Rezonans


Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Vedâ Haccı’nda Minâ ile Müzdelife arasındaki Batn-ı Muhassir’den hızlı olarak geçince. Sahâbî hayretle:

 

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Ne oldu ki sür’atlendiniz?” diye sorar..

 

Efendimiz de:“Cenâb-ı Hak, bu mevkîde Ebâbîl kuşlarını göndererek Ebrehe’nin fil ordusunu helâk etmişti. O kahırdan bir hisse gelmesin diye hızlandım…” buyururlar.  -Nevevî -Şerhu Muslim-

 

Düşünün ki efendim olayın üstünden o kadar sene geçmiş!

 

Efendimiz’in bu olaydan takriben 50-55 gün sonra doğduğunu hesap edersek, demek ki 60 yıl geçmiş ve O, olayın yaşandığı yerden hızla geçiriyor ashabını, “o kahırdan bir hisse gelmesin” diyerek!

 

Subhanallah! Gerçekten de ilginç değil mi? Ne denir ki buna?

 

Bugünün ilmiyle ancak ulaşılan şu gerçekleri, O Gül Efendim sallallahu aleyhi ve sellem, ta 14 asır önce biliyordu!. Ancak; Sadaqte –doğru söyledin- ya Resulallah! Sadaqte deriz.

 

Bu olayı okuyunca, hemen aklıma rezonans konusu geldi efendim.

 

Rezonans; en kısa ve en yalın ifadesiyle titreşim demek.

Frekans da, 1  saniyedeki titreşim sayısı.

 

Ve inanılmaz muhteşem bir şey, bu kainatta her şey, her cisim, hatta her organ, belli frekanslarda titreşiyor. Yani tüm kainat, sabit gördüğümüz tüm madde alemi, titreşen canlı bir organize aslında..

 

Bu konuyu etraflıca araştırdım internette, bir bölümünü aşağıya koyacağım inşaAllah, okursunuz sonunda “Sadaqte ya Resulallah!”larla ;)

 

“Bir olay gerçekleştiğinde, o olayla ilgili olan kişilerin etkileri, evrende bir enerji alanı yaratıyor. Ve o enerji alanı asla kaybolmuyor, titreşime devam ediyor. İnsan da bu alanla rezonansa girdiğinde etkileniyor.

 

“..Rezonansa girdiğiniz herşeyle etkileşim halindesiniz. Bu yüzden düşünce temizliğinden bahsedilir. Düşüncen ve niyetin neyse sen de O’sundur. Çünkü düşünce titreşir, ve titreşen tüm enerji bütünleri ile iç içesin. Rezonansa girdiğin vakit etkilenmen söz konusu olur.”

 

O zaman efendim bize düşen, Batn-ı Muhassir’den geçerken “o kahırdan bir hisse gelmesin” diye hızlanan O Resûlü, dâim hatırlamak ve hissemize düşenleri almak olmalı.

 

-Ki şu çağ, Batn-ı Muhassir’den bin kez daha kahırlı..Her gün ayrı ev-yürek hikayeleri, her an kaybediş dehlizleri ve bin türlü bozguna gebe yükleriyle helak asrı aslında-

 

Ne yapmalı peki? “Hızlanmalı” yani uyanık olmalı tabii ki, kahırdan hisse almamak için..Nasıl?

 

Seyrettiklerimize, okuduklarımıza, konuştuklarımıza, bize zorla dikte ettirilenlere, yürek bombardımanlarına, 25. Karelere, şuuraltımızı bina edenlere karşı uyanık olmalı..

 

Sonra, bulunduğumuz mekanlara, arkadaşlık ettiğimiz kişilere, evlerimize girip-çıkanlara, ev kiralayacağımız ya da ev, eşya vs. alacağımız zaman mesela, daha önce orada oturanlar, o eşyaları kullananlar konusunda bilgi almaya dikkat etmeli ve daha aklınıza gelebilecek pek çok şey..

 

Bir zaman, her şey çok güzelken yeni taşındıkları evlerinde huzursuz olan, sürekli kavga eden hatta işi ayrılmaya kadar vardıran bir arkadaşım, evini değiştirdiğinde çok rahatladıklarını söylemişti.. Şimdi daha iyi kavrayabiliyorum olayı, demek ki o  evde, onlardan önce oturanların yaşanmışlıkları etkiliyordu onları..

 

Aynı bunun gibi, antika merakı olanlarda, ya da eski eşya kullananlarda da bu tip durumlar görülebilir, dikkat etmeli..

 

Hatta daha da ileri giderek mana planında da uyanık olmalı, düşüncelerimize, hayallerimize, seçtiklerimize bile dikkat etmeliyiz, çünkü “İn’ikas” diye bir gerçek var, in’ikas yani karşılıklı hallerin birbirine tesiri, etkisi..Bu yüzden efendim, büyükler demişler ki;

 

“Tabiatlar, hayalî, hissî ve kalbî düşüncelerle bakılan sûretin sahibinden, bakana geçer. Sûretlere bakmak, insanların nefislerinde, bakılanın ahlakının tohumunu eker..Sevinçli kimsenin sevinci, üzüntülünün üzüntüsü bakana sirayet eder..Böylece hayaldeki sûretin sahibinden, sevinç veya üzüntü, hayaliyle bakana bulaşmış olur..Rûhen de olsa, sakın yalancı ve fâsıklarla arkadaşlık yapma! Şerlilerin meclisinden sakın!.. ”

 

Rabbimiz buyuruyor: “Sadıklarla beraber olunuz!” 

Ve  hadis; “Kişi sevdiği ile beraberdir.”

 

Rabbim tuta yüreklerimizi, farkındalıklarımızı arttıra, uyanık kıla çağa karşı amin. Muhabbetle efendim.

 

Ayşe Reşad

 

 

 

Her şey bir enerji. Düşünce bir enerji. Madde bir enerji. Enerji hem titrer hem salınır. Evren titreşen salınan enerji bütünü. Ve her şeyin bir titreşme sayısı var. Örneğin insanlar 62-64 Hertz titrerler. Hertz, saniyedeki titreme sayısı demektir.

 

 Organların da titreme sayıları bellidir. Ve işin ilginç yanı bir karaciğerin, böbreğin kalbin ne kadar titrediği biliniyor. Cihaza giriyorsunuz, bütün vücudunuzu tarıyor ve titreme sayılarının farklılığından, azalmasından sorun olduğu tespit edilebiliyor.

 

Rezonans yani titreşim sadece, organlarda, maddesel alemde işlemiyor. Hani eskilerin deyimi vardır etme bulma dünyası diye. Bir olay gerçekleştiğinde, o olayla ilgili olan kişilerin etkileri, evrende bir enerji alanı yaratıyor. Ve o enerji alanı asla kaybolmuyor.

 

Çünkü var olan yok olmuyor, yok olan var olmuyor. Sadece dönüşüyor. Bunu artık herkes biliyor. Kaybolma yok sadece dönüşme var. İşte o enerji alanı kaybolmuyor ve titreşime devam ediyor.

 

O olayın derinliği, insanların o enerji alanını düşünceleriyle beslemeleri ne kadar yoğun ise, olaya sebep olan kişilere etki etmesi de muhtemelen kaçınılmaz oluyor. Çünkü sebep sonuç yasası işliyor. Benzer benzeri çeker kanunu işliyor.

 

Enerji bütünü, olaya sebep olanlara etki etmeye başlıyor. Ve işte o zaman diyoruz ki, etme bulma dünyası hali gerçekleşebiliyor. Yapan kişiye olmasa da, onun soyunu devam ettiren kişilere de etkileri dokunuyor.


Anadolu’nun pek çok yöresinde, evlerin duvarlarına mavi boncuk, nazarlık gibi cisimler asma adeti nereden geliyor? Acaba gerçekten bilinçli yapılmış bir adet midir? Çünkü eşyaların negatifi çekme (kem göz ya da olumsuz bakış) ve sonra da evde başka bir eşya ile rezonansa girerek bu enerjiyi yayma özellikleri artık biliniyor.


Evinize gelen kişilerin sizin hakkınızdaki düşünceleri eşyalarınıza sinebiliyor.

Ya da sizin o an ürettiğiniz olumsuz bir düşünce, biriyle tartışırken sarf ettiğiniz olumsuz cümleler düşünce formları, eşyalara sinebiliyor.


Ve bu form dalgaları titreşerek mekanın enerjisi ile rezonansa girerek yayın yapabiliyorlar. Bu yüzden evlere, nazar boncukları, bereket duaları asılır, adaçayı otu ile tütsülenir ve olumsuz enerjilerden korunduğuna niyet edilir.


Çünkü bu işlem yapılırken iyi niyet ile asılan dua ya da nazar boncuğu, orada olumlu bir enerji yayar. Siz bilmeden olumlu enerjiyi yüklediğiniz eşyayı kapı girişine ya da evin en görünür yerine koyarsınız. Tüm olumsuz enerjileri absorbe edecen, mekanla rezonansa giren olumlu titreşim yayılmaya başlar.

Aslında rezonans bir çok sırlı olaylara ışık tutuyor. Etme bulma dünyası, ah alma, lanetli yerler, lanetli eşyalar, maji, büyü, kem göz, nazar değmesi vs. gibi olaylara bilimsel olarak ışık tutabiliyor.

 

 Çünkü rezonansa girdiğiniz herşeyle etkileşim halindesiniz. Bu yüzden düşünce temizliğinden bahsedilir. Düşüncen ve niyetin neyse sen de O’sundur. Çünkü düşünce titreşir, ve titreşen tüm enerji bütünleri ile iç içesin. Rezonansa girdiğin vakit etkilenmen söz konusu olur.

 

Bilimsel çalışmalar ilerledikçe, aslında maddeciliğe dayalı bilimin, ruhsallık ile nasıl bütünleştiğini görmek gerçekten çok güzel. Ve bilimin, kuantum alanındaki çalışmalar sayesinde, ruhsallığı ve bütünselliği, fiziki evrenin dışında, görünmeyen evrenin varlığına güngeçtikçe yaklaşması kaçınılmaz oluyor. Ve birçok bilinmeyenin, açıklanamayanın temeline açıklayıcı ışık tutuyor.

 

Kevser Yalçın - Kuantum Bilgileri Işığında Rezonans