12 Eylül


Üzerinde çok yazıldı, çizildi. Bu ülke tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, yapılan en kanlı askeri darbedir. Bu darbe ülkeyi gerek siyasi, sosyal, ekonomik ve gerek demokrasi alanında çok gerilere götürmüştür. Tutuklanan çoğu insanın, hayatını kaybettiği, zindanlarda asıldığı veya çeşitli işkence yöntemleriyle öldürüldüğü ve askerin, vatandaşa karşı en acımasız olduğu bir askeri darbedir.

 

Birçok insanın evlatsız, birçok çocuğun yetim kaldığı ve adeta ülkede askerin, terör estirdiği bu darbe ile, seçimle işbaşına gelmiş bir hükümet, iktidardan düşürülerek yönetime el konulmuştur. Darbeden önce ülkedeki değişik gruplar arasındaki çatışmalar körüklenerek darbeye zemin hazırlanmıştır. Bu çatışmalar belli bir seviyeye ulaşınca da darbe yapılmıştır. İnsanlar suçlu suçsuz ayırt etmeksizin zindanlara doldurulmuş, kadın – erkek, yaşlı – genç demeden tutuklanmışlardır. Tutuklananlara işkencenin alası yapılmıştır. Çocuk yaşta olanların yaşları büyütülerek idam edilmişlerdir. Tıpkı 1920’den sonra kurulan istiklal Mahkemelerinde uygulandığı gibi…

 

Tabi her zaman olduğu gibi yine bu askeri darbenin mağduru Kürtler olmuştur. Diğer kesimler de yani dindarlar, sağcılar, solcular da çok mağdur olmuşlardır fakat istisnasız en fazla Kürtler mağdur olmuşlardır. Aileler, tutuklanan yakınlarını aylarca nerede olduklarını dahi öğrenememişlerdir. Anneler ve babalar ziyaretlerde Türkçe konuşmayı bilmedikleri için ve Kürtçe konuşmakta yasak olduğundan çocuklarıyla konuşamamışlar, arada cam bölmeler olduğundan birbirlerine sarılamamışlar, babalar çocuklarına dokunamamışlar bile…     

Bu ülke, kurulduğu tarihten bu yana hep askeri vesayet altında yaşamıştır. Asker, kendisini bu ülkenin tek sahibi olarak görmüştür. Hoşuna gitmeyen bir şey gördü mü darbe yapma zorunluluğu varmış gibi bir konumda hissetmiştir daima kendini. Yapılan darbelere dikkat ettiğimizde bu zihniyetin olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

 

12 Eylül darbesinden sonra Diyarbakır zindanı bir cehenneme dönüşmüştür. Orada insan aklının almadığı, hayal bile edemediği işkencelere birçok insan maruz kalmış, çocuk, yaşlı, kadın demeden ya asılmış ya da çeşitli yöntemlerle öldürülmüş ve cenazeler bile ailelerine gösterilmemiştir. İnsanlar aç susuz bırakılmış, oruçlu insanların ağzı lağım sularına konularak insan dışkısı yedirilmiştir. Örneğin yazar ve siyasetçi Altan Tan’ın babasına bu işkence yapılmıştır. Ve zaten birçoğunuzun bildiği gibi babası işkence görerek hayatını kaybetmiştir.

 

Söylenecek birçok şey var ama dileğimiz odur ki bu ülkede bir daha böyle durumlar yaşanmasın. Daha demokratik bir ülkeyi darbelere ve vesayetin her çeşidine karşı çıkarak inşa edelim ve yazıyı bir şiirle bitirelim…

 

12 EYLÜL DARBESİNDE DİYARBAKIR 5 NOLU ZİNDANIN DİLİNDEN 

 

Adım 5 nolu zindan

Nam-ı diğer işkencehane veya bu dünyanın cehennemi

İkamet yerim Diyarbakır

Özelliğim, insanlık dışı muamele

En önemli dekorum

Zeminde cam parçaları, lağım suyu

Elektrikli demir yataklar

Tavanlar Filistin askısı

Yöneticilerim; insanlıktan nasibini almayanlar

Misafirlerim; çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar

Baba ile oğlu, anne ile kızı

Sağcılar, solcular, dindarlar

En özel misafirlerim; Kürtler

 

Her saniye, her dakika, her saat

Ziyafet var bende

Ziyafet masamda neler yok ki

Kimisine insan dışkısı yedirme

Kimisinin üzerine köpek saldırtma,

Kimisine Filistin askısı, kimisine elektrik

Çıplak ayaklarla kırık cam parçalarının üzerinde yürütme

Sigara söndürme çıplak vücutlarda

Evladı babanın sırtına bindirtme bazen de tersi

Ve yine birbirine tokatlattırma ikisini,

Tek kelime Türkçe bilmeyenlere

Bir gecede on kıta

İstiklal Marşını ezberlettirme işkencesi,

Hülasa bitmeyen bir ziyafettir benimkisi…