Kritik Tarihi Dönemlerde Kürt-Türk İttifakı-2


 

 

      Daha önceki yazımızda Malazgirt ve Çaldıran Savaşlarındaki ittifaktan söz etmiştik. Şimdi de diğer önemli ittifaka bakalım:

      Üçüncü kritik ittifak; Kurtuluş Savaşında olmuştur. Osmanlı son döneminde, özellikle 18. Yüzyılın sonu ve 19. Yüzyılın başlarından itibaren sanayi devrimi ve Fransız İhtilalinin de etkisiyle yükselen ulusçuluk anlayışından dolayı Osmanlıya bağlı uluslar birer birer kendi devletlerini kurarak Osmanlıdan ayrılıyorlardı. Ayrıca güçlenen İngiltere, Hindistan’a kadar gitmiş her tarafta, sömürgelere sahip olmuştu. Ortadoğu’ya da girmiş ve oradaki Arapları da kışkırtmaya başlamıştı. Anadolu coğrafyası üzerinde de İngiltere’nin yanı sıra Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletlerin emelleri de vardı. Osmanlı her tarafta toprak kaybediyor, yeni gelişmelere ayak uyduramıyor ve ağır borç yükü altında gittikçe eriyordu.

        20. yüzyılın başlarında Osmanlı içinde ülkeyi kurtarma ya da koruma adına çıkan akımlar da bir fayda getirememiş aksine bağlı kalan birçok halkı küstürmüştür. O halklar da ayrılmak için fırsat kollamışlardır.

        Ayrılmayı düşünmeyen bir tek halk vardı. Kürtler. Evet, ayrılmayı değil cepheden cepheye koşarak Türklerle beraber savaşıyorlardı. Özellikle 1.Dünya savaşında Çanakkale Cephesinde kazanılan başarı bunun en açık örneğidir.

        Kurtuluş savaşında hepinizin bildiği gibi öncelikle doğuda savaş başlatılmış ve kısa sürede sunuca ulaşılmıştır. Anadolu’nun her tarafı işgal edilmişken doğuda bir iki yer hariç, işgal güçleri Kürtlerin yaşadığı bölgeleri işgal edememişler. Neden? Çünkü Kanuni Sultan Süleyman’ın dediği gibi orada kalelerden daha sağlam Kürtler vardı. İslam halifesine bağlılıkları tamdı.

        Osmanlıya zorla imzalatılan Sevr Antlaşması, Musul’da ünlü Kürt lideri Şeyh Mahmut Berzenci tarafından yırtılıp atılmıştır. 27 Kürt aşireti lideri ile durumu müzakere eden Şeyh Mahmut Berzenci, Arap liderlerine rağmen İstanbul halifesinin yanında savaşmaya karar vermiş ve kendisiyle görüşmeye gelen İngiliz komutana eldivenli elini uzatmıştır. İngiliz geleneklerine göre hakaret sayılan bu davranışın sebebini de komutanın yüzüne şu sözlerle ifade etmiştir: ‘’ Müslümanların halifesine başkaldıran birinin elini sıkamam, çünkü o el necistir.’’ Sonraları İngilizlerin de itiraf edeceği gibi, İngilizler en büyük zayiatı Musul ve çevresinde vermişlerdir. Unutmamak gerekir ki, Sevr Antlaşmasını ilk yırtıp atanlar Müslüman Kürt halkı olmuştur.

          Peki, Kürtler böyle yaparken diğerleri ne yapıyordu? İngilizlere ve diğer devletlere boyun eğiyor ve her türlü isteklerini kabul ederek tıpış tıpış antlaşmayı imzalıyorlardı.

         Kurtuluş savaşı yıllarında bu konu ile ilgili çok önemli ve çarpıcı bir örnek daha; Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdulkadir tam da ülkenin her tarafının işgal edildiği dönemde şöyle bir fetva yayınlar: ’’Bugün Türk kardeşlerimizin bulunduğu bu müşkül durumda onları yalnız bırakmak haramdır. Biz Kürtlere düşen onlarla omuz omuza vererek savaşmaktır.’’ Peki, Seyyid Abdulkadir’in sonu nasıl olmuştur? Biliyor musunuz? Şeyh Said hareketinden sonra Diyarbakır’a, darağacına asılmak için getirilmiş, kendisinin önce asılmasını istemiş ama bütün ricalarına rağmen önce gözü önünde oğlu asılmış daha sonra da kendisi asılmıştır.

       Bu ittifaklara baktığımızda Kürtler her zaman Türklere yardımcı olmuş ve çok kritik dönemler diyebileceğimiz durumda bu ittifaklar olmuştur. 1071 Malazgirt ittifakı olmasaydı şayet, bu gün Türklerin Anadolu’da olup olmayacakları meçhuldü. Yine Çaldıran savaşındaki ittifak Türklerin Anadolu’da kalmasını sağlamıştır. Aksi olmuş olsaydı galiba Şah İsmail Balkanlara kadar ilerlerdi. Ve belki de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin oluşabilmesi için Kurtuluş savaşında yapılan ittifakın ne kadar önemli olduğu ortadadır. Bu ittifakların ana eksenine baktığımızda her iki halkın Müslüman olması dolayısıyla İslam’daki kardeşlik ruhu ve aynı mezhebi paylaşmalarından kaynaklanıyordu.

        Ama daha sonra kardeşlik sözde devam etmiş ve Kürt kardeşin, uygulamada hiçbir hakkı olmamıştır. Oysa kongrelerde, toplantılarda dillendirilen ‘’hep beraber Anadolu’da Türk ve Kürt Cumhuriyetini kuracağız’’ söylemleri hep boş çıkmıştır. Şark Islahat fermanıyla Kürdün varlığı inkar edilmiş, dili yasaklanmış, dilini konuşan ceza almıştır. İstiklâl Mahkemeleri ile binlerce Müslüman ve Kürt idam edilmiştir. Meşhur, Cellat Ali’ler seriye bağlanmış gibi binlerce insanı darağacına asmışlardır. Binlerce Kürt aile sürgün edilmiş, bilmedikleri, tanımadıkları, dilini konuşamadıkları, kültürüne yabancı oldukları şehirlerde ikamet ettirilmişlerdir. Bu vatan ve Müslüman kardeşi için öteden beri canını veren Kürtlere bunlar reva görülmüştü. Türkleşmeleri gerekiyordu, aksi ise yasaklar, sürgünler, darağaçları ve hapis vardı.

          Artık, inkar zihniyetinin yavaş yavaş kaybolduğunu görmeye başladık. Her ne kadar siyasal zeminde bazı sıkıntılar var ise de atılan adımlar, örneğin TRT ŞEŞ ve okullarda seçmeli Kürtçe dersinin konulması, kangren haline gelmiş bu sorunun çözümü için önemli gelişmelerdir. Bu gelişmelerin devam edebilmesi için, herkesin yeni barış sürecine destek vermesi gerekmektedir.               

        

         

 

NOT: Bu araştırma yazılarımızda aşağıdaki kaynaklardan faydalanılmıştır.

1-Kürt Sorunu ( Altan TAN )

2-Kürtler Nereye? ( Ali BULAÇ )

3-Kürtler ve Türkler ( Pof. Dr. Ahmet ÖZER )