Barışı kimler istemez


 

Barışı Kiimler İstemez Barışı kim istemez sözünü tersten, yani Barişı kim ister, diye soracak olursak tartışmasız herkes barış havarisi kesilip bu soruya en yoğun şekilde ben isterim deme yarışına girer. Soruyu olumsuz şekliyle yani KİM İSTEMEZ diye sorduğumuzda ise hiçkimse barişı istemeyen cephede yer aldığını beyan etmez. Barışı kim istemez genel sorusunu özele indirgeyip Kürt Meselesindeki sorunun barışçı yolla çözülmesini kim istemez dersek yine herkes isteriz havası takınır, bir kısım ise sonuna bir ama takarak sanki istiyormuşlarda barışın gelmesinin olumsuz gerekçeleri varmış gibi kendilerince gerekçeler öne sürerler. Silah ve uyşturucu tüccarları ile bunlardan nemalanan Sivil ve resmi zevatı saymıyorum, çünkü bunların yaşam gerekçeleri, savaşın, savaşların sürmesi ile hayat bulmakta. Ama barışı istediğini beyan edip “ama”sal gerekçelerle barış karşıtı fikir beyan eden siyasileri anlamakta güçlük çekiyorum. Bu siyasi cenah  halktan kopuk “Halk için halka rağmen” politikaları ile ülkeyi bir siyasi partiye mecbur bırakan, iktidara altarnatif oluşturamayan o kadar çok seçim  sonuçları aldılarki belki bunlardan ders almışlardır diye beklemekteyim. Biliyoruzki Anayasa oylamasına hayır verilmesini isteyen siyası partiler halkı ikna edici gerekçeler yerine yine irtica gelecek, laiklik gidecek gibi halkın karnının tok olduğu sloganlara sarılmışlardı. Hayır diyen seçmenin büyük çoğunluğuda Anayasa maddelerini bir kez bile okuma gereği duymadan (Okumama konusunda Evet veren kesimdede azınsanmaz bir sayı vardı tabi) siyasi parti liderleri ile basın yayın organlarının bu yöndeki söylemlerinden etkilenmişlerdi. Evet tarafında olan biri olarak bu konuyu tartıştığım ortamlarda ilk sorum Anayasanın yeni ve eski halini okudunuzmu olmuştu. Bu soruma bir kaç kişi dışında ekseri çoğunluk okumadım demişlerdi. Konuyu başka mecralara çekmeden Barış ile bağlamaya çalışayım. O gün sonuç hayır çıksa idi Ne Ergenekon benzeri soruşturmalar devam edebilir, ne yeniden Anayasa değişikliği gündeme gelebilir, nede bugün güçlü bir şekilde irade konulabilen barış çalışmaları yapılabilirdi. O gün hayır cephesinde yer alan siyasiler seçimden gerekli dersi almamış olsalar gerek yine barış karşıtı bir cephe oluşturmaktalar. Halktan kopuk siyaset geliştirmenin, halkın isteklerinin bir tarafa bırakılarak halka dayatma yapılmasının sonuçları ortada. Ülkede bir siyasi parti tüm yurtta seçmen bulurken diğer siyasi partiler bölgesel parti görünümünde kalmakta. BDP nin sadece Kürt seçmenden ve belli bölgelerden oy alıp diğer bölgelerde yer bulamaması ile CHP ve MHP nin durumu arasında fark varmı. Bu partilerde belli bölgelerden oy alarak özellikle doğu ve güneydoğunun birçok şehrinde seçime girme gerekçeleri bile tartışılır hale gelmemişmi. Bir zamanlar İlkel gerekçeler ve iddialarla Türban konusunu dillerine dolayarak bölge insanının, ülke insanının gerçeklerine karşı politika üreten özellikle  ulusalcı siyasilerimiz bugun yine barışın bölge ve ülke üzerinde yaratacağı olumlu havanın farkına varamamışlar. Belkide anlayamadığımız bazı gerekçeleri ile olumlu havanın farkına varmışlarda bundan rahatsızlık duymaktalar. Bu siyasetçilerimiz bilsinlerki halka rağmen politika yapmaya çalışan birçok siyasi parti hatta iktidarı değişmez görünen o günlerin dev partileri ve siyasetçiler bugun siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kalmışlardır. Yine bu konuda reel bir örnek verecek olursam 12 Eylül askeri darbesinde Urfa Belediye başkanı CHP li Feridun Yazar iken son yerel seçimlerden CHP nin Urfadan aldığı oy 0,04 tür. Yanlışmı okudum diyenler için birde kelimelerle yazayım, sadece binde dört. Bunu irdelemek bile politika üretmede yardımcı olabilecekken ve ülkenin, özelliklede bölgenin özlemi olan barışa kayıtsız destek verip bölge ile parti barışını sağlamak mümkünken, nedendir bilinmez bölgenin tepkisini çeken politikalar üretilmekte. Yazıma genel barıştan dem vurup özelde gündemdeki  kürt meselesindeki barışa vurgu yapma niyyeti ile başladım. Konuyu dağıtmadan bölge özelinde yazmaya çalışırken bölge özelinde bir barışa daha ihtiyaç olduğunu görmüş oldum. Bu barış kitle partisi iddialı siyasi partilerin kendine yer bulamadıkları bölgede seçmenle barışma çalışması. Terörün sonlanması odaklı barış görüşmelerinin başarı ile sonuçlanması topyekün ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamakla birlikte bu süreci iyi yönetip barışa katkı sağlayacak siyası partilerinde bölge ile kaynaşmasını sağlayacaktır. Özellikle geçmişte belediye başkanlıkları, milletvekillikleri kazanmış ancak bugünlerde siyasi zemin bulamakta zorluk çeken partiler bu süreci fırsat bilip, hem ülkeye hem siyasi görüşlerine katma değer sağlayabilirler, Aynı paralelde  BDP de süreci iyi yöneterek kitlesel parti olma yolunda gelişme sağlayabilir.