Ayinesi iştir kişinin


“Paranoya” kişisel anlamda olduğu kadar toplum bağlamında da gerçekten insanı hastalıklı sonuçlara götürebilecek bir durum. At gözlüğünün bir kerte yukarısı, şüphe batağının en dibi paranoya.

      Öyle ki çözüme yönelik hiçbir gerekçe yoktur onun kitabında. Hep bir vehim vardır adımlarında, hep bir şüphe söz konusudur bakışlarında.

       2013 senesi itibariyle hızlı bir başlangıç yapıp, şaşkınlığımızı gizleyemediğimiz olaylarla karşılaşınca hem toplumsal hem de evrensel anlamda, bazı şeyleri daha iyi ölçüp biçme ve analiz edebilme imkanı da bulduk.

       Şükürler olsun diyeceğim ben bu noktada müsaadenizle.

       En azından kendi adıma, gizli veya açık bilinçaltıma yerleştirilmiş şüphelerden arınma fırsatı buldum. Emin oldum. İnşallah bu emniyet hissi daim olur.

        Takdirle karşıladığım durumlar oldu mesela. Duruşuyla, tavrıyla, taraflığıyla hayran olduklarım.

       Sair zamanları boşverelim de; hani şu didişmelerimizi, çekişmelerimizi, böylesi kritik durumlarda belli olur ya insanın ne olduğu.

      İşte, tam da öyle.

      Pis bir çıkara dönüştürmek için çabalamak yerine sürecin hassasiyetine binaen aynı hassasiyet içinde davrananlardan söz ediyorum.

     Pekala da yaşadığımız son durumları biraz da ben kullanayım, hükümeti biraz da ben zor durumda bırakayım denilebilirdi.

       Diyenler olmadı mı?

        Hükümet üstü ya da şöyle diyelim –ki olmadığımız halde tarafgirlikle suçlanmayalım- siyaset üstü düşünmeliyim, benim menfaatlerimden önce topyekün bir milletin geleceği söz konusu demeyerek, ağzını aça aça gülüp, bayıla ayıla durumdan nemalanmaya çalışanlar oldu.

        Ne kadar ucuzdular! Ve basit. Ve ne zavallı!

        Hep aynı benzetmeyi yapıyorum belki ama, şunun gibi bir durumdu daha çok. Dayağı yer küçük oğlan, sümüğünü çekerek abisine yalvarır; “La Murat şunlara bir sövsene la!”

        Bu küçük delikanlılardı işte yaşadığımız şu son talihsiz süreçten yararlanmaya çalışan. Hani tankı tüfeği çağırdılar, sövmek ya da dövmek için, olmadı. Yazarı çizeri hareketlendirdiler, olmadı. Meydanları kullandılar, olmadı. Hep bir burun çekerek ağlama, hep bir büyük biraderden medet umma. El netice, yine olmadı.

        Ha, şimdi bir umut ışığı doğdu yine. Tahrir. Nam-ı diğere çevrilmek üzere yanıp tutuşulan Taksim.

      Yuh sizin seçilmişliğinize dedirtecek bir nokta, zira darbeye yandaşlık söz konusu. Fakat kimin umurunda? Gözü kör eden bir paranoya, hastalıklı bir güç talebi, çözüm için hiçbir şey yapmamayım ama sorun için ben burdayım seremonisi.

        Bakmayın siz, aslında ne ülke yönetimine talipler ne de bu gücü hissediyorlar kendilerinde. Ama gelelim oraya arzusundalar. Tuhaf ve akla ziyan ama böyle. Burnumuzu çektiğimizde bir abi buluruz nasıl olsa güveni onların ki.

        Yoksa sıkar biraz, öyle tek başına iktidar filan. Kolay mı bu çapla oraya talip olmak? 

        Neyse.

         Bu anlamda çok kestirme bir söz ve teşhistir, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”

         İşte bizde bu süreçte tek tek seyreyledik aynaları, laflara bakmadık.

         Söylenmiş lafların bazılarını da unuttuk. Çünkü böyle zamanlarda belli olurdu insan ve geçmişte ve anda ne söylenmiş olursa olsun, iş olarak çözüme talip olanlar güzel ve asil bir duruş sergilediler.

          Haliyle daha da umutlandık.

          Bu kafalarla çözüm de olur, kardeşlik de pekişir, en doğru noktalarda da uzlaşılır dedik.

          Umarım yanılmadık.

          Umarım yanılmayız.

          Yoksa herkesin göreceği üzere alternatifler ortada. Bu süreç olmazsa, biz kenetlenmezsek, darbeci kafalar kapıda.

        …

         Tüm okuyucularımızın mübarek Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ederim.  Tüm İslam Alemi adına hayırlara vesile olması umudu ve duasıyla…