Hassasiyet ve hakkaniyet


En veballi konulardan bir tanesidir dini bir konuda yazmak. Bir önceki yazıma atfen gelen –bazı okurlarımızdan- eleştirilere yönelik olarak başta belirtmeliyim ki, bu açıdan uzak durduğum, eğer yazmaya karar verirsem de kılı kırk yardığım konuların başında gelir.

        Mesela bu bağlamda o yazılarımda –yıllardan beridir- ahkâm kestiğim görülmemiştir. Yine mesela şunu yapmam (bu konuda yazmaya en ehil sayılabilecek bir kısım ilahiyatçının yaptığı gibi) Kurban’ı şunlardan da kesebilirsiniz, oruçken sakızı çiğneyin bir şeycikler olmaz! (Veya yakın şeyler. Hüküm vermek yani.)

         Bu konularda verilmiş hükümler bellidir ve hepsi de İslam Fıkhında yerini almıştır.

         Ama müsaade edilirse, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’den ayetleri (yorum yapmadan, ehillerin yaptığı yorumlara bağlı kalarak) yazmak isterim.

         Bu neden bazı okurlarımızı rahatsız ediyor? Onu da hiç anlamam.

         Veya kutlu bir ayın içinde bulunmamız münasebetiyle, zekata, sadakaya, infağa vurgu yapmam!

         Bunların hatırlatılmasında rahatsız edecek bir durum göremiyorum ben.

         İnsanları iyiliğe teşvik etmek, bunu da Allah’ın ayetleriyle pekiştirmek neden rahatsızlık uyandırır ki?

         Elbette yazılan konularda hassasiyet gerekir, özellikle dini bir konuysa bu, fakat hakkaniyet içinde kalındığı sürece sorun olmamalı bu.

         Yine ona keza “birlik” demek, “kardeşlik”ten dem vurmak da rahatsızlık vermemeli.

         Öyleyse?

         Başından beri bunların dışında tek kelam etmişliğimiz yoktur Allah’ın izniyle.

          Öyle, çalakalem de yazmıyoruz yazılarımızı.

          Yaptığımız her işe karşı büyük bir sorumluluk duygusu taşıdığımız için içimizde, bir anda okunup geçiliveren bir yazı için belki dakikalarca emek harcıyoruz.

          Hâl böyle olunca da “ehil” bulunmamak, yazının bambaşka yerlere çekilmesi hadisesine hayli içerliyoruz.

          Elbette yazılı basın içerisinde mesela “ekonomi”, mesela “dış siyaset”, mesela “politika” konusunda uzmanlaşmış yazarlar var ve onların gazetelerde hangi sayfalarda yazdığı bellidir zaten. Bir ekonomi uzmanı, gazetenin ekonomi sayfasında yer alır ve hiç sekmeden ülke ve dünya ekonomileriyle ilgili yazılar yazar.

         Bir de “gündem” yazarları vardır ve onlar hemen her konuda yazabilirler. Bu konuda bir sınırlama yoktur. Ve hatta ülke gündemini yakalayamadığında eleştirilir çünkü okurlarını ondan öyle yazılar bekler.

        Merak ediliyorsa bunu da belirteyim, gazetede sürekli (günlük) yazarken de bir konuya bağlı değildim ben. Ülke gündeminde ne varsa onu kaleme alıyordum.

         Bu bazen dini bir konu olur, bazen milli, bazen de siyasi.

         Dini bir konuda yazıyor olmam, beni “ehil” sınıfının dışına taşımayacağı gibi, siyasi bir konuda yazmam da beni “siyaset uzmanı” yapmaz.

        Görüşlerimi paylaşırım sadece.

         Diğer bütün “gündem” yazarlarının yaptığı gibi.

         Bu anlamda, gündemle ilgili yazılar yazan bir yazara “şunu yazma” demek haksızlık olur. Hakkaniyetle bağdaşmaz.

         Daha da açayım, bu şuna benzer. Patatesin kilosu şu kadar olmuş dediğimde; “bak ekonomiyle ilgili yazıyor, çıkma konunun dışına” demek gibi.

          Bir fiyat artışından dem vurmak, ülke gündemine duyarlı her gazetecinin görevi midir, yoksa bunu sadece ekonomi konusunda uzmanlaşmış yazarların mı dile getirmesi beklenir?

          Çarşıya pazara giden biri olarak patatesin kaç lira olduğunu bilip, buna göre değerlendirmelerde bulunmak nasıl her vatandaşın hakkıysa, bir gazetecinin de o kadar hakkı vardır bu konuyu eleştirmeye ve hatta vazifesidir.  “Makro planda dünya değerlerinin altında ya da üstünde” diyerek işin bilimsel kısmına taşan bir değerlendirmede bulunmadığın sürece. Onu konunun uzmanları yapsın. ( Bitirdiğim bir üniversitenin yanısıra iki yıl İktisat eğitimi alıp, üçüncü yılda yarım bıraktığım halde yine de ehil görmem kendimi bu konuda.)

         Kısaca Sevgili Okur, "en yüce ilim haddini bilmektir" denmiştir ya hani. Bu bağlamda nerde duracağını, hangi konuya ne kadar girmesi gerektiğini bilmeye –çalışan- biri olarak yol alıyoruz bu meydanda.

          Gündemdir mevzumuz. Ne eksik ne fazla. İşin ahkam kısmına geçmeden, haşa –özellikle dini konularda- hüküm vermeden.

         Bu yazımızla bazı okurlarımızdan gelen eleştirilere toplu bir şekilde cevap vermiş olalım ve her türlü eleştiriye açık olduğumuzu belirtelim.

        Bütün okurlarımızın şimdiden Ramazan Bayramını kutluyorum. Ülkemiz, milletimiz ve tüm İslam Alemi için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

        Not: Bakın yine dini bir konuya girdim. Bazı okurlarımız rahatsız olmasın? Neyse. Latifeydi. Tebessümle kalın…