Yalnızız


 

Toplum olarak yalnızız kimsesiz ve kendimizle başbaşayız aslında 

Büyütüp büyütüp çoğalttığımız, çoğaltırken eksildiğimiz, eksilirken yaşlandığımız, yalnızlıkları var hepimizin. 

 

Bir de tıbben isimlendirilmemiş bir kanser çeşidi var; ‘’ yalnızlık kanseri ‘’. Yüzyılın hastalığı, tedavisi zor, Avrupa bile yetemiyor... Bir kere üremesin, gerisi bilindik bir çorap söküğü gibi geliyor ardı ardına... Planlanmış bir şey gibi bu sanki. Önce küçük bir yalnızlık çöküyor ruhuna, çok telaşlandırmadan, pek hissettirmeden, yavaşça, usulca... Yayılmaya hazırlanıyor, soluk aldığın her alana. Küçük olduğu için çok dokunaklı değil şimdilik. Önemsemiyorsun. Sıradan bir şeymiş gibi geliyor, herkese olur gibi... Ama öyle değil... Durumu aymak zaman alacak... 

 

Azıcık aşağı çekiyor. Olağan çizgiye doğru yaklaşmak gerekiyor aslında. Ama, aksi işte. Biraz daha aşağı çekiyor. Panik yapmamalı, çözülebilir bir durum gibi görünüyor hala. Ve başlıyorsun boğuşmaya. Fakat öyle bir illet ki içine düşmeye başladığın, bir türlü kurtaramıyorsun paçayı... Ve öyle bir şey ki, didindikçe, kurtulmaya çalıştıkça, daha aşağı, daha aşağı, hatta en aşağı çekmeye çalışıyor. Her şey tepe takla gelmiş, üstüne üstüne yürüyor. Her yol sırası ile deneniyor... Çıkış yok... Sorun neydi, neden oldu,kimdi,niçin? Düşüne dur, boş...

 

Peki neydi bizi hasta eden, kanser eden?.. Her şey neden dengesinden uzaklaşmıştı birden? Her şey böyleydi de, biz mi polyanna olmuştuk ? Belki evet, belki hayır... Ne fark eder ki üstelik. Ne zaman ki maskeler çıkarılır yüzlerden, roller biter ve yeni gün başlar. Ne zaman ki pervasızca salınırsak birbirimize, tutarsak gerçek, birebir gerçek elleri iyileşiriz elbet. Lazım olan sadece budur yaşadığım asırda. Her şey o kadar taklit ve asılsız ki boğuyoruz birbirimizi. Çullanıyoruz birbirimize hunharca üstelik. Belki çok değişmeyiz ama, ne kadar yol kat etmişsek, o kadar yaklaşmışız demektir.