Karşı Devrim


 

    Geçtiğimiz haziran ayında Taksim-Gezi Parkı’nda ve ülkenin diğer kentlerinde hükümetin politikalarını protesto etmek için günlerce gösteriler yapılmıştı. Göstericilerin bir kısmı gerçekten demokratik haklarını kullanmak için gösterilere katılmıştı. Ancak göstericilerin bir bölümü şiddet ve taşkınlık çıkararak seçimle gelmiş hükümetin istifasını istemişti.

 

    Taksim gösterilerinin hemen arkasında, Mısır devriminin simgesi haline gelen Tahrir meydanında % 52 oyla seçilmiş Mursi Hükümeti'nin istifası için günlerce gösteri yapıldı. Mısır Ordusu, tertiplenen senaryonun son ayağı olan askeri darbeyi gerçekleştirdi.

 

    Taksim ve Tahrir gösterilerinin zamanlama olarak arka arkaya gelişmesi, göstericilerin birbirleriyle bağlantılarının olmamasıyla birlikte, her iki ülkede sosyalist- ulusalcı, Seçkinci-laikçi-çağdaş kesimin muhafazakâr iktidarları protesto etme özelliği bakımından aynıdır. Ancak Batılı devletlerin Taksim olaylarında Ak Parti iktidarını sert bir şekilde eleştirmesi, Mursi’ nin devrilmesine darbe demeyip sessiz kalması, Tahrir ve Taksim gösterilerinin dış bağlantılarının varlığını ve bu bağlantıların aynı merkezli olduğunun ihtimalini güçlendirmektedir.

 

    Batılı devletler, Mısır’da 2011’de yapılan demokratik devrimi yıkmak için, ordunun Mursi yönetimine yaptığı karşı devrime (Karşı devrim: Eski statukoyu korumak için bir devrimi veya gelişmeyi yıkmayı ve onun ürünlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen hareket)vize vererek, başından beri tedirginlik duydukları Arap Baharı’na artık dur demek istiyorlar.  Batılı devletler, 3. Yılına giren Suriye iç savaşına müdahale etmemelerinin asıl sebebi, Rus yanlısı Esat rejimi yerine halk iradesine dayalı muhafazakâr yönetimin gelmesinden korkuyorlar. Bunda da Mısır, Libya ve Tunus’ta laikler yerine gelen yeni yönetimlerin Türkiye’yle ve Suriye’de gelecek olan yönetimle aynı frekansa sahip olmaları ve bölgede kurulacak olan yönetimler arası frekans uyumu, Batı'nın ve İsrail’in endişelenmesine neden olmaktadır. ABD’nin Irak savaşından sonra Saddam diktatörlüğü yerine seçimle gelen Şii iktidarları, düşmanı olan İran nüfuzuna kaptırması ve radikal İslamcıların bıraktığı kötü intiba, ABD ve Batı'yı bölgede çok önceden demokratik yönetimler yerine diktatör rejimleri yeğlemeye itmişti. Irak’taki iktidarların İran eksenine kayması, Ortadoğu'da seçimle gelen yönetimler arası fikir uyumu, Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu sokaklarını heyecanlandıran İsrail politikaları, Mursi’nin Refah Sınır Kapısını açması, İsrail’i yalnızlaştırmakta, Batı’nın bölgedeki etkinliğini azaltmaktadır. Ortadoğu siyasasında oluşan bu yeni siyasi dengeyi kırmak için Nobel Ödülü’yle taçlandırdıkları Muhammet Baradey ve para yardımıyla elde tuttukları Mısır Ordusu'yla Mısır’da demokrasiyi askıya alarak yani projeye start verildi. Bu projenin varlığını güçlendiren diğer gelişme, demokratik devrimlerden rahatsız olan körfez ülkeleri ve Suudi yönetimi, Mısır'daki darbe yönetimine hemen 12 milyar dolar yardım etmeleridir. Körfez ülkeleri ve Suudi yönetimi, Şii – Sünni siyasi mücadelesinde karşıtları olan Esat rejimine karşı mücadele eden Sünni ağırlıklı muhaliflere sembolik para yardımı yapmaları, Mısır, Libya ve Tunus gibi Suriye’de de demokrasinin oturup kendi ülkelerine sıçramasıyla saltanatlarını kaybetme korkusundan kaynaklanmaktadır.

 

    Demokrasisi henüz bebek olan Türkiye’de, hem Avrupa Birliği müzakereleri hem de darbe karşıtı generaller sayesinde bir dizi darbe planından yeni kurtulmuş Ak Parti Hükümeti, yurtiçinde temkinli ve ılımlı politikalarla demokrasiyi geliştirmelidir. Dış politikada ise anti demokratik körfez yönetimleriyle farklı yaklaşımlarla farklı eksenlere girmeden, Türkiye’de ve bölgede laikleri ve Batı'yı cephe almayacak şekilde demokratik özelliği baskın politika izleyerek, Ortadoğu halklarının Türkiye modeli demokrasi istemi güçlendirilerek devamı sağlanmalıdır. Bu eksende politika izlenmezse, Ortadoğu halklarının istediği demokrasi modelinin merkezi Türkiye olduğu düşünüldüğünde, Batılı devletlerin bölgede demokrasiyi hazmetmemesi, petrol sultanlarının darbecilere para aktarmaları, Türkiye’de dinmeyen gösterilerin provoke edilerek Mursi örneğiyle siyasi tehditler savrulması, darbe riskinin yüzde 100 geçmediği Türkiye’de zayıf ihtimal olsa da tehlikenin varlığını göstermektedir. 

 

    Sonuç olarak hiçbir güç, Ortadoğu sokaklarındaki insanların demokrasi heyecanını kırmaya, kanlarının son damlasına kadar özgürlük uğruna mücadele etme kararlılığını sindirmeye gücü yetmeyecektir.