Nerede bu Feride’ler?


Dün itibariyle bir sosyal paylaşım sitesinde “Urfa’ya Bin Öğretmen Atansın” çağrısıyla, bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı. Ki çok isabetli ve mühim bir çağrıydı. Kimlerin dikkatini çekeceğini ve konuya itibarın ne olduğunu zaman gösterecek.

        Bu minvalde benim dikkatimi çekti mesela. Bu sebeple sesimizi duyurmak anlamında girişimlerimizi büyük küçük diye nitelemeyip, elden ne geliyorsa yapılmalıdır bana göre.

         Konuya dikkatimin çekilmesiyle birlikte kendi çapımda küçük bir araştırmaya gittim bende.

       Bu sayede Urfa’da öğretmen açığı patlaması yaşandığını, bu açığın on bin öğretmen sınırına dayandığını öğrendim. Bu açık geçen yıl beş bin civarında iken bu sene, eş özrü, eğitim özrü ve yer değiştirmeler nedeniyle on bin sınırına kadar gelmiş. Öğretmenlerin Şanlıurfa’dan ayrılmasının en büyük nedeni ise Şanlıurfa’nın zorunlu hizmet bölgesi kapsamına girmemesiymiş. Bu yüzden öğretmenlerimiz Urfa’yı zorunlu hizmet tercihlerinde bile yazmadıkları için dolayısıyla Urfa bundan da mahrum kalıyor. Haliyle bu sebeplerden dolayı da Urfa’da öğretmen açığı giderek artıyor.

         Bu zorunluluk konusunda ilginç bir detay daha var. İstanbul Bağdat Caddesi örneğin, zorunlu hizmet bölgesinde yer alırken Urfa buna dahil değil. Gerçi bu sıkıntı edilmemeli çünkü “zorunluluk” kelimesi diğer şeyleri bir yana bırakırsak çağrıştırdığı şeyler açısından da itici bir kelime lakin burada elzem bir durum var. Yoksa ne bir şehrimiz “zorunluluk” kapsamına dahil olmalı ne de bir görevli zorunlu olduğu için bir yerde bulunmalı. (Açılmaya değer bir konu gibi geldi. Neyse.)

        Şimdi bir de öğretmenlerimiz açısından bakalım. Araştırmalara göre öğretmenlerin Urfa’yı tercih etmemesinin sebepleri arasında tahmin ettiğimiz sebepler yok. Yani ne güvenlik, ne korku ne de diğerleri. Bilakis. Çeşitli platformlarda görüşlerini açıklayan öğretmenlerimiz Urfa’dan övgüyle söz ediyorlar. Urfa’nın tarihi, turizmi, insani değerleri… Bunları yüceltiyor öğretmenlerimiz. Onların tercih etmeme sebebi ekonomik. Urfa’daki yüksek konut fiyatlarından ve ev kiralarından şikayetçiler.

         Araştırma sonuçlarını birlikte değerlendirmeye devam edelim. Peki, iki taraf açısından da mesela hem Urfalı öğrenciler ve o öğrencilerin ebeveynleri hem de öğretmenlerimiz arasında mekik dokuması gereken sonra bu dokuduğu mekikleri ilgililere aktarması gereken sendikalarımız ne durumda? Onlar siyasi gündemlerle ilgili basın açıklamaları yapmakla ve yakın durdukları siyasi partilerin sözcülüğü ile meşgullermiş! Vallahi araştırmalar bunu söylüyor.

       …

         Buraya kadar tamam. Sorunu az çok detaylarıyla birlikte öğrendik. Ki öyle hafife alınacak, gözden kaçırılacak bir sorun değildir bu. Çünkü eğitimdir söz konusu.

           Fakat burada en temele de değinilme diye düşünüyorum. O temelde de konunun ana unsuru olarak öğretmenleri görüyoruz. Şöyle:

         Az önce saydığımız sebepler, şu veya bu, ideal sahibi bir öğretmen için caydırıcı olamamalı zira. Tabi eğer eğitim sistemimizin yetiştirdiği öğretmenlerimizde ideal kalmışsa!

       Feride’yi hatırlatmak isterim tam bu noktada. Teşbih hoşa gider gitmez, benzerlik arz eder etmez o ayrı bir konu fakat Reşat Nuri, Çalıkuşu adlı o romanda sadece bir hikaye anlatmaz, İstanbullu bir genç öğretmenin, meslek aşkını ve öğretme idealini de işler. Konaklarda büyümüş, İstanbul’un en güzel yerlerinde gezip tozmuş bu kız, Anadolu’nun en uzak köylerine gitmekten çekinmemiş, en ağır şartlarda çalışmayı göze almıştır. Her defasında mesleğinin ona verdiği güçle. Çünkü öğretmenlik bir ideal mesleğidir de aynı zamanda. Maaşı için, “hazır meslek, aman şartları da iyi, çok tatili var” diye tercih edilmeyecek kadar kutsaldır da. O kutsiyetin farkında olan öğretmenlerimizi de sanıyorum hiçbir olumsuz şart yıldıramazdı.

                  Hem şu da var ayrıca, tüm meslekler için dile getiriyorum, Türkiye Ankara, İzmir ve İstanbul’dan mı ibaret yahu? Herkes oralarda oturursa, oralarda vazifelendirirse diğer şehirlerimiz ne olacak? Ha, bu noktada da dön dolaş yine sisteme kabahati bul o da ayrı bir konu. Bu durumu bu hale getiren de yanlış yönlendirmeler, yanlış öngörmeler ve yanlış algı. Yine bizzat sistemin kendi tarafından oluşturulmuş bir algı. Gerek o algıyı bazı ekonomik ve sosyal gerçeklerle birlikte sunarak, gerek sinemasından, dizilerine kadar insanını hep büyükşehirlere özendirerek. (Bakınız çoğu Türk Filmi. Finaller hep İstanbul’da biter. Seyirci İstanbul’a gidince bütün sorunların hallolacağı gibi bir algı oluşmasıyla bitirir filmi.)

          Dönüp dolaşıp, nereyi tutsam elime geliyor noktasına geliyoruz ama bir yerden başlanmalı. Çünkü ideal yoksunu öğretmenleri yetiştiren de aynı eğitim sistemi. Eğitimde bir problem var daha da temelde. Ki Urfa on bin öğretmen açığıyla bu maddi sebeplerden dolayı karşı karşıya kalıyor. Bu hem sistem açısından hem de öğretmenlerimiz açısında üzüntü verici.

        Öyleyse, belki de başlıkta şu şekilde sormalıydık. Ki daha sağlıklı bir tespit olsun. “Nerede bu Feride’leri yetiştirecek eğitim sistemi?”

         Urfa ve diğer öğretmen açığı yaşayan illerimiz böyle öğretmenleri bekliyor zira.