Başbakan Ölümsüzlük suyu içti!


 

    Adem yaratılıp, Havva ile birlikte yeryüzüne gönderildi ve böylece  başladı insanoğlunun dünyadaki macerası. O günden bugüne milyarlarca insan nefes alıp verdi bu gökkubbe altında. Ve sonra her fani gibi onlar da ölüp ötelere gittiler. Yalnız, üzerinden bilmem kaç yıl geçmiş olan bu fanilerden bir kısmı, çok diri bir şekilde aramızda yaşarken, bazıları adlarıyla birlikte silinip gittiler bu diyardan. Akla gelen soru şu: Her insan öldüğüne göre kalıcı olanlar bunu sağladılar? Sorunun cevabı basit aslında. Yaşarken dev gibi yaşadılar; büyük eserler, fikirler, izler bıraktılar arkalarında. Mesela Kabil bir cinayet bıraktı arkasında. Ve şu an namludan çıkan her kurşunda, insan bedenine saplanan her bıçakta onun kardeşi Habil’i öldürmesinden izler vardır. Ve işlenen her cinayetle birlikte o da kötü bir şekilde yaşamaya devam ediyor ve edecek. Peygamberler. Düşünürler. Şairler. Ressamlar. Bilim adamları. Siyasiler. Devlet adamları. İşte bu bahsi geçen bu kişiler mutlaka iyi ya da kötü bir iz bıraktıkları için hatırlanmaktalar. Aykırı ve cesur ve özgün ve adanmış kişilerdi bunlar.   *** İşte bu gün bu nevruz gününde bir şey oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, üç seçime giderken, kendisine kadar gelen onlarca başbakanın cesaret edemediği, görmezden geldiği, üstünü örttüğü bir alana girerek büyük bir risk aldı. Çözüme odaklandı. Ve şimdiden ölümsüzlüğünü ilan etti. Daha şimdiden yapmış olduğu diğer büyük ve görkemli ve kalıcı eserler olmasa dahi, sadece gösterdiği bu cesaret, iyi niyet ve babayiğitlik için tarih kitaplarına girmeye hak kazandı. Bugün kendi ulusuna büyük bir armağan verdi. Hem de nevruzda. Bahar bayramında. Onun cesareti ve dirayetiyle bir araya gelen taraflar, tüm eleştiri ve hakaretlere rağmen süreci somutlaştırma noktasına getirdiler. Öcalan'ın "silahları bırakıp, sınır dışına çıkma" zamanı dediği bu süreç sonrasında, insanlar terör belasına kurban gitmeyecek umudunu taşıyor milyonlar şimdi. Tuzu kuruların, Nişantaşı’nda, Fener Ordu evinde, plazalarda oturan elitist seçkinlerin anlayamayacağı bir meseledir bu. Çünkü sonuna yaklaşılan ve 30 bin insanın ölümüne neden olan bu 30 yıllık trajik sürece hiçbir şekilde kurban vermemiş, süreçten olumsuz şekilde etkilenmemiş; aksine süreçten nemalanan bu güruhun Başbakanı ve onun girişimlerini anlamalarını da beklemek abes ile iştigaldir. Bu sürecin diğer baş kahramanları ise; Adalet Bakanı Sadullah Ergin bey ile Mit Müsteşarı Hakan Fidan’dır. Olumlu, sorumlu tavırlarıyla iyi eşgüdüme katkıda bulunan Adalet Bakanı da bengisu içenlerdendir. Ve bürokrat kanadın da başkahramanı elbette Mit Müsteşarı Hakan Fidan’dır. Onun bu süreçteki stratejileri, temasları ve başarısı tarihe şimdiden geçmiştir. Atandığı ilk dönemde Mit Müsteşarı’nın bölge ülkeleri tarafından eleştirilmesinin nedeni de böylelikle anlaşılmış oldu. Çünkü ilk defa bir Mit Müsteşarı halkın içinden geliyor, milletin değer yargılarını biliyor ve tertemiz geçmişiyle göz kamaştırıyordu. İyi çalışan bir Mit Müsteşarı bölgede büyüyen Türkiye’ye büyük katkılar sağlayabilirdi. Ve en nihayetinde kısa sürede Fidan’ın başarısı somut sonuçlar vermeye başladı. İşte bu güzel çalışmalar neticesinde bahsi geçen güzel adamlar ve onların çalışma arkadaşları bir destana imzana atarak ölümsüzlük suyu içtiler. Nevruz yeni gün demek. Kutlu olsun. Nevruzda ab-ı hayat içenleri kutluyor, dualarımızla onları destekliyoruz.