Hakkınızı Helal Edin


 

Daha bir hafta geçmedi üzerinden…

Nevruz’dan bahsediyorum, Türkiye’nin tarihi Nevruz’undan…

Bahar çiçeklerini pek göremedik bu Nevruz…

Gönlümüzde açan çiçekler öyle çoktu ve öyle coşkuyla açıyordu ki art arda; badem ağaçlarının, eriklerin, kirazların üzerinde arzı endam eden çiçekleri fark etmedik bile…

Heyecandan pır pır ediyordu anaların yüreği…

Böyle görkemli bir bahar karşılaması görmemişti memleket…

Üstelik umutlar yerle yeksan olmuşken defalarca…

”Bu sefer bitecek” sözleri, “bu artık bitmez” e evrilmişken…

Birileri kılıçlarını bilerken kapalı kapılar ardında…

Dişlerini kırarcasına sıkarken bir başkası “barışı” her duyduğunda…

Kandan beslenen vampirler başlarını kanatlarının arasına almış kukumav kuşuna dönmüşken karanlık mağaralarında…

Ansızın gösterdi yüzünü;  yapılan görüşmelere, çalışmalara, altyapıya rağmen…

Umutsuzluk;  beklentilerimizi, heyecanımızı yiyip bitiren bir yılan gibi çöreklenmişti içimize…

Bu kadar kolay mıydı gerçekten?

Bir anda bitecek miydi yıllardır kapanmayan kan davası?

Kafaları dolduran soru işaretlerine bence Öcalan’ın mektubundaki tek bir kelime karşılık oldu…

Helalleşme…

Tam olarak şöyle yazıyordu mektupta…

“Zaman; ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil; ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşmanın ve helalleşmenin zamanıdır.”

O cümleye kadar temkinli bir gazeteci duruşuyla dinlediğim mesajın, barışa yönelik samimi bir duygunun eseri olduğuna, işte o kelime inandırdı beni.

Helalleşme…

Böylesine büyük bir barışın oturabileceği daha sağlam bir temel düşünemiyorum.

Helalleşme; her türlü sözden, özürden, atılmış atılacak imzalardan, hatta edilecek yeminlerden daha önemli bir kavram. 

Ne zulmü-acıyı siler, ne geleceğe yönelik boş vaatlerde bulunur. Affetmenin mümkün olmadığı durumlarda olağanüstü bir alternatiftir huzurun ve sükûnun tesisine…

Kişi, karşısındaki insana kul hakkını yani kişisel haklarını helal eder… Ancak bu kul hakkı bir haramdan doğduysa o günah günahkârın boynundan düşmez. Yani malı çalınan bir Müslüman, malını çalan hırsızla helalleşse bile hırsızın işlediği günah ortadan kalkmaz. Mahkeme-i Kübra’da ilahi adalet tecelli eder; hırsız, işlediği haram nedeniyle cezalandırılır. Ama malını çaldığı kişiyle bir kez daha hesaplaşması gerekmez.

İhtiyacımız olan tam da bu aslında…

Unutmanın mümkün olmadığı acılarımızın hesabını, Mahkeme-i Kübra’ya devretmek…

Daha büyük acıların yaşanmaması için, kişisel kul hakkımızdan vazgeçebilmek…

Hiç şüphesiz bir yüce gönüllülük ister…

Dile kolay, yüreğe ağır bir yüce gönüllük…

Askere gönderdiği oğlunu bayrağa sarılı tabutta karşılayan hangi anne, oğlunun katilinin cezasız kalmasına razı olur?

Silah zoruyla boşalttığı köyünde; çocukluğunu, anılarını, hayatının bir bölümünü bırakan köylüler sıyrılabilirler mi yaşadıkları travmadan?

Bir bebek uykusunu bombardımanla bölmenin vebali silinebilir mi boyunlardan?

Ceren’e, faili meçhul bir kurşunun aldığı babasını geri verebilir mi mesela?

Kaçağa yolladığı 13 yaşındaki evladının parçalanmış cesedini bulan Felek Encü için mümkün müdür yaşadıklarını unutmak?

Bazı şeylerin unutulmayacağını herkes biliyor.

Güzel olan da bu zaten, insanlar acılarına rağmen, bile bile koşuyor barışa…

Halleşmeye, helalleşmeye atan kalplerle koşuyor…

Kürt ya da Türk ne fark eder?

Oğulların ve kızların acısı milliyet ayrımı yapmıyor ki anaların yüreğine düşerken?

Öfkeyle kalkmanın zararla oturttuğunu fazlasıyla tecrübe etmedik mi?

Bu kez öfkeyle değil, hassasiyetle kalkıyoruz yerimizden…

Ellerimizi uzatıyoruz birbirimize…

Yıllar yılı uzaklaştırıldığımız, yabancılaştırıldığımız insanlara doğru emin adımlarla ilerliyoruz…

Ayrının gayrının hesabını yapmadan, bütün hesap defterlerini yakarak çıkıyoruz evimizden…

Altında “çapanoğlu” aramadan...

Uluslararası planların hafiyeliğine soyunmadan…

Korkak değil, güven dolu…

Yapmacık değil, samimi mi samimi…

Ve sarılıyoruz birbirimize…

Anaların, yıllar yılı ayrı ayrı toprağı ıslatan gözyaşları birleşiyor.

Berekete, huzura dönüşüyor damla damla düşerken toprağa…

İmkânsız mı? Değil…

Uzak değil, hayal hiç değil…

Hadi helal edelim haklarımızı birbirimize…

Bir daha kurcalamayalım geçmişi…

Kardeşler olalım…

Tıpkı Al-i İmran suresi 103. ayette anlatıldığı gibi:

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.”

Benim hakkım mı?

Varsa eğer, yerden göğe helal olsun, helal olsun, helal olsun…

 

Semanur SÖNMEZ YAMAN