Soft Haber


Radyo yıllarımda –ki hâlâ yurtdışı bağlantılı olarak devam ediyor haber spikerliği alanında- programlar yaparken, saat başı haberleri de sunuyordum.

       Gündem hemen hemen hep aynı.

       Aynı ağırlıkta ve aynı gerginlikte… Özellikle siyasi alanda oldukça da tuhaftı. Evet tuhaftı. Doğru kelime bu olurdu sanıyorum. Bazı siyasileri ve icraatlarını açıklamak için. Öylesine tuhaflıkları haber diye sunmak zorunda kalıyordum ki, zaman zaman bunaldığımı hissederdim. Ve maalesef hep aynı kısır döngü içinde seyrediyordu süreç. İktidar ve muhalefet ekseninde.

        Kimse dinlemez bunları, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ve çok sıkıldığımı. Aynılığın neresi dinlenir ki? Tencere dibin kara, seninki benden kara. Dön baba dön aynı suçlamalar, aynı eleştiriler, aynı çekişmeler. Sonra yurduma has üçüncü sayfa haberleri. Ve dahi magazin. Şimdi gözüme çarptığında ancak okuduğum magazin haberlerinde de bir değişme yok mesela. O dönemde de aynı şeyler vardı.

         Ne yapabilirim, diye düşündüm. Milleti bu kadar “aptal” yerine koymak hiç insaflı bir hareket değildi. İnsafın da ötesinde dalga geçmek gibi bir şeydi. Öyleyse, dedim bende, misliyle karşılık bulmalı bunlar.

         Sabahları şöyle bir kırk beş dakikayı “Soft Haber” başlığında değerlendirmeye karar verdim.

        “Siz misiniz bizimle dalga geçen, buyurun bizden de size selamlar o halde” ana fikrinde siyasi ve güncel gündeme mizahla karışık eleştiriye başladım. (Yaşım ve birikimde o kadar müsait değil üstelik. Yirmili yaşların başındayım.) Haberin sonuna birkaç espri sıkıştırarak, dinlenmeyen haberleri dinlenir hale getirdim. Öyle çok sevildi ki program, “haber böyle dinletilir” filan diye tebrikler bile aldım. Oysa benim amacım bundan ziyade, için için biriktirdiğim öfkeyi bu şekilde, yani en olması gereken biçimde, mizahla harmanlayarak eritmekti. Hiç sertleşmeden, aşırıya kaçmadan, hakarete vardırmadan söylenmesi gereken ne varsa söylemek.

         Bununda yolu en iyi mizahtan geçerdi.  

         Çok ciddi gibi görünen fakat özünde fevkalade ciddiyetten uzak gündemimize baktıkça, mizahın daha da geniş perspektifte yer bulmasını diliyorum bugünlerde nedense.

         Bu ne çelişkili bir cümle, ne demek ciddi gibi görünen ciddiyetsizlik, eleştirilerine karşı şunu diyebilirim son tahlilde. Bakınız; Türkiye’nin kalbine, Ankara’ya, üstüne üstlük güvenliğin temeline yapılan roketli saldırı. Ve hemen akabinde yapılan açıklamalar. Yahut da suçlamalar.

        Öyle bir ülke düşünün ki, sade vatandaşları, en ufak bir suçlamada, suçlamanın aslına astarına bakılmaksızın terör örgütlerine yardım ve yataklıktan patır patır tutuklanabilirken ve senelerini bir hücrede geçirmeye mahkûm edilirken, iktidar partisi, muhalefet partilerini aleni olarak terör örgütlerine destek vermekle suçluyor fakat onlar hakkında hiçbir şey yapılamıyor.

        Sorgulayın azıcık. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Böyle bir tuhaflık, böyle bir komedi olabilir mi?

        Ha, ispatlayamıyoruz, sadece tahmin ediyoruz. Tahminse karşı taraf bunun savunmasını şiddetle yapıp, kendini aklamanın yollarını aramalı, değilse tahminde bulunan taraf bunu ispatlamanın ve cezasını ödetmenin yollarını aramalı.

         Yoksa gündemde sahnelenenler, soytarılıktan ileri gitmez.

          Vatandaş da aynı hissi yaşatmaya devam eder içinde: “Bunlar bizi aptal mı sanıyor?”

         Belki “bir örnek ver, kimdir suçlamanın aslına astarına bakılmaksızın yıllardır bir hücrede tutulan?” diye merak edenler olabilir. Bunu da yeri gelmişken bir parantez kısalığında örneklendirelim. Gazeteci-Yazar Salih Mirzabeyoğlu mesela. Uzun yıllardır İBDA-C ile ilişkisi ispatlanamadığı halde bir hücrede tutuluyor ve Necip Fazıl’ın vefatının hemen akabinde, onun da büyük tesirinde kalarak, onun bıraktığı yerden fikri hareketlerini sürdürdüğü için bir bedel ödüyor.  

        Kıyaslayın az önce bahsettiğim suçlamalarla, bu suçlamayı. Ne farkı var? Eğer suçlamayla hücreye gönderiliyorsa birisi, şimdiki bazı muhalifler niye dışarda, yok değilse Salih Mirzabeyoğlu niye içeride?

         Yanlış anlaşılmasın, kimse içeri girsin filan diye zorladığımdan söylemiyorum bunları, sadece bir çelişkiyi, tuhaflığı ve hatta komediyi ortaya koymaya çalışıyorum.

           Bunu yaparken de artık “Soft Haber” yapmak gibi bir imkan bulunmadığı için elimde, bunu bu sütundan yapıyorum. Ve şunu da üzülerek kabul ediyorum, diğerleri neyse de bu tür şeyler mizahı bile yetersiz bırakacak bir paradoks. Kara mizah bile yetersiz bu durumları aklamaya ya da esnetmeye. Fakat neylersiniz ki çoğumuz hiç sorgulamadan kabulleniyoruz bu ve benzeri gerçekleri.

         Adına da gündem diyoruz.

         Ağlanacak halimize gülmeyi bile unutuyoruz bu gündem fırtınası içinde. (Yani mizahı) Çünkü düşünmekten uzaklaştırılıyoruz sistematik bir biçimde. Ne sorgulaması?

        Hâl böyle olunca da bize gülmek kalıyor. Yani işin mizahı… Zor! Zira bunu da hakkıyla yapanlar pek kalmadı fakat… Bari.