Demokrasiye Muhtaç Müslümanlar




       Avrupalılar; Yüzyıl, Otuzyıl, 1.ve 2.Dünya Savaşlarında
vahşice milyonlarca insanın ölümüne neden olacak şekilde kanlı savaşlara nedenolmuşlardır. Sonunda demokrasiyi özümseyip, toplumsal hayata uygulamalarıyla ekonomik refaha ve sosyal huzura kavuşmuşlardır.

 

       İslamiyet’in ilk asırlarında ilim ve irfanda doruğa ulaşan ve Avrupa’ya bilim ihraç eden, sonraki asırlarda İslam’ın felsefi ve sosyal yönünü terk eden Müslüman halklar ise günümüzde kara bir cehalete bürünmüş, derin bir sefalete esir olmuş, vahim bir kaos ortamına sürüklenmiş durumundalar.

       Günümüzde hiçbir Müslüman ülkesi; bağnazlığın farklı versiyonları olan dinciliğin, mezhepçiliğin, ırkçılığın, seçkinci-laikçiliğin toplumda yarattığı şiddet ve katliamından, cehalet ve sefaletinden kurtulabilmiş değildir.

       İstisna hariç tüm dünya ülkelerinden ayrı olarak sadece Müslüman ülkelerinde demokratik görüşler görülmemekte, şiddet ve kaos yaşanmamaktadır.

       Bugün Müslüman ülkelerinde; mezhepsel, etniksel, sınıfsal
sorunlarından biri ya da bir kaçı görülmektedir. Baskı gören gruplar da
kimliklerini kabul ettirme çabalarını vermekte, bu nedenlerden dolayı da şiddet hiç eksik olmamaktadır.

       Her fırsatta demokratik görüşü kendine şiar edindiğini iddia
eden laikçi alevi görüşü; Suriye’de on binlerce insanı katletmiş, kanları
donduracak şekilde kutsal değerlere küfürlerle işkenceli infazlar ve milyonlarca insanın göçmesine neden olarak, bu görüşün faşist yönünü göstermiştir.

       Laikçi-sosyalist Saddam ve Kaddafi rejimleri de binlerce
insanın ölümüne neden olmalarıyla faşizminin farklıyüzünü göstermişlerdir.

       Sudan’da 2 milyon 700 bin kişinin göç etmesine ve 300 bin kişinin katledilmesiyle ülkeyi kan gölüne dönüştüren dinci Sünni rejiminin bağnaz yüzünü göstermiştir.

       İran’da dinci Şii molla rejimi de her konuşanı idam edip,
baskı uygulamalarıyla adeta İran’ı yaşanmaz hale getirmiş, ülkeyi her an patlayan bir kazan konumuna dönüştürerek, Şialığın bağnaz yönünü yansıtmıştır.

      İslam toplumlarını ekonomik refaha ve sosyal barışa kavuşturacak yegâne yol demokrasidir. Demokrasiye ulaşmanın yegâne aracı da eğitimdir. Demokrasiyi oluşturmak, işlemesini ve yaşamasını sağlamak da eğitimli ve bilgili toplum yapısına sahip olmakla mümkün olacaktır.