Diyalogcu İmparator


Gayri Müslim unsurlara karşı, tarihte eşi benzeri olmayan hoşgörüye sahip yegane imparatordur Fatih. Çünkü o tarihi çok iyi okumuştur.

        Bu yüzden etrafındakileri şaşkınlığa sürüklemek pahasına, “Ben Doğu Roma’nın da İmparatoruyum” demiş fakat Papanın “bunun için Hristiyan olmalısın” sözüne itibar etmeden, Hristiyan olmadan da bunun gerçekleşmesini sağlamak için çabalamıştır.

        Fatih bunu niye yapmıştır? Şüphesiz hâlâ üzerinde konuşulan, çok tartışılan tarihi meselelerden birisidir bu. Sadece ülkemizin bazı tarihçileri değil, dünya tarihçilerinin bir kısmı da başlı başına Fatih için ömürlük çalışmalarla, onun çok büyük izler bırakan tarihi kişiliğini anlamaya çalışmaktadır.  

        Allah ömür verirse, hani tarihin masal kısmını da bir yana bırakarak, bu olağanüstü kişiliği anlamaya çalışmaya talip olanlardan birisi de benim. Çünkü Fatih başlı başına bir hazine, ömrünün her bir aşaması, attığı her adımı fevkaladeliklerle dolu, zekanın ve dehanın son raddesi bir hükümdardır, bir kişiliktir.

        Onu okurken şaşkınlığınızı gizleyemez, olmuş bitmiş, üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen, bazı girişimlerini anlamakta zorlanır, kapasitenizi zorlarsınız. “Ben Doğu Roma’nın da İmparatoruyum” sözü mesela. Bu İstanbul’u fethetmiş bir hükümdarın, meselenin heyecanıyla sarf etmiş olduğu, sıradan, hemencecik söylenivermiş bir söz değildir. Muazzam bir altyapısı vardır bu sözün.

        Yine ona keza, İstanbul’u fetheder etmez, Bizansın son dönemlerinde ihmal ve yıkıma uğramış kentin mimari görüntüsünü değiştirmek için çabalamak bir yana, nüfus bakımından şehri doldururken neden Müslüman unsurlarla yetinmeyip, mesela Rumları, İtalyanları, Yahudileri değişik yerlerden alıp getirerek İstanbul’a yerleştirdi? Neden savaş esirlerini İstanbul’a yakın köylerde istihdam etti? Bir sonraki yüzyılı, daha sonraki asırları bildiğiniz için siz bunları okurken, eğilip bükülerek, kıvranabilirsiniz. Çünkü Osmanlı’nın son dönemlerinde sorun olan unsurlardan bazılarının da bunlar olduğunu bilirsiniz ve koca hükümdarı “İstanbul neredeyse bomboşken ve sen şehri teslim almışken ve senden böyle bir talep bulunmadığı halde tutup şehri tamamen Müslümanlardan oluşturmak yerine, üstelik davet ederek neden yabancı unsurlarla doldurdun?” diye suçlayabilirsiniz. Çünkü siz o dönemi değil sonraki dönemleri de tahlil etme imkanı bulmuşsunuzdur. Fakat bu yaşanılan tarih içerisinde mümkün olan bir şey değil.

        Lakin daha da enteresanı şudur; asıl soru yani. Fatih tüm bunları biliyor olsaydı, yani sonraki dönemlere dair bir kehanette bulunulmuş olsaydı ve uyarılsaydı, yine de çok tartışılan bu girişimlerde bulunur muydu?

        Benim buna cevabım “evet” olurdu. Onu henüz anladığımdan, bu girişimlerini tam tahlil ettiğimden dolayı vermezdim bu evet cevabını, Fatih’e ve zekasına, dehasına son derece itimat ettiğim için verirdim bu cevabı. Muhakkak dayandığı temel dinamikler olmalıydı.

        Dünü bilmek bugüne ışık tutar malumunuz veçhiyle. Kuşkusuz Fatih’i iyi anlayanlar, ahfadı yani, onun izinden gitmek için, onun zekasında ve dehasında adımlar atıyorlardır ve çok tartışılan girişimlerde bulunuyorlardır. (Fatih’te çok tartışılmıştı, onun girişimleri değil yaşadığı dönemde, hala sorgulanıyor.)

         Bilhassa Hıristiyanlara, Yahudilere yönelik sonsuz hoşgörüsü, bunun altında yatan sebepler, siyasi ve sosyal açılardan inceleniyor, değerlendiriliyor. Onun tüm bu unsurları, ilahi dinleri hakimiyeti altında birleştirme çabası hala tartışılıyor. Türk-Cihan hakimiyeti içerisinde, bu hakimiyete ülkü olarak tüm dinlerin ve milletlerin mensuplarının selametini sokmasını kavrayıp, anlamaya çalışıyor. Türk-Cihan hakimiyeti mefkuresine, İlay-ı Kelimetullah şuurunun dahil olmasıyla, Fatih’in ufkunu ne kadar genişletmiş olabileceğini idrak etmeye çalışıyor. Bu Hristiyan Yahudi unsurların, gerektiğinde İslam’a nasıl hizmet ettiklerini, zekalarıyla gayretleriyle ülkelerin fethinde Fatih’e nasıl yardımcı olduklarını çözmeyi hedefliyor.  

           Tabi bu çok uzun bir süreç ve kapasite ufuk meselesi.

           Fatih öyle birkaç yılda, birkaç okumayla anlaşılacak bir şahsiyet değil.

          Dediğim gibi onu anlayanlar yani ahfadı da var elbette. Tıpkı döneminde Fatih’in anlaşılmaması gibi anlaşılmayanlar ve sorgulananlar. Çapsız ve ufuksuzlar tarafından gelişigüzel, saçmasapan, içi kof ve boş, birikimsiz suçlamalara maruz kalanlar. Fatih’in F’sini bilmeden, anlamadan ve kavramadan, Fatih öncülüğünde açılmış bir kapının nereye varmayı hedeflediğimi bilmeden, inanılmaz cehaletle, komik duruma düştüğünün de farkında olmadan boşa konuşanlar.

         Fakat neylersiniz ki tarih onları yazmıyor. Fatih’i ve onu anlayanları yazıyor daha çok. Adı Fatih olanları değil yani, özü Fatih olanları.

         Bu bakımdan tarih bilmeyen şuursuzların, bugünkü yorumlarına ve değerlendirmelerine çok da itibar etmemek gerekiyor.

          Allah bize ecdadımızı tam bir şuur içinde anlamayı nasip etsin.