istediğimizde  bunlar önümüze bir bir serilecektir.

Tabi düşünecek dinamik bir an yakalayabilirsek,

 koşuşturduğumuz anlamsızlık zamanlarında…  

Sağlıcakla kalın....  24 Haziran 2012 Nuray Açar