Ramazanın manevi hazzını duyamadım ya ona isyanım…


Küçüktük, birlikte uyur, birlikte oynar, çoğu zaman kavga ederdik ama yinede birbirimizi çok severdik. Çünkü biz kardeştik. Tek bedenden beslenen küçücük yüreklerdik…

‘11 Ayın Sultanı Ramazan’ı dört gözle bekler, Ramazan davulcularının seslerini duymadan uyanır sahura kalkıp oruç tutacak diye mutlu olurduk.

Acıkır, susuzluktan ağzımız, dilimiz kurusa da İftar vaktini büyük bir coşku ile beklerdik.

Sofranın başında kulağımız Ezanı duyduğunda küçücük ellerimiz semaya açılırdı.

“Yemeğimi yemeden el açtım Allah’ım sana.

Akıl, sıhhat, doğruluk, iyi huylar ver bana

Âmin”  derdik.

Ocaklarımızda pişen her yemek, komşumuzun sofrasında da yerini alırdı.

Saadethanemizde sohbetler eksik olmazdı,

İftarlar sakin, lakin teravihler coşkulu olurdu.

Fitre vakti geldiğinde babamız küçücük saadethanemizde erzak depolar,

Ardından sessiz, sedasız ihtiyaçlı olanlara armağan ederdi.

Benim doğduğum şehirde bayram öncesi gecenin yarısı ışıklar hiç sönmez, kapılar açık, fırınlar kapanmazdı.

Analarımız birlik olur ‘kömbe’ yapar, bizde yardım ederdik.

Şehrim bereket kokardı…

Bayram öncesi, çekirdek aile alışverişe çıkardık.

Ablamla benzer kıyafetlerimiz olurdu,

Biz birbirimize benzerdik…

Ve bayram sabahı hiç olmadığından çok daha erken uyanır, öteki dünyaya uğurladığımız aile büyüklerimizi ziyaret ederek, Fâtiha’larını eksik etmeyen Ana&Babalarımızı beklerdik,

Kahvaltıyı zaman kaybı sayar, gıcır gıcır kıyafetlerimize kuşanır, sokağa çıkmadan Ana&Babamızın ellerini öperek, bayram harçlığını alırdık.

Sonra akrabalarımız başta olmak üzere komşularımızın kapısına dizilir, ellerini öper, küçücük çantalarımızı bayram şekerleri ve harçlığı ile doldururduk.

Sanırdık ki, dünyanın en zengin çocuklarıyız biz.

Birbirimize gazoz ısmarlar, aldığımız nohutları gazozlarımızın içine atardık,

O lezzeti dünyalara değişmezdik.

O haz unutulmuyor.

Kaleme alırken dahi o günleri ellerimi uzatacak ve tutacak kadar yakın hissediyor, gözlerim doluyor…

Bugün Ramazan’ın o manevi hazzını duymadım ya ona yanarım.

Şimdilerde Ramazan davulcularının yerini çalar saatler almış,

Sahura kalmak zaruret olmuş,

Oruç tutmak uyumak,

Sofralarımız geniş ancak yalnız,

Tencerelerimiz tek kişilik,

Sohbetlerimiz yerini sessizliğe terk etmiş,

Fitre ‘bana düşmez’ bahanesine bırakmış yerini,

Ramazan erzakları dağıtmak gösterişe tâbi olmuş,

Kim kime ne armağan etmiş bilinir olmuş.

Kömbelerimiz mahalle fırınlarında değil, evlerimizde pişiyor artık,

Şehrim bereket de kokmuyor,

Bayram öncesi, alışverişin tadı da yok,

Öteki dünyaya uğurladıklarımız gelenek olduğu için ziyaret zaruret,

Kapı kapıda dolaşmıyor çocuklar artık,

El öpmek, bayram harçlığı almak ayıp sayılmış,

Rabbim, 11 ay beklediğim, hayalini kurduğum, bereketine sığındığım,

Ramazanın manevi hazzını çıkaramadım ya ona isyanım,

Ben dünya işlerine dalmış, çaresiz, biçare aldanmışım.

Beklesem bir kez daha nasip eder misin?

Manevi kirlerden arınma fırsatı verir misin?

Yarabbi, ben aciz kulunu, kapından geri çevirme.

Allah’ım beni Seni çok zikreden,

Sana çok şükreden,

Senden çok korkan,

Sana çok itaatkâr eden kul eyle…

Âmin ecmain