On İkinci Gece


 

Hak Teâlâ, Cebrail’e (a.s.):
− Ya Cebrail, dedi. Yarattıklarımın en şereflisi, en izzetlisi, yaratılmışların özü, ilk yarattığım ruh Muhammed Mustafa’nın doğum zamanı geldi. Gök ehline ilet!
Peygamberlerin meleği Cebrail, varlığını dolduran ölçüsüz sevinçle göğün yedinci katından seslendi.
− Ey gök ehli!
Tüm gök ehli dikkat kesildi.
− Rab Teâlâ emretti ki, bu gece yaratılmışların en şereflisi, ilim ve irfan kaynağı, kalbi şefkat ve merhamet yuvası sevgili Resulü dünyaya çıkacaktır. Tesbih ve taatlarınızı arttırın. Yerler, gökler ve on sekiz bin âlem bu gece aydınlanacaktır. Salat ve selamlarınızı fazlalaştırın. Gökleri süsleyin ve Muhammed ümmeti için dua edin!
− Ey cehennem meleği, diye seslendi sonra.
Cehennem meleği dikkat kesildi.
− Cehennemin yedi kapısını kapat!
− Ey cennetin bekçisi Rıdvan, diye seslendi ardından.
Rıdvan dikkat kesildi.
− Bütün cenneti süsle!
− Huriler, gılmanlar ve vildanlar!
Huriler, gılmanlar ve vildanlar dikkat kesildiler.
− Cennete girmeniz için izin verildi. Hepiniz cenneti süsleyin! Cennete ziynetler ve mücevherler saçın!
− Birinci kat gök melekleri!
Birinci kat gök melekleri dikkat kesildiler.
− Dünya ehli üzerine cennetin mücevherlerinden saçın…
Ne muazzam bir geceydi o! İnsan hariç bütün yer ve gök ehli uyanıktı. O gece, dünyada ateş yanmadı. Yemek yapmak için, su ısıtmak için ocak başına gidenler, ne kadar uğraşır¬larsa uğraşsınlar, başarılı olamadılar.
O gece, Rebiülevvel ayının onikinci gecesiydi.
Günlerden Pazartesi’ydi.
Bugün, insanların amellerinin Hakk’a arzedildiği gündü. Hz. İbrahim’in Kâbe’yi tamamladığı gündü. Hz. Musa’nın Tur dağına çıktığı gündü. Ve Resulullaha vahyin geleceği gün olacaktı. Miraca çıktığı gün olacaktı. Hicretin başladığı ve son¬landığı gün olacaktı. Müjdeci, şahid ve uyarıcı olarak gönderilenin en yüce dost olan Allahu Teâlâ’ya ruhunu teslim edeceği gün olacaktı.
Bu gece ise, dünyanın görmediği ve bir daha göremeyeceği bir geceydi. Tüm yaratılmışların sevinç gecesiydi. Kavuşma gecesiydi…
Yıldızlar bir başka parlıyordu tüm kâinatta, ay geceyi bir başka aydınlatıyordu, rüzgâr bir başka esiyordu. Hava bir başka kokuyordu. Yıldızlar yere o kadar yakın ve berraktı ki, biri şöyle dedi:
– Elimi uzatsam alacak gibiydim.
Resul’ün soluyacağı havanın nabzı atıyordu. Tüm mahlûkat dikkat kesilmişti.
Rüzgâr, vecde gelip her zamankinden daha serin ve hızlı esmeye başladı. Dünyanın dört bir yanını dolaşıp mahlûkata Muhammed Mustafa’yı müjdeledi.
Yer üstünde hayvanlar, bitkiler, ağaçlar, çiçekler, deniz içinde balıklar, gökyüzünde yıldızlar, gezegenler, ay, güneş, göktaşları, yerin ve göğün yedi katı, hava boşluklarından atom zerreciklerine kadar herşey, hiç hissetmedikleri bir sevinçle sarsılıp salavat getirmeye başladılar. Duyulmamış güzellikte bir senfoni başladı dünyada...
Ümmeti için cehennemin önünde duracak Resul geliyordu…
(Dürr ve Sadef’ten alıntıdır.)        

- See more at: http://www.moralfm.com.tr/on-ikinci-gece-cn149312.html#sthash.Zhvnim9j.dpuf