Taksim'de kim Güçlenecek?


       Birkaç gündür gece içki yasağı, İstanbul’a 3. köprünün ismi, bu köprünün verdiği orman tahribatı ve başbakan’ın söylemlerindeki sertlik bahane edilerek Taksim Gezi Parkı’nda başlayan eylemler birçok kente yayıldı. Gösterilerin ilk günlerinde birçok çevre tarafından köprüye 75 milyonun sevgi duyduğu bir isim verilmeliydi, insanların özel hayatlarına karışılmamalıydı, siyasi söylemler 75 milyon insanın düşüncesiyle ters düşmeyecek ifadeleri barındırmalıydı denilerek göstericilere hak verildi. Ancak, gösterilerin Tahrir’e dönüştürülüp uzatılması, yüzlerce araç ve işyeri tahrip edilerek, ekonomide işleyişe zarar verme derecesine getirilmesi ve muhalif partilerin bu eylemleri kullanıp erken seçim istemleri, marjinal örgütlerin pankartları meydanlarda asılması, akıllara geçmişteki Cumhuriyet Mitingleri’nin uzantısı mı? Diye soru işareti getiriyor. Geçmişte 28 Şubat kararları neticesinde doğup güçlenen Ak Parti, Cumhuriyet Mitingleri’yle oylarını yüzde 47’ye yükseltmişti.

 

       İktidara hakaret içerikli söylemler ve şiddete dayalı gösterilere karşı orantısız güç kullanılması ve avukatların tutuklanması, toplumu iki yüzde elli bölüme ayrıştırma zeminine doğru kaydırmaktadır. Göstericilerin, gösteri yapma hakkı olmasıyla birlikte, bu kesim tarafından keşke zamanında başörtülü kesime yapılan baskı ve yasaklar için de gösteri yapılsaydı, o zaman Gezi eylemleri,  50+50 toplumun tüm kesimlerinin özel yaşamlarına yapılan müdahalelere karşı yapılmış gösteri niteliğini taşıyacaktı. İktidar tarafı da yapılan kalabalıklı karşılamalar ve “izin ver de taksimi ezelim” sloganları toplumu gererek daha da kutuplaştırmakta, geçmişteki Cumhuriyet mitingleri neticesinde oluşan Ak Parti’nin oy kazanımlarını, gezi parkı eylemlerinde tekerrür etmeme durumunu doğurmaktadır. 2 Yıl önce yüzde 47 oyla iktidara gelmiş hükümetin son 12 yılına hazmetmeme psikolojisine, iktidarın anti demokratik politikaları iddia edilerek kılıf uydurma ve eylemelere marjinal özellik katarak uzatmak, yaklaşan yerel seçimlerde ılımlı söylemlerle masumiyet pozisyonunu kullanması halinde iktidara yüzde 50’nin üzerinde oy kazandırmaktan başka bir şey değildir.

 

       Sonuç olarak; gösterilere karşı ılımlı politikalar izlenmesi halinde oylarını yüzde 50’nin üzerine taşıyarak güçlenen iktidar olacaktır, bunun aksi durumunda da, göstericilere ve muhalefete karşı sert söylemlerle karşılık verilmesi iktidarın güç kaybetmesine ve iktidar karşıtlarının güçlenmesiyle sonuçlanacaktır. Her iki durumda da kaybeden Türkiye olacaktır; çünkü kutuplaşama siyasete, akademik ortamlara, basına, ekonomi ve toplumun tüm çevrelerine sirayet edeceğinden ülkenin ilerlemesi duracaktır. Son olarak, toplum vücudunun sağ ve sol organları ulusalcı, seçkinci-laikçi, aşırı sosyalist, etnik milliyetçi ve milliyetçi muhafazakâr kesimlerden oluşuyorsa çatışma ve kutuplaşma kaçınılmazdır. Toplum vücudundaki organlar arasında kan dolaşımını sağlayarak çatışma ve kutuplaşmayı önlemek için sağ cenahta sola yakın olan liberal demokrasiye, sol cenahta da sağa yakın olan sosyal demokrasiye eğilim göstermekle mümkün olacaktır.