Mecazen siyaseten katl


İbn-i Haldun meşhur “Tavırlar Nazariyesi”nde bir hanedanın (devletin) gelişim-yıkılış sürecinde şu beş aşamayı ortaya koyar.

       Zafer, İstibdat, Rahat-Huzur, Kanaat, İsraf.

       Zaferin sonunda gücü eline alan iktidar, istibdat dönemine geçer. Bu dönemin üzerinde kısaca durmak gerekirse, hanedan bu dönemde devletin tüm yetkisini elinde toplar, iç-dış unsurları dize getirmeye çalışır, yakınlarını saf dışı bırakır. Yönetimi tek elde toplamaya çalışır. Yöneticiler yönetilenler üzerinde tam bir egemenlik kurar, asabiyet kırılır, bürokrasi kuvvetlenir, iktidar paylaşımına hiçbir şekilde izin verilmez.

        İbn-i Haldun bu nazariyeyi (teoriyi) bundan yüzyıllar önce ortaya koymuş. Çok iyi bir gözlemci olan ve dönemi dâhil, geçmiş dönemleri de çok iyi okuyup-anlayan-açıklayan İbn-i Haldun’un ortaya koyduğu bu teori, hâlâ yerli-yabancı bilim çevrelerince üzerinde tartışılan ve fikirler geliştirilen bir teoridir. İbn-i Haldun için bu konuda kısaca şunu diyebiliriz; o geleneği çok iyi biliyordu. Bunun için, beş yüz yıl veya bin yıl sonra yaşaması gerekmiyordu bu aşamaları ortaya koymak için, sistemin işleyişine vakıf olmuştu, dün neyse bugün de aynı, yarın da aynı olacak sonucuna ulaşmıştı ki bu sonuçları ortaya koysun. Öyle olduğunu şuradan anlıyoruz, İbn-i Haldun’un bu teorisi ne çökmüş bugüne kadar ne de enteresan olarak bizzat nazariyenin ortaya koyulduğu –herhangi- bir devlet açısından sekteye uğratılmış. Bunun için sadece bizde değil, dünya çapında da okunuyor ve okutuluyor İbn-i Haldun.

        Siyaseten katl ifadesi tam olarak ne zaman teşekkül etmiş –resmi belgeler dışında hareket edecek olursak- tam kestirememekle birlikte, adı bu şekilde ifadelendirilmese bile, İbn-i Haldun’un ortaya koyduğu nazariyeyi temel alırsak mecazen tüm hanedanların (devlet) istibdat döneminde vuku bulmuş olmalıdır diye düşünüyorum.  

        Gücü eline alan iktidar, devletin tüm yetkisini elinde toplar, iç ve dış unsurları saf dışı bırakır deniliyordu bu dönem için. Dışı bir yana bırakıp içe yönelirsek, bu dönemde güç mücadeleleri dahilinde acı bir tablo da ortaya çıkar. İktidar sahibi (bugün için parti lideri diyelim) kendine rakip olarak gördüğü herkesi siyaseten (mecazi manada) öldürebilir. (Gerçeği tarihte olmuş.) Peki, nedir mecazen siyaseten katl (ki benim bir ifademdir); günümüz dünyası için düşünürsek, -iktidar ya da muhalefet- bir partinin liderine sırf rakip çıkacak olması için değil, eleştirel baktığı ya da aykırı bir ses olarak değerlendirildiği için yahut da geleceğe dair liderlik anlamında içinde bir ışık taşıdığı hissedildiği için birinin saf dışı bırakılması.

        Bir anda vefa, sadakat, kardeşlik gibi duyguların silinmesi, arkadaşlık ya da dostluk ilişkilerinin hiçe sayılması. Bir anlamda siyaseten o kişinin ortadan kalkması için emr-i fermanın verilmesi.

         Öyleyse diyebiliriz ki, İbn-i Haldun’un bir kere daha haklı çıkması.

         Ha, o günün şartlarında siyaseten katl aleni bir biçimde işleniyormuş da, bugünün şartlarında mecazen yapılmaya başlanmış! Bu sonucu değiştirip, teoriyi çökertir mi? Hayır.

       Peki, böylesi zeki, ufuk sahibi, dahi adamlar yüzyıllar öncesinden teoriler ortaya koyacak ve insanlar buna harfiyen riayet etmeye devam mı edecek? Tarih, zaman, durum ve mekan değişse bile? Maalesef öyle görünüyor. O zekaya, o dehaya ulaşılamadığı sürece sanırım devam edecek.

         İbn-i Haldun’un bu nazariyesinin üzerine teoriler geliştirilmeyecek çünkü sekteye ya da değişime uğramayacak.

           İbn-i Haldun dememiş ama büyüklerimizin bize verdiği bir öğüt vardır. Siyaset günlük hayatımıza o kadar yerleşmiş ve nüfuz etmiş ki sonucunda böyle nasihatlerde ortaya çıkabilmiş demek ki. Şöyle derlerdi: “Her ne olursa olsun, siyasetin güzel olsun.”

        Elbette, kastedilen git bir partiye çalış sonrada siyasetini güzel hale getir demek değildi bu. Siyaset burada, hayat tarzın, gidişatın, ortaya koyduğun işler, lafın, sözün manasına gelirdi ki biz bunun böyle olduğunu zaten bilir ve anlardık.

          Keşke bunun böyle olması gerektiğini siyasilerde anlasaydı. Bir insanın profesyonel ve sade hayatında siyasetinin her anlamda güzel olması gerektiğini… Ortaya koyulan bu teorilerin, duruma göre ortaya çıkan terimlerin, kavramların ya da ifadelerin illaki rota bu olmalıdır anlamına gelmediğini. Bir teoriyi yaşayarak yaşatmak yerine, çürüterek de kalıcı hale gelinebileceğini ve tarihsel bir sürece olumlu manada katkı sağlanabileceğini.

        Zeki, dahi bir adamın başka zeki ve dahi adamlar tarafından aşılabileceğini ama ne yazık ki bazılarının üzerine böyle adamların daha gelmediğini. Bu yüzden yüzyıllar önceki teorilerin hale işlerliğinin kabul edilmek zorunda kalındığını.

         Bunlar bilinseydi, “mecazen siyaseten katl” gibi bir ifadenin de uydurulmak zorunda kalınmayacağını.

          Siyasetin güzel manada da sürdürülebileceğini.

           Bakın ne güzel bir şey de söylemiş olduk. Yaklaşan seçimlerle birlikte partiler bunu sloganlaştırıp, yaşayarak ve yaşatarak uygulayabilir pekala da: “Her ne olursa olsun, siyasetin güzel olsun.”

          Çok mu zor bu?