ERKEKLER AĞLAMAZ...


 

Pek sulu gözlü olduk son zamanlarda… Gerekli gereksiz süzülüyor gözyaşlarımız göz pınarlarımızdan… Sabah, akşam, evde, işte, sokakta, canlı yayında… “Gerekli gereksiz” dediysem, kişiden kişiye değişiyor bu gereklilik yahut gereksizlik algısı… Kimi Suriye’de kimyasal silahlarla katledilen çocuklar için, kimi tatile çıkamadığı için, bir başkası patrondan koparamadığı izin için ağlamayı gerekli buluyor. Beriki, ağlayan adamın gözyaşlarına hıçkırıklarla eşik ediyor; öteki, ağlamanın zavallılığından dem vurup, “erkekler ağlamaz” klişesinde bir arabesk denizinin sularına bırakıyor kendini… Türkiye’nin ağlayan adamlarla ilk karşılaşması değil bu… İlk değil ama belki en etkileyicisi… … Önce Başbakan Erdoğan ağladı… Mısır’daki İhvan-ı Müslimîn’in Liderlerinden Muhammed Biltaci’nin 17 yaşında katledilen kızı Esma’ya yazdığı mektuptu Başbakan’ı ağlatan… Ortak davalarındaki benzerlik, gece gündüz çalışmaları, çocuklarına ayıracak vakit bulamamaları ve daha onlarca gerekçe, Erdoğan’ın  Biltaci ile empati kurmasına yetti de arttı… Gözleri yaşardı, bir duygu seline kapıldı Ülke TV’deki canlı yayında. Sıra, kızlarının benzer sitemlerine geldiğinde daha fazla tutamadı kendini. Sessizce içini çeke çeke ağladı… Gözyaşlarını silmeye mendil yetiştiremedi. … Sıra futbolcu Volkan’a geldi… Trabzonsporlu Volkan Şen’i ağlatan, kendi taraftarından gelen küfürler oldu… Kameralar önünde ağlayarak terk etti sahayı… … “Erkekler ağlamaz” yalanı ve dayatmasıyla büyüyen Türkiye insanında, yüksek dozlu şok etkisi yaptı bu gözyaşları… Erdoğan’ın gözlerinden aşağıya süzülen her damla, bir başka yoruma kapı araladı. Sevenlerinin büyük bölümü, bu gözyaşlarını yerinde, etkili ve gerekli buldu. Hayranlarının küçük bir kısmına göre ise abartılıydı… Bir başbakan, halkının önünde böyle ağlamamalıydı… Volkanın gözyaşlarına sahip çıkanların sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Üç beş hayranı, birkaç takım arkadaşı… O kadar… … Eleştirilere gelince… Başbakan Erdoğan’a en büyük eleştiri, ana muhalefetten iki gün arayla geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ağlamanın bir zavallılık göstergesi olduğunu iddia etti, "ağlayan adam zavallıdır" dedi. Bununla yetinmedi, iki gün sonra "git Mısır'da ağla" sözleriyle seçmene “Erdoğan Türkiye’yi düşünmüyor” mesajı verdiğini sandı. Volkan için benzer tepki kulübünden geldi. Sokakta misket oynayan çocuklara benzetildi genç futbolcu… … Siyasi rekabetin çirkinleşme temayülüne aşinayız… Dünyanın birçok ülkesinde taraflar birbirlerinin açığını yakalamak için fırsat kollar. Ancak bunu, keskin nişancı tarafından hedef alınarak katledilmiş 17 yaşındaki bir genç kızın cesedi üzerinde yapmak, en hafif tanımla çirkindir, yakışıksızdır, duyarsızlık göstergesidir…   Ağlamak son derece insani bir tepkidir çünkü. Bizi robotlardan, hayvanlardan ayırır… Merhametin, sevginin, huzurun, acının göstergesidir bazen, duygularımıza tercüman olur… Bir yüreğe, yumuşatmak için gözyaşından başka şey katamazsınız… Erkekler de ağlar, hatta ağlamak kemale ulaşmış bir erkekliğin göstergesidir… Fıtratı bozulmamış bir erkek, gözyaşlarının erkekliğine halel getireceğinden korkmadan ağlayabilir… Ama… Eğer bir taştan farksızsa yüreğiniz, yeryüzünün bütün gözyaşları birleşse, yetmez ruhunuzu yumuşatmaya… İşte o zaman aşağılamaya başlarsınız ağlayanları… Erkekliğin ağlamamayı gerektirdiği masalına inanmışsanız bir kere, vicdanınız devre dışı kalmıştır zaten… Halbuki biz, "Eğer benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz" diyen bir peygamberin ümmetiyiz… Kur’an dinlerken ağlayan, hasta çocuklara, şehit düşen ümmetine ağlayan bir peygambere iman ediyoruz… Peygamber mescidinde ağlayan hurma kütüğünü bilmeyen var mı? Evet, bir kütük bile ağlayabiliyor yüreğini acıtan olay karşısında… Eğer ağlamıyorsanız, hele ağlamayı aşağılıyorsanız aynaya bir daha bakın… Bir kütükten daha duygusuz hale gelmiş olabilirsiniz hiç fark etmeden… Son sözü, Necip Fazıl Kısarürek’in Reis Bey eserindeki mahkûma bırakıyorum: “Siz ağlayamazsınız, ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz…”