Akçakale Savunmasız


                Geçtiğimiz Pazar günü il başkanımız ve yönetim kurulu üyelerimiz ile birlikte Akçakale’deki taziyelere gittik. Tank topuyla parçalanmış bir ailenin hayatta kalan son ferdinin ayakta kalma mücadelesine tanık olduk. Ölenlere Allah’tan rahmet baba ya da sabır diledik. Sonra diğer taziyeye geçtik. Onlarda da durum farklı değildi. Aynı acılar diğer taziye evinde de yaşanıyor. Rabbim aynı acıları bir daha yaşatmasın!


                   Taziyelerden çıktık Urfa’ya dönüyoruz. 10. km de telefonum çaldı arayan bizim Akçakale il genel meclis üyemizdi. Suriye tarafından atılan topun haberini veriyordu. Herkesin tedirginliği had safhadaydı. Moralimiz bozuldu.  Evladını geride bırakıp gelen ve başına ne geleceğinin tedirginliğini yaşayan bir baba’nın duygusu çöktü üstüme. Son on beş gün içinde Akçakale’ye 3. Gidişimdi bu. Tanıdık dostlar, arkadaşlar, akrabalar var onları arıyorum. Herkeste aynı tedirginlik var. ‘’Gece yatamıyoruz, Çocuklarımız korku içinde, sabah nasıl uyanacağımızı bilmiyoruz.’’ Savaşın anlamsızlığını, savaşa girmeden anlıyor insan. Fiilen savaşa girmemiş olmamıza rağmen aslında kendimizi savaşın ortasındaymış gibi hissediyoruz.


                 Ticaretimize şu an da yön veren şey tamamen tanklardan gelecek bir top mermisine kilitlenmiş durumda. Arsa fiyatlarından tutun da eve aldığınız çayın fiyatına kadar etkilenmiş durumda. Ortada savaş ekonomisi var ve herkes ona göre davranıyor. Esasında dikkat çekmek istediğim şey sınırın sıfır noktasında bulunan yerleşim alanlarıyla ilgili. Devletin bir an önce burada yaşayan vatandaşlarımızla ilgili alması gereken tedbirler! Sivil savunma ile ilgili almamız gereken tedbirler nelerdir bilmiyoruz. Bu konuda ciddi bir eğitimin verilmesi gerek. Hem görsel olarak hem de yazılı bir takım broşürlerin hazırlanmasıyla bu mümkün olabilir.


 

                   Nükleer biyolojik silahlara karşı vatandaşımızın tedbir alma konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir. Esasında ‘savaş halinde’ sivillerin yapması gerekenleri bir an önce anlatmak, öğretmek lazım. Bomba düştükten sonra herkes konuşur. Dostumun biri yazmıştı twitter’da ‘Deprem riskine karşı alınacak tedbirlerde nasıl ki vatandaşın nasıl davranması gerektiği çok önemli ise, savaş riskine karşıda aynı yöntemlerle sivillerin egitilmesi lazımdır’ demişti. Yani deprem olduktan, can kaybı yaşandıktan sonra konuşmanın bir anlamı, önemi de kalmıyor. Bu konuda bütün kurum, kuruluş ve medyaya ciddi sorumluluklar düşmektedir.


                   Rabbim bütün İslam alemini bir an önce zalim diktatörlerden kurtarsın. Bu duayı yaparken asla şunu da eklemeyi unutmuyorum…  Bunu kendi iç dinamikleri ile yapmalarını ve savaş olmadan kansız ve de emperyalist güçlerin gölgesinden uzak bir şekilde gerçekleştirmelerini temenni ediyorum.


                   Bir diğer husus ise sınırın öbür tarafındaki Müslüman kardeşlerimizin temel gereksinimleriyle alakalı yardım kuruluşlarının bir an önce oradaki kardeşlerimize ulaşması lazım. Sıkıntı ve perişanlık had safhada... İHH’nın yaptığı bir takım çalışmalar var ama biz bunu diğer tüm yardım kuruluşlarından da bekliyoruz.