Beyin fırtınasız ‘Akıl tutulması’…


Ve beklenen gün… Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunun merakla beklediği ‘Demokratikleşme Paketi’ni açıkladı.  Ve daha paket açıklanmadan günler öncesinde muhalefetin takındığı tavır, iktidarın erken eleştirilere yanıtı…    Değerli bir arkadaşımın düşüncelerine başvurdum, paket açıklanır açıklanmaz. Yaptığı yorum gayet yerinde, kısa ve öz; “yapılan yüksek sesli çağrı, paket açıklanırken sessizce kulaklara fısıldandı.” ‘şşşşt kimse duymasın’ gibisinden… Hakikaten Usta, ‘korkaklar zafer anıtı dikemezler. Siyasetlerini korku ve korku üzerine kuranlar değişim karşısında varlıklarını sürdüremezler’ sözünüzden de yola çıkarsak eğer ve naçizane bir özeleşti kabul görürse, elbet beklemiyorduk ölümsüzlük iksirini lakin derinliği olmayan, üzerinde tartışma dahi yapılmamış, yalnızca seçime etkisi olsun diye hazırlanmış bir paket gibi görünmüyor mu uzaktan?  Beyin fırtınasız ‘Akıl tutulması’…  Madem konu ‘Demokrasi.’ O’nu da açmak gerekmez mi? Demokrasi;  ‘Tüm vatandaşların devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimi.’ Türkiye Cumhuriyeti’nde, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı hâkim, dahası mevcut.  O halde, ‘liderlik sultası’ yani; ‘siyasi partilerde alınan tüm kararlarda parti başkanının tek söz sahibi olması durumu’ hangi demokratik ülke yönetiminde var? Konuyu ‘Demokratikleşme Paketi’nde yer alan şu düzenlemeye bağlayacak olursak yani;  “Yüzde 10 barajıyla devam edilebilecek. Baraj yüzde 5'e çekilip, 5'li gruplandırmayla Daraltılmış Bölge Seçim Sistemi uygulanabilecek. Üçüncü seçenek olarak da ülke barajını tamamen kaldırılarak, Dar Bölge Seçim Sistemi getirilebilecek…” %10seçim barajı ile parti delegelerin etkisi sorgulanmamalı mı?  Kendi iç demokrasimizi sağlayabildiğimiz sürece toplumu demokratikleştirebiliriz. Ötekisi hayalden öteye geçmez.  Kısacası, ‘Seçim ve Siyasi Partilerin Kanunlarının değişmesi elzem. Bu iki durum düzelince demokratik talepler kendiliğinden gelecektir.   Uzun süredir gündemde olan, çalışmaların olgunlaşma safhasında; ‘… orada çok sürprizler var’ denilen bu paket, bir çok beklentiye karşılık vermiş gibi görünmüyor. En azından ilk yorumlar bu yönde, sempatizanlarda dahi azıcık da olsa bir hayal kırıklığı… Kulağa hoş gelen bazı noktaları varsaymaz isek.   Peki, kulağa hoş gelen noktalar neler? ‘Yazarın kaleme aldığı konularda, kendi fikirlerinin yanı sıra kişilere değil, çoğunluğun fikri durumları sorgulanmalı’ diye uyarılıyorum.  ‘Temeli olmayan binanın, boya badanası ne derece önemli, dürüst, ahlaklı bir toplum oluşması için gerekli envanterler neler, temsilde adalet var mı, var olan ne kadar çalışıyor, adalet kime,  kim için?’ bunlar bana yönlendirilen sorular.  Bu sorulara yanıt ararken, ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma’ telkinini ise yüreğim bana fısıldıyor.  İktidarın bir sempatizanı olarak açıklanan pakete bakış açım ve ilk tepkim bunlar.  Hani kulağa hoş gelen noktaları da görmezden gelmek acımasızlık olur.  Mesela, ‘Kamuda başörtüsü yasağının kalkıyor’ olması gibi. Başbakan konuyla ilgili olarak; "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik, kadın ve erkekler için kısıtlayıcı hükümler içeriyordu. Bu kısıtlamalar, çalışma hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ediyor, ayrımcılık içeriyordu. Yönetmeliğin 5'inci maddesinde değişiklik yaparak, kadın çalışanların giyimleri üzerindeki ayrımcı ihlalleri kaldırıyoruz" dedi.  Buna göre, söz konusu bu madde kamu vicdanını okşayan cinsten. Bugüne kadar dini inancının gereğini yerine getirdiği için ötekileştirilen ve adeta eve mahkûm edilen kadınlar için mutlak bir zafer.  Mesela, ‘X, Q ve W’ harflerini kullanmanın serbestliği. Empati yapabilme kapasitesine sahip biri olarak bu madde, Kürtçe de geçerli olan ‘x,q,w’ harflerinin kullanılmasına izin verilmekle birlikte, nüfus kayıtlarında isimlerin serbestçe kullanımına da imkân sağlıyor olması açısından önemli. Mesela, ‘farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünün açılması…’ Demokratikleşme Paketi’nde eğitime ilişkin önemli bir düzenleme. Mesela, ‘Kişisel verilerin korunması…’ Kişilerin mahrem saydığı özelinin Anayasal güvence altına alınması.  Gerisi daha çok bir kısım zümreyi ilgilendiren, birazda kişisel maddeler ve imtiyazlar gibime geliyor.  Sözün özü, açıklanan paket, hakikaten birçok kesimi şaşırttı mı, yani bu bir devrim mi? Tabii ki değil. Usta’nın da ifade ettiği gibi; “uzun soluklu bir sürecin sadece bir safhası.” Yani bir ilk değil, ancak bir son olmadığı da unutulmamalı.  O halde tartışmaların zemini de yapıcı, yön verici, pozitif eleştiri olmalı.  Kısacası; ‘TOPLUMSAL DAYANIŞMA BİR ZORUNLULUKTUK.”