M.KASIM GÜLPINAR


Öncelikle hepinizin geçmiş bayramını kutluyorum. Ramazanda özellikle Mısır, Suriye ve Arakan’daki kardeşlerimizin uğradığı zulüm çerçevesinde dualarda, gözyaşlarında birleşen kalplerimizin, bundan sonra da aynı coşkuyla kenetlenmeye devam etmesini temenni ediyorum.

Bugün sizlerle ekranlarda, internet sitelerinde ve gazetelerin bol reklam kokan sayfalarında pek gözükmeyen bir kişiden- tanıyabildiğim kadar- Şanlıurfa Milletvekili M. Kasım Gülpınar’dan bahsetmek istiyorum.

İyilerin sustuğu, iyiliğin susturulduğu, mütevazı insanların “ene” komasına girmemek için ortalıkta gözükmekten imtina ettiği bir ortamda, “iyi”lerin mutlaka kitlelere tanıtılması gerektiğini düşünüyorum. “Kötü”nün ve kötülüğün çarpan etkisinin ne kadar etkili olduğunu bilmemize rağmen nedense “iyi”nin ve iyiliğin çarpan etkisini göz ardı ediyoruz çoğunlukla. Mevlana Hazretlerinin dediği gibi, “Bülbüllerin sustuğu yerde kargalar ötmeye başlar!” Öyleyse ise topluma “kötü”lüğün değil, “iyi”liğin hâkim kılınması açısından iyiliğin gündeme getirilmesi hem insani, hem vicdani, hem de İslami bir gerekliliktir.

Birine ait güzelliklerin ifade edilmesine “yalakalık” ve “çıkar” veçhesinden bakan insanların çokluğu göz önüne alındığında, “iyiliğin” gündeme getirilmesin oluşturacağı su-i zannı da tahmin edebiliyorum. Hayata “çıkar” ve “yalakalık” penceresinden bakan insanların, herkesi aynı “gayya çukuru”nda görmeleri kadar da olası bir şey yoktur, Rabbim bizi bu “insi şeytan”ların şerrinden korusun.

Bu girizgâhtan sonra, kendisiyle katıldığım bazı basın toplantılarda gözlemleme imkânı bulduğum, geçenlerde bir dost meclisinde hasbelkader karşılaştığım ve ayaküstü çapraz sorularla nabzını ölçmeye çalıştığım Gülpınar hakkında birkaç satır yazmam gerektiğini, “iyi”liğin sunumu açısından çok değerli buldum.

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/milletvekillerimiz_sd.bilgi?p_donem=24&p_sicil=6671 linkinde M. Kasım Gülpınar’ın kariyeri hakkında az da olsa bilgi mevcut.

Altı dil bilen, hayatının neredeyse tamamı Ankara’da siyasetin ve bürokrasinin kalbinde geçen Kasım Gülpınar’ın babası merhum Cenap Gülpınar da Şanlıurfa’nın yetiştirdiği bilge bir kanaat önderi ve siyasetçiydi.

Babasından aldığı ışığı ve terbiyeyi kendi birikim ve donanımıyla birleştiren Gülpınar, geleceği kucaklayan bir profille hizmetlerine devam ediyor.

Arkasında çok geniş bir seçmen kitlesi olmasına rağmen bunu asla bir üstünlük aracı ve silah olarak kullanmayan Gülpınar hakkında ilk söyleyebileceğim şey onun “alçakgönüllüğü”dür. Genelde bölgemizde, özelde Siverek ve Şanlıurfa merkezde bu kadar seveni olan bir kişinin bu tevazuu göz kamaştıracak cinstendir. Bir gazeteci olarak takip ettiğim birçok programda sevenlerinin “Gülpınar, Gülpınar” diye içten ve aşk dolu tezahüratlarının nerden kaynaklandığını uzun süre sorgulamıştım. Çünkü bu normal bir şey değildi. Gülpınar’la yaptığımız sohbetlerde bu işin sırrını çözme imkanı buldum. Bu genç vekil, hem alçakgönüllü, hem “içten”di. İnsanlara çıkarsız ve hesapsızca mukabelede bulunuyordu. Çocuktan yaşlıya, kadından erkeğe herkese aynı muhabbetle bakıyor, kendisini onların efendisi değil, hizmetkârı gibi görüyordu. Onlarla konuşurken tüm bedenini onlara yönlendiriyordu. Bu onun ve ailesinin neden sevildiğini gösteriyordu.

Halka da açık olan birkaç toplantıda bu yumuşak huylu adamın, aslanlar gibi kükrediğine şahit oldum. Etrafında kimin olduğuna değil, konuşmanın içeriğine bakıyordu. Çünkü o geleceği düşünen bir siyasetçi değil, Müslüman bir kanaat önderi ve sosyal sorumluluğu ağır basan bir milletvekiliydi. Ve misyonu “Birileri gücenecekse gücensin, yeter ki Hak gücenmesin”di. Bu toplantılarda gördüğü yanlışlıklarla, aksaklık ve eksikliklerle ilgili eleştirilerini üst perdeden dile getiren Gülpınar, sesini değil, sözünü yükseltiyordu. Kısa sürede bu yeni üsluba alışan biz medya mensupları bunun aslında daha doğru olduğuna kanaat getirdik. Bir TV programına katıldığında özellikle dikkat ettim, ego kokan “Ben yaptım, ben ettim!” gibi cümlelere asla rağbet etmiyor, bütün cümlelerinin başına “biz”i getiriyordu.

Siverek’te, kendi Partisinin daha resmen gündeme getirmediği günlerde “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”nin ruhuna uygun birleştirici işlere imza attığını oradaki meslektaşlarım bana aktarmıştı. Kanaat önderleriyle, muhalefet partilerinin yöneticileriyle “uyum” görüşmeleri yapıyordu. Bu da çetin Karacadağ bölgesinde sevgi, barış ve kardeşlik iklimi oluşturuyordu.

Bu yazıyı yazmaya çalışırken M. Kasım Gülpınar’la ilgili öğrendiğim bir detayı da mutlaka buradan paylaşmak isterim. Yeni kurulan bir TV’deDiplomasi  muhabiri olarak görev yaptığı yıllarda, babası merhum E. Cenap Gülpınar TBBM’nin en güçlü vekillerinden biri, hatta devlet bakanıydı. Fakat o babasından gelebilecek bir imtiyazı gündemine bile almıyor, kendi ayaklarının üzerinde durmaya, kendi alnının teriyle bir yerlere gelmeye çalışıyordu. Bunu bana anlatan arkadaşım, onun yakınında bulunmuş, onun ruhsal tipolojisini iyi analiz eden biri. Yine bu arkadaşımdan öğrendiğime göre Kasım Gülpınar en çok iş takipçiliğinden, liyakat ve ehliyet sahibi olmayan kişilerin kendisinden atama beklemesinden nefret ediyormuş.

Siverek’teki arazilerin kullanım hakkını orada yaşayan köylüye veren, onlardan sadece dua bekleyen Gülpınar’da gözlemlediğim başka bir husus da çocuksu bir masumiyet. Onu halkına sevdiren şeylerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum.

Yaptığı hizmetlerin büyüklüğünü Siverekliler mutlaka görüyordur. Ama bence Gülpınar’ın Urfa’ya kattığı en büyük yeniliklerden biri “idare-i maslahat”ı bertaraf etmesi. Günü kurtarmacı politikalarla halkı kandıran zihniyetin iflas ettiği Ak Parti iktidarlarında bunun en güzel örneklerinden birini Kasım Gülpınar; Bakanımız ve diğer birkaç vekilimizde görmekteyiz. Sempatisinin bozulması pahasına, doğruyu söylemeye çekinmeyen kişilerin varlığı gelecek günler hakkında olumlu düşünmemizi sağlayan noktalardan biri.

Bu yazıyı okuduğunda nasıl bir tepki vereceğini bilemediğim M. Kasım Gülpınar’ı daha yakından tanımak için twitter’dan takip etmenizi öneririm.