Çekilme Başlıyor


      Kandil, silahlı güçlerin 8 Mayıstan itibaren çekileceğini bir basın toplantısı ile tüm dünyaya duyurdu. Çok sayıda yerli ve yabancı gazeteci ve televizyoncunun katıldığı basın toplantısında Karayılan, 8 Mayıs itibariyle silahlı unsurlarımızın ülke dışına çekileceğini,  bu çekilmenin Kürt sorununun çözümü için yapılacağını ifade etti. Çekilmede kullanılacak güzergâhlar için ise; nasıl girildiyse yani girerken kullanılan gizli güzergâhların çıkarken de kullanılacağını söyledi.

      Süreç, yeni bir aşamaya girdi. Daha önce silahlı unsurlar ülke dışına çıkmadığı sürece çözüm olmaz deniliyordu. Şimdi bu da gerçekleşecek. Silahlı unsurlar çekilecek ve böylece çözümün önemli kısmı başlayacak. Bu sürecin başlamasıyla beraber PKK üzerine düşeni yapmaya devam ediyor. Önce ateşkes ilan etti ve şimdi de silahlı unsurlarını ülke dışına çekiyor. Hatta Karayılan, sürecin olumlu bir şekilde devam etmesi durumunda silahların tamamen gömüleceğini de deklere etti.

       Bu açıklama tüm dünya basınında geniş yankı buldu. Zira dünyanın en büyük ve en etkili silahlı örgütü, silahlı güçlerini çekeceğini ve sorunun artık siyaset zemininde çözülmesi gerektiğini açıklıyordu. Ve silahlı güçlerini çekerken de çekilme için hiçbir şart koşmadan bunu yaptıklarını söylüyordu.

      Şüphesiz bu sürecin kazananı Türkiye olacaktır. Bu topraklarda yaşayan tüm halklar olacaktır. Fakat yüzyıldır gasp edilmiş en temel hakların iadesi olacaksa herkes kazanacaktır. Zaten asıl mesele de burada yatıyor. Eğer haklar iade edilmezse herkes kaybedecektir.

      Bu ülkede Kürtler, dindar kesimler, Aleviler ve diğer inanç kesimleri çok ezildi. Sistem, kendini koruma ve egemenliğini sürdürme uğruna nice oyunlar oynadı. İşin ilginç tarafı ise ezilen tüm kesimler düşünüp de bir araya gelemediler. Ortak bir mücadele oluşturup bu sistemin değişmesi için güç birliği yapamadılar. Sistem, hangisini ezmişse diğerleri bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın misali, ezilen, inkâr edilen ve en temel insani hakkı elinden alınan kesimin yanında yer alamadılar. Gün oldu, sıra onlara geldi. Oysa tüm haksızlık ve hukuksuzluklara karşı birbirlerine destek olabilselerdi bu ülkede birçoğumuzun benimsemediği durumlar olmayacaktı. Kürtler inkâr edilirken, bütün hakları elinden alınırken diğer kesimler ve Müslümanlar bu haksızlığa karşı çıkmış olsaydı belki de bugün PKK diye bir örgüt olmamış olurdu. Yine diğer inanç kesimlerinin kendi inançlarını yaşayabilme ve ibadethanelerini açabilme hakkı tüm kesimlerce savunulsaydı Maraşlar, Madımaklar olmamış olacaktı. Bu ülkede başörtüsü yasaklanırken ve dindar insanlar fişlenirken bu zulme diğerleri karşı çıkmış olsaydı inanıyorum ki herkes bu ülkede özgür olurdu. Fakat hiçbiri bunu göze alamadı. Dolayısıyla hiçbiri de özgür olamadı.

      Bu aralar Kandil çok hareketli, gazeteci ve televizyoncuların Kandil trafiği çok yoğundur. Murat Karayılan röportaj üstüne röportaj veriyor. Bütün mesajlarında Kürt sorununun artık siyaset zemininde ve demokratik bir şekilde çözülmesi gerektiğini ifade ediyor. Bir de demokratik bir Anayasadan söz ediyor. Zaten Türkiye kamuoyunun çoğu mevcut anayasanın demokratik olmadığını biliyor. Nihayetinde bir darbe anayasasıdır ve demokratik olması da beklenemez. Eğer demokratik bir anayasa yapılmazsa ve yine herkesi tek ırka bağlarsa, yani tekçi zihniyetle yapılırsa, inançlar özgürleştirilmezse mevcut sorunların hiçbiri bitmez aksine katlanarak büyüyecektir.

      Evet, çekilme başlıyor. Kürtlerin yüzyıllardır en temel insani hakları iade edilecek mi sorusu şimdi gündemde. Kendi kimliğiyle tanınması, anadilinde eğitimini görmesi gibi… İster istemez Kürtlerde şu an şöyle bir kaygı var; acaba bu sefer haklarımız verilecek mi? Yoksa yine eskiden olduğu gibi kandırılacak mıyız? Türklerde ise ülke bölünüyor mu kaygısı var. Bir kere şunu net bir şekilde ifade edelim; bölünme kesinlikle yok. Bunu defalarca gerek PKK gerek BDP ve gerek diğer Kürt kamuoyu deklere ettiler. Hakların iadesi konusu ise devletin atacağı adımlara bağlıdır. Haklar verildiğinde küçülen bir Türkiye değil aksine büyüyen ve gönüllerin daha çok birbirine bağlandığı bir Türkiye toplumunun inşa olacağı bir ülke olacaktır. İnsan hak ve hukukuna dayalı yeni demokratik hamleler başlatırsa bölgede gıpta edilen bir ülke konumuna yükselecektir.